DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberlerinde Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile DEVA Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Heyet, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile basına kapalı bir görüşme gerçekleştirdi. Yaklaşık 1,5 saat süren görüşmede, Suriye’deki güncel gelişmeler ve bölgesel meseleler ele alındı.
DEM Parti'den CHP'ye Suriye gündemli ziyaret: Mürşitpınar Sınır Kapısı açılsın

Basına kapalı görüşmenin ardından liderler kameraların karşısına geçti. DEVA Partisi lideri Babacan, Suriye'deki gelişmelere yönelik sivillerin korunmasının tüm taraflar için birincil öncelik olması gerektiğini vurgulaydı. Babacan bölgede kalıcı istikrarın ancak halkın desteğine dayanan bir meşruiyetle sağlanabileceğini söyledi. Türkiye’de yürütülen barış sürecine dikkat çeken Babacan, Meclis’te kurulan komisyonun gecikmeden sorumluluk alması gerektiğini vurguladı. Babacan, sürecin Suriye’de yaşananlara endekslenmemesi gerektiğini belirterek, raporun bir an önce tamamlanması ve ardından gerekli yasal düzenlemelerin TBMM’de hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Babacan'ın açıklaması şöyle;
"SURİYE'DE ÖNCELİK SİVİL HALK"
"Suriye'de ne olursa olsun tüm tarafların bir numaralı önceliği sivil halkın, kadınların, çocukların korunmasıdır. Tek bir insana, tek bir cana dahi zarar vermeden bu sürecin yürümesidir. Şu anda oluşmuş olan Şam yönetiminin güçlü bir devlet yapısına ulaşması ancak Suriye içindeki tüm kesimlerin güvenini kazanarak mümkün olur. Çünkü yeni bir devlet yapısı ancak ve ancak halkın gücüne, halkın desteğine dayanan bir meşruiyetle ayakta durabilir.
Umarım ki bu sıkıntılı, stresli ve riskli süreci hep beraber, bölgenin insanları olarak el ele verip aşacağız ve Türkiye'nin, Suriye'nin, Irak'ın hak ettiği o istikrara, barışa, huzura inşallah hep beraber ulaşacağız. Bu mümkün. Ama bizim kendi gayretimizle mümkün.

"SURİYE’DE GÜÇLÜ DEVLET, TÜM KESİMLERİN GÜVENİNİ KAZANMADAN MÜMKÜN DEĞİL"
Babacan, Suriye’de istikrar ve kalıcı iç barışın ancak ülkenin tarihine ve sosyal dokusuna uygun bir sistemin kurulmasıyla mümkün olacağını söyledi. Mevcut Şam yönetiminin güçlü bir devlet yapısına ulaşmasının, Suriye’deki tüm kesimlerin güvenini kazanmasına bağlı olduğunu ifade eden Babacan, “Güven bir anda inşa edilmez, zaman alır” dedi. Yeni devlet yapısının meşruiyetinin dış desteklere değil, halkın gücü ve desteğine dayanması gerektiğini vurgulayan Babacan, azınlıkların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir anayasa ile tüm kesimlerin temsil edildiği yerel ve merkezi yönetim yapılarının güçlü bir devlet inşasının temel unsurları olduğunu belirtti.
