Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç, Demokrasi Platformu’nun “Adalet Hemen Şimdi” başlıklı konferansında yaptığı konuşmada yargı bağımsızlığına ilişkin sert değerlendirmelerde bulundu. Kılıç, hukuk güvenliği olmadan yatırım gelmeyeceğini vurgulayarak, “Maliye Bakanı Körfez ülkelerinde para isterken TÜSİAD Başkanı gözaltına alınıyor. Hukuk güvenliğini sağlayamazsınız, hiçbir yatırım da bu ülkeye gelmez” dedi.
Eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, Demokrasi Platformu’nun “Adalet Hemen Şimdi” başlıklı konferansında yaptığı konuşmada, Türkiye’de yargının yapısal sorunlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
1990 yılında Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiğini, 2007’de ise başkanlık görevine geldiğini hatırlatan Kılıç, yargıdaki temel meselenin yıllardır değişmediğini belirterek, “Bağımsız ve tarafsız bir yargı nasıl oluşur? Bu sorunun sıkıntısını ve sorunlarını yaşadık. Bunları çözmeye çalıştık, konuştuk, bağırdık, çığlık attık” dedi.
Konuşmasının önemli bölümünü hukuk güvenliği ve yatırım ilişkisine ayıran Kılıç, Türkiye’de iş insanlarının, akademisyenlerin ve yargı mensuplarının baskı altında hissettiğini söyledi. Kılıç, hukuk devletinin zayıfladığı bir ortamda ekonomik kalkınmanın da mümkün olmadığını belirterek, “Maliye Bakanı Körfez ülkelerinde para isterken TÜSİAD Başkanı gözaltına alınıyor. Böyle bir ortamda yatırımcıya güven veremezsiniz” değerlendirmesinde bulundu.
Kılıç, konuşmasının merkezine 2010 anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu’nun yapısını ve yargının siyasetle ilişkisini aldı.
“2010 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÜLKENİN MAKAS DEĞİŞTİRDİĞİ YILDIR”
Haşim Kılıç, 2010 anayasa değişikliğini Türkiye açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendirdi.
Kılıç, bu değişiklikle üç önemli adım atıldığını belirterek, “Birincisi yargı vesayetine son vermiş, ikincisi askeri vesayete son vermiş, üçüncüsü de Anayasa Mahkemesi’nin yapısında çok önemli değişiklikler yaparak bireysel başvuru yolunu bu ülkeye kazandırmıştır” ifadelerini kullandı.
O dönem Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak bu değişikliklerden heyecan duyduğunu söyleyen Kılıç, askeri vesayet ve yargı aktivizminin geride kalacağı beklentisi taşıdıklarını anlattı.
Ancak sonrasında farklı bir vesayet düzeninin ortaya çıktığını savunan Kılıç, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun önce “cemaat” olarak adlandırılan yapı, ardından da 15 Temmuz sonrası yürütme organının vesayeti altında kaldığını ileri sürdü.
Kılıç, “Bu anayasa değişikliğiyle demokrasinin, insan haklarının ve özgürlüklerin daha geniş bir alana yayılacağı bir gelecek bekledik ama maalesef olmadı. Biz 2010 öncesi vesayeti arar hale geldik” dedi.
“CUMHURİYETİN HİÇBİR DÖNEMİNDE YARGI BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLAMADI”
Kılıç, Türkiye’de yargının tarihsel olarak hiçbir dönemde tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız olamadığını söyledi.
İstiklal Mahkemeleri’nden darbeler dönemine, parti kapatma davalarından cumhurbaşkanlığı seçim krizlerine kadar birçok siyasal krizin merkezinde yargı kararlarının bulunduğunu belirten Kılıç, “Sorunların çıkmasında, sorunların büyümesinde yargı organlarının kararları var” dedi.
Eski AYM Başkanı, 2010 öncesi dönemde Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşık 30 siyasi partiyi kapattığını hatırlatarak, bu kapatmaların büyük bölümünün laikliğe aykırılık veya bölücülük gerekçeleriyle yapıldığını söyledi.
2010 sonrasında ise Anayasa Mahkemesi’nin daha özgürlükçü bir yapıya kavuştuğunu belirten Kılıç, bu nedenle parti kapatma kararlarının görülmediğini ifade etti.
ERDOĞAN ÖRNEĞİ: “YARGININ BİR SİLAH OLARAK KULLANILDIĞI DÖNEM”
Kılıç, konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi geçmişindeki yargı kararlarına da değindi.
Refah Partisi, Milli Selamet Partisi ve Fazilet Partisi çizgisindeki kapatma davalarının ardından Erdoğan’ın siyasi figür olarak öne çıktığını anlatan Kılıç, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde okuduğu şiir nedeniyle ceza aldığını ve “muhtar bile olamaz” denilerek siyasi yolunun kapatılmaya çalışıldığını hatırlattı.
Kılıç, 2007’de AK Parti hakkında açılan kapatma davasına da değindi. Dönemin başsavcısının Anayasa Mahkemesi’ne 487 delil sunduğunu, bunların büyük bölümünün gazete kupürlerinden oluştuğunu belirten Kılıç, yüzde 47 oy almış bir partinin gazete kupürleriyle kapatılmak istendiğini söyledi.
367 KRİZİ VE BAŞÖRTÜSÜ KARARLARI
Kılıç, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde yaşanan 367 krizini de anlattı. Gül’ün eşinin başörtülü olması nedeniyle adaylığına sert tepki gösterildiğini belirten Kılıç, Meclis’te yapılan oylamanın Anayasa Mahkemesi’ne taşındığını ve mahkemenin oylamayı iptal ettiğini hatırlattı.