"SURİYE’DE DEVLET İNŞASI KAPSAYICI VE KADEMELİ OLMALI"
Babacan, Suriye’nin iç savaştan çıkan ve yeni bir devlet düzeni kurmaya çalışan bir ülke olduğunu belirterek, “Suriye’nin siyasi birliği, toprak bütünlüğü ve milli bir orduya sahip olması devletin topyekün inşası açısından önemlidir” dedi. Bu sürecin, ülkenin kültürel çeşitliliği gözetilerek yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Babacan, Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Türkmenler ve Sünni Arap olmayan tüm kesimlere dikkatle yaklaşılması gerektiğini söyledi. Sürecin kademe kademe ilerlemesinin altını çizen Babacan, “Bu olmazsa, güven inşa edici adımlar atılmazsa bu işin yönetilmesi son derece zor olur” ifadelerini kullandı. Bölgedeki sorunların dış müdahalelerle değil, bölge halklarının kendi aralarında diyalog ve diplomasiyle çözülmesi gerektiğini dile getiren Babacan, insanlık ve kardeşliği esas alan bir yaklaşımın hızla geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Babacan'ın açıklamaları şöyle;
"ZAFER DİLİ DUYGUSAL KOPUŞLARA YOL AÇAR"
"Sözün gücü çok önemlidir ama bu sözün gücünü kimseyi rencide etmeden, kimsede duygusal kopuşlara sebep olmadan kullanmak gerekir. Türkiye içindeki hukuk ve adaletle ilgili sorunları, ekonomiyle ilgili sorunları örtmek için kullanılacak bir zafer dili bizim kendi Kürt vatandaşlarımızda, Suriye ve Irak Kürtlerinde de büyük duygusal kopuşlara ve on yıllarca tamir edilemeyecek, rencide durumlarına yol açabilir. Dolayısıyla çok dikkat etmek lazım. Bir yandan Türkiye olarak yapıcı bir şekilde meselelere yaklaşırken öte yandan da galip-mağlup, zafer-hezimet dilinden uzak durup barışın kazanacağı, insanların kazanacağı, hukukun ve adaletin kazanacağı ve nihayetinde Suriye’de demokrasinin kazanacağı bir sürece Türkiye destek vermek zorundadır. Demokrasi diye de altını çiziyorum, çünkü Suriye’de mutlaka bir seçim takvimi açıklamanın vakti gelmiştir. Halkın iradesinin iş başında olacağı bir yönetim perspektifi Suriye’de verilmezse, güven inşası mümkün olmayacaktır. Bütün bu riskli süreçte önceliğin insan olması gerekiyor. Şu anda Kobani’deki durum sivillere zarar veren bir durum. Elektriğin ve insani yardımların normal bir şekilde akmasını sağlamak her şeyden daha önemli. Tek bir çocuğun, tek bir kadının sıkıntı çekmeyeceği bir yöntemle bu işin yönetilmesi işin esasıdır. Bu yardım koridorunun, şuradan ya da buradan, gerekiyorsa doğrudan bizim sınır kapımızdan açılması ve bu durumun yeni travmalara yol açmadan yönetilmesi son derece önemlidir.
"'SURİYE'DEKİ GELİŞMELERDEN SONRA KOMİSYON ÇALIŞMALARI DEVAM ETSİN' DEMEK BÜYÜK HATA"
Bizim kendi barış sürecimiz, biliyorsunuz komisyon kuruldu, bu komisyon, iktidarıyla muhalefetiyle herkesin elini taşın altına koyması için kuruldu. Yoksa Meclis’te Anayasa Komisyonu var, Adalet Komisyonu var, İçişleri Komisyonu var, diğer birçok konuda iktidar 50 artı 1 ile bastırıp geçirmiyor mu? Bu komisyondan çok daha fazla istifade edilmelidir. Hele de bu kritik dönemde 'Hele bir Suriye’de ne olacak görelim, ondan sonra komisyon çalışmaları devam etsin' demek büyük bir hatadır. Komisyonun üzerine düşen görevi bir an önce yapması, raporun tamamlanması, kanun düzenlemelerinin yapılması Suriye’deki gelişmeleri de olumlu bir şekilde etkileyecektir. Öncelik, sonralık sırasına çok dikkat etmek lazım. 'Önce Suriye mi, sonra rapor mu yoksa önce rapor sonra Suriye mi' ikilemine hiç düşmeden bizim kendi iç sürecimizi hızlı bir şekilde ilerletmemiz lazım. Burada oluşacak olumlu iklim Suriye’de de güzel bir şekilde yansıyacaktır. Buradan da Meclis Başkanı'na, iktidara ve komisyona çağrım, bir an önce geciktirmeden bu raporu tamamlamak ve rapordan sonraki yasal düzenlemeleri de bir an önce TBMM’de uygulamaya başlamak lazımdır. Artık komisyon ön almalıdır, arkadan gelmemelidir."

"HÜKÜMET SÖZCÜLERİNİN KULLANDIKLARI DİL KÜRT HALKINI YARALIYOR"
Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan, DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, görüşmenin verimli geçtiğini belirterek, Babacan'a teşekkür etti. Hatimoğulları, Suriye’de yaşanan son gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye’de özellikle hükümet kanadından kullanılan bazı siyasi söylemlerin Kürt halkında derin bir kırılma yarattığını söyledi. Hatimoğulları, bu dilin hem Suriye’de yaşayan Kürtleri görmezden geldiğini hem de bölgedeki gerilimi artırdığını belirterek, yanlış söylemlerin onarılması güç toplumsal kopuşlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Hatimoğullarının açıklaması şöyle;
"Bugün Suriye'de çok önemli gelişmeler var. Özellikle 6 Ocak'ta Halep'te Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinde, çeşitli provokasyonlarla başlayan, orada Kürt halkına yönelik gerçekleşen çok ciddi saldırılar oldu ve bu saldırılar hız kesmeden farklı bölgelere yayıldı. Bizler özellikle Kamışlı'da yürüttüğümüz görüşmelerde başta PYD temsilcileri, ENKS'nin temsilcileri ve farklı siyasi partinin temsilcileri ile yaptığımız görüşmede net olarak verilen bilgi ve yapılan değerlendirme şu yöndeydi; özellikle SDG güçlerinin Rakka'dan ve Deyrizor'dan çekilmelerinin en önemli nedeni Suriye tarihinde bugüne kadar bir Kürt-Arap savaşı ciddi anlamda yaşanmamış. Dolayısıyla bugünden sonra orada uluslararası güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin komploları çerçevesinde ciddi anlamda bir Kürt-Arap savaşının örülmeye çalışıldığı, bunun derinleştirilmeye çalışıldığını fark ederek böyle bir şeye asla alet olmayacaklarını ve bu sebeple SDG güçlerinin oradan çekildiğini ifade ettiler. Yine aynı şekilde müzakereye çok ciddi bir biçimde önem verildiğini, yapılan birçok anlaşma ve mutabakata uyulması konusunda çağrıları olduğunu özellikle belirtmeliyim.

"TÜRKİYE'DE ALGI YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR"
Ne yazık ki Türkiye'de belli bir kesim bir algı yaratmaya çalışıyor. Sanki Suriye'de ateşkesi bozan Kürt cenahıymış gibi bir algı yaratılıyor. Bu külliyen yanlış bir algıdır. Doğru bir algı değildir. Orada başından beri 10 Mart mutabakatı başta olmak üzere 4 Ocak'ta Şam'da hem Şam yönetiminin hem SDG yönetiminin bir araya gelerek tam bir mutabakat oluşturdukları anlaşma dahil olmak üzere hatta imza altına alınmayan o anlaşma Şam yönetimi daha sonra 'Bu anlaşmayı imzalayacağız' diyor. Hepsine Kürt cenahının riayet ettiğini ancak ne yazık ki Eşrefiye - Şeyh Maksut gibi provokasyonların baştan beri planlanmış olduğu için 4 Ocak'ta yapılan çok önemli bir ve tam bir mutabakata o anda HTŞ tarafının imza atmadığı 'Biz mutabık olduk ama bu imzayı sonra atacağız' dedikleri bizlere ifade edildi."
"KÜRT KARDEŞLERİMİZE SALDIRAN DİLİ KABUL ETMİYORUZ"
"Diyorlar ki 'Biz Türkiye'ye bu taraftan bir taş dahi atmış değiliz. Biz Türkiye için bir güvenlik sorunu teşkil etmiyoruz. Türkiye bizim komşumuzdur. Yanı başımızda bizlerin kardeşleri yaşamaktadır, sınırın diğer yanında ve biz Arap-Kürt savaşına ne kadar karşıysak Türk-Kürt çatışmalarına ve savaşına o kadar karşıyız. Lütfen bütün Türkiye'de başta Türk halkı olmak üzere herkesin bunu bilmesini, bizim mesajımızı duymasını istiyoruz.'"