Bu süreçte “tarihe not düşmek” amacıyla önemli bir muhalefet şerhi yazdığını söyleyen Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin kısa sürede görüş değiştirdiğini ve Meclis oylamasını içtüzük değişikliği niteliğinde görerek esasa girdiğini belirtti.
Kılıç, başörtüsü kararlarının da bugünkü siyasi tablo üzerinde belirleyici etkisi olduğunu savundu. Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsüyle ilgili düzenlemeleri iptal etmesini eleştiren Kılıç, “Başörtüsü konusu bugünkü siyasi tabloyu ortaya çıkardı. Bunun arkasında eğer bugün şikâyet varsa, bu yapılan fahiş hataların özrünü bu milletten dilemeleri gerekiyor” dedi.
“AYM, YSK VE HSK YARGININ BEL KEMİĞİDİR”
Konuşmasında yargının bugünkü kurumsal yapısına geniş yer ayıran Kılıç, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun Türkiye’de yargının omurgasını oluşturduğunu söyledi.
Bu üç kurumda çoğulculuk sağlanmadığı sürece bağımsız ve tarafsız yargıdan söz edilemeyeceğini belirten Kılıç, “Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu, Hâkimler ve Savcılar Kurulu bu ülkenin yargısının bel kemiğidir. Bu üç kurumda çoğulculuğu sağlayamıyorsanız bağımsız ve tarafsız bir yargıdan ve üreteceği adaletten adalet bekleyemezsiniz” dedi.
Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin büyük bölümünün Cumhurbaşkanı tarafından, kalanının ise Meclis tarafından seçildiğini belirterek, bu yapının çoğulculuk bakımından sorunlu olduğunu savundu.
HSK üyelerinin belirlenme biçimini de eleştiren Kılıç, kurulun Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçtiğini, bu üyelerin de YSK’nın oluşumunda rol oynadığını hatırlattı.
YSK ELEŞTİRİSİ: “2017’DE MÜHÜRSÜZ OYLAR GEÇERLİ SAYILDI”
Haşim Kılıç, YSK’nın son yıllardaki kararlarını da eleştirdi.
2017 anayasa referandumunda mühürsüz oyların geçerli sayılmasını hatırlatan Kılıç, “Eğer bunu yapmamış olsaydı bugün farklı şeyler konuşuyorduk” dedi.
Kılıç, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptal edilmesini de yargı-siyaset ilişkisinin örneklerinden biri olarak gösterdi. Aynı zarfa konulan oylardan üçünün geçerli, birinin geçersiz sayıldığını hatırlatan Kılıç, iptal kararının ardından farkın bu kez çok daha büyüdüğünü söyledi.
“KİMLİK SİYASETİ YARGIYI NÜKLEER BOMBA HALİNE GETİRİYOR”
Kılıç’a göre Türkiye’de yargının siyasallaşmasının temel nedenlerinden biri kimlik siyaseti.
Siyasi hayatın din, milliyetçilik, mezhep, laiklik ve benzeri kimlikler üzerinden yürüdüğünü söyleyen Kılıç, bu durumda yargının rakipleri etkisiz hale getirmek için kullanılan bir araca dönüştüğünü belirtti.
Kılıç, “Kimlikler üzerinden yürüyen siyasi hayatta yargı o kadar önemli bir silah haline geliyor ki adeta nükleer bomba. Eğer biz yargıyı ele geçirirsek rakiplerimizi etkisiz hale getirebiliriz anlayışı hepsinde hâkim oldu” ifadelerini kullandı.
AYM’DE KADIN ÜYE OLMAMASINA ELEŞTİRİ
Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin mevcut kompozisyonuna da dikkat çekti. 15 üyeli mahkemenin tamamının erkeklerden oluştuğunu belirten Kılıç, bunu çoğulculuk eksikliğinin çarpıcı bir örneği olarak gösterdi.
Süresiz nafaka tartışmasını örnek veren Kılıç, ülkenin yarısını kadınların oluşturduğunu ancak kadınları doğrudan ilgilendiren konularda mahkeme içinde kadın bakışını temsil edecek bir üyenin bulunmadığını söyledi.
Kılıç, “Bu kurullarda çoğulculuğu sağlamadığımız sürece bağımsız ve tarafsız bir yargıyı elde edemeyiz” dedi.
“YARGIDAKİ BÜTÜN SEÇİMLER KALDIRILMALIDIR”
Haşim Kılıç’ın konuşmasındaki en dikkat çekici önerilerden biri, yargıdaki seçimlerin tümüyle kaldırılması oldu.
42 yıl yargı içinde bulunduğunu ve çok sayıda seçime katıldığını belirten Kılıç, yargıda seçim mekanizmasının siyasetin etkisini artırdığını savundu.
Kılıç, “Yargıdaki bütün seçimler kaldırılmalıdır. Çünkü bu seçimleri kaldırmadığınız sürece siyasetle olan ilgisini kesemiyorsunuz” dedi.
“HUKUK GÜVENLİĞİ OLMADAN YATIRIM GELMEZ”
Konuşmasının sonunda hukuk güvenliği vurgusu yapan Kılıç, Türkiye’de yalnızca hakimlerin değil iş insanlarının ve akademisyenlerin de korkutulduğunu söyledi.
Kılıç, hukuk güvenliği sağlanmadan Türkiye’ye yatırım gelmeyeceğini belirterek, “Hukuk güvenliğinin sağlanmasının tek yolu bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşmasından geçer. Bunu yapmadığımız sürece hukuk güvenliğini sağlayamayız. Hukuk güvenliğini sağlayamazsınız, hiçbir yatırım da bu ülkeye gelmez” dedi.
Kılıç’ın konuşması, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, yüksek yargı organlarının yapısı, HSK ve YSK’nın oluşumu, yargıda mülakat ve seçim sistemi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