"Türkiye'de özellikle hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil hakikaten Kürt halkını son derece yaralayan bir dil. Bugün kullanılan dilin orada yaşayan Suriye'de yaşayan Kürt kardeşlerimizi görmeyen, Kürt kardeşlerimize saldıran adeta HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bir dil olmasını asla kabul etmiyoruz, etmemeliyiz ve bizim çağrımız bu dil değişmelidir"
Türkiye'nin iç barışı konuştuğunu belirten Hatimoğulları, 27 Şubat'ta terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "Barış ve demokratik toplum çağrısı hala yerli yerinde durmaktadır" sözlerini hatırlattı.
Hatimoğulları, şöyle devam etti:
"Bu çağrıya riayet etmek, bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmek için hep birlikte önemli adımları atmalıyız. Bugün TBMM çatısı altında bir komisyon oluştu. Türkiye kamuoyunun komisyondan beklentileri büyük ancak bu komisyon yine Suriye'deki gelişmelere bakarak çalışmalarını ilerlettiği için mevcut iktidar Suriye'deki gelişmelere bakarak 'Hele bakalım orada ne olacak, hele bakalım nasıl bir yeni pozisyon belirleriz' diye sahadan ortaya çıkacak duruma göre Türkiye'deki barışı bu şekilde şekillendirmeye çalışmasını da son derece yanlış buluyoruz. Bunun Türkiye'nin iç barışını oluşturması ve tahkim etmesi konusunda son derece engelleyici bir yaklaşım olduğunu bir kez daha belirtiyoruz.
"SURİYE'DE DE BİR İÇ BARIŞ TAHKİM EDİLMELİ"
Biz bunu ortaya koyduk diye iktidarın kimi sözcüleri tarafından 'Bu süreç DEM Parti tarafından bir çizgiye çekilmektedir' yaklaşımını ve buna hizmet eden kalemşörleri asla kabul etmeyiz, etmeyeceğiz. Tavrımız açıktır, nettir ve sarihtir. Biz Türkiye'nin iç barışının neden tahkim edilmesi gerektiğini, bölgesel gelişmelerin neden bunun önünü açtığını ve buna neden yol verilmesi gerektiği konusunda netiz, hemfikiriz. Bölgedeki güç dizilimleri değişmedi. Orta Doğu yeniden inşa edilirken orada Sayın Bahçeli'yi bizimle el sıkıştıran sebep neyse hala yerli yerinde durmaktadır.
Suriye'deki bu gelişmeler orada yerli yerinde duran gerçeklikleri değiştirmemiştir. Dolayısıyla biz başta Türkiye'nin iç barışını tahkim etmesini önemsediğimiz kadar Suriye'de de bir iç barışın tahkim edilmesini önemli buluyoruz. Hem iktidara hem bütün muhalefet güçlerine çağrımızdır. Gelin Suriye'nin barışını inşa etme konusunda hep birlikte elimizi taşın altına koyalım. Gelin bütün farklı halkların ve inançların, Alevilerin, Dürzilerin, Hristiyanların, Türkmenlerin, Sünnilerin, mütedeyyinlerin, sekülerlerin, herkesin eşit yurttaşlık hakkını tanımlandığı bir demokratik Suriye'nin kurulması konusunda hep birlikte katkı verelim."
DEM PARTİ'NİN ZİYARETLERİ SÜRÜYOR
DEM Parti’nin, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin ardından başlattığı siyasi partiler turu kapsamında gerçekleşen ziyaretlerin devam edeceği, bu çerçevede DEVA Partisi’nin ardından Saadet Partisi’ne de gidileceği belirtildi. DEM Parti heyeti, bu kapsamda ilk görüşmesini 27 Ocak’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yapmıştı.
