Toplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yapısındaki en geniş gruplardan biri olan ev kadınlarına ilişkin kapsamlı bir araştırma yayımladı. Araştırma ve Veri Analizi Programı Direktörü Yağmur Uzunırmak tarafından hazırlanan “Türkiye’nin En Büyük Meslek Grubu: Ev Kadınları – Ev İçi Emek, Toplumsal Statü Algısı ve Siyasal Tercihler” başlıklı rapor, 28 Eylül 2026 tarihinde yayımlandı.
Çalışmada uluslararası araştırmalardan elde edilen veriler, Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün güncel kamuoyu araştırmaları ve 36 ev kadınıyla gerçekleştirilen odak grup görüşmeleri birlikte değerlendirildi. Rapor, ev kadınlarının yalnızca seçmen içindeki ağırlığına değil; ev içi emeğin görünmezliği, ekonomik bağımlılık, toplumsal statü algısı ve devletten beklentilerine de odaklandı.
SEÇMENİN YÜZDE 28,1’İ EV KADINI
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün 2025’te gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Milliyetçilik Haritası” araştırmasının verilerine göre ev kadınları, seçmenin yüzde 28,1’ini oluşturuyor.
Ev kadınlarını yüzde 25,3 ile özel sektör işçileri, yüzde 18,7 ile emekliler izliyor. İşsizlerin oranı yüzde 7,4, kendi hesabına çalışanların oranı yüzde 7,1 olarak ölçüldü. Böylece raporun kullandığı çalışma durumu sınıflandırmasında ev kadınları en geniş seçmen grubunu oluşturdu.
Raporda, ev kadınlarının büyüklüğünün yalnızca seçim aritmetiği açısından değil, çocukların bakım ve yetiştirilmesinde üstlendikleri rol nedeniyle gelecek kuşakların toplumsal yapısı açısından da önem taşıdığı belirtiliyor.

EV KADINLARININ YÜZDE 49’U AK PARTİ DİYOR
Araştırmanın siyasi tercihlere ilişkin sonuçlarında en dikkat çekici farklılaşma AK Parti ile CHP arasındaki makasta görüldü.
2025 verilerine göre araştırmaya katılan ev kadınlarının yüzde 49’u, yarın seçim olması halinde AK Parti’ye oy vereceğini söyledi. CHP’yi tercih edeceğini belirtenlerin oranı ise yüzde 26,2 oldu.
Aynı araştırmada genel seçmen kitlesinde AK Parti yüzde 32,7, CHP yüzde 29,2 ölçülürken; emekli, işsiz ve öğrenciler arasında CHP önde çıktı. Ev kadınlarında ise AK Parti ile CHP arasında AK Parti lehine 22,8 puanlık fark bulundu. Rapordaki hesaplamaya göre ev kadınlarından gelen destek tek başına AK Parti’nin ülke genelindeki oyunun yaklaşık 14 puanına karşılık geliyor.

2008 VE 2019 VERİLERİNDE DE FARK DİKKAT ÇEKİYOR
Ev kadınları ile diğer çalışma gruplarının siyasi tercihleri arasındaki ayrışmanın geçmiş araştırmalarda da görüldüğü belirtildi.
2008 ISSP araştırmasında parti tercihini açıklayan tam zamanlı çalışanlar arasında AK Parti ile CHP arasındaki fark AK Parti lehine 10,4 puanken, ev işleriyle uğraşanlarda bu fark 52,4 puana çıkıyordu.
2019 saha verilerinde ise AK Parti-CHP farkı ev kadınları arasında 31,6 puan, çalışanlarda 9,1 puan olarak ölçüldü.
Raporda bu sonuçların, çalışma hayatına katılmanın kişilerin siyasi tercihini değiştirdiği şeklinde yorumlanamayacağı özellikle vurgulandı. 2008 ve 2019 araştırmalarında aynı kişiler izlenmediği için böyle bir nedensellik kurulabilmesi için boylamsal araştırmalara ihtiyaç bulunduğu belirtildi.
EV KADINLARININ ORANI 11 YILDA 9 PUAN GERİLEDİ
Araştırma, Türkiye’de ev kadınlarının nüfus içindeki payında belirgin bir gerileme yaşandığını da ortaya koydu.
ISSP verilerine göre ev işleriyle uğraşan kadınların oranı 2008’de yüzde 38,8 iken 2019’da yüzde 29,8’e düştü. Aynı dönemde çalışanların oranı yüzde 33,7’den yüzde 42,1’e yükseldi.
Türkiye, 2008 araştırmasında 40 ülke arasında yüzde 38,8 ile ev kadınlarının oranının en yüksek olduğu ülkeydi. Tam ve yarı zamanlı istihdam edilenlerin toplam oranı ise yüzde 28,7 ile karşılaştırmaya dahil edilen 40 ülke arasında en düşük seviyedeydi.
Raporda kişi başına düşen milli gelir ile ev kadını oranı arasında negatif yönlü ilişki bulunduğu da belirtildi. Ancak araştırmacılar bunun nedensellik göstermediğinin, ev kadınlarının oranındaki değişimin tek başına ekonomik kalkınmayı artırdığı veya azalttığı sonucuna varılamayacağının altını çizdi.

36 EV KADINIYLA GÖRÜŞÜLDÜ
Araştırmanın ikinci bölümünde sayısal verilerden kadınların gündelik yaşam deneyimlerine geçildi.
Özel bir araştırma şirketi tarafından Enstitünün gözetiminde yürütülen çalışmada, 17-29 Nisan 2026 tarihleri arasında farklı yaş grupları ve şehirlerden 36 ev kadınıyla çevrim içi odak grup görüşmeleri gerçekleştirildi.
Raporda bu bölümün bir anket olmadığı ve Türkiye’deki bütün ev kadınlarını istatistiksel olarak temsil etmediği özellikle belirtildi.

“EVDE MESAİ YOK, SÜREKLİ”
Odak grup görüşmelerinde en sık dile getirilen konulardan biri ev içi işlerin belirli bir başlangıç ve bitiş saatinin bulunmaması oldu.
Raporda 45 yaşındaki bir katılımcının bu durumu, “Evde mesai yok, sürekli” sözleriyle anlattığı aktarıldı. Kadınlar ev işleri, çocuk bakımı ve aile düzeninin kesintisiz bir sorumluluk oluşturduğunu ifade etti.
Katılımcıların tamamı ev işlerini kendi ifadeleriyle bir “iş” olarak tanımladı. Ancak ücret, belirli mesai saatleri, izin, emeklilik, sigorta ve kamusal statünün bulunmaması nedeniyle ev kadınlığının toplum ve devlet tarafından “gerçek bir iş” olarak tanınmadığını düşündüklerini belirttiler.
EV İÇİNDEKİ EMEK GÖRÜNMÜYOR
Araştırmada kadınların önemli bir bölümü, yaptıkları işin ancak aksadığında fark edildiğini anlattı.
Temizlik, yemek, çamaşır, çocuk bakımı ve ev düzeni günlük hayatın olağan parçası olarak görüldüğü için bu işleri gerçekleştirmek için harcanan zaman ve emeğin görünmez kaldığı ifade edildi.
Raporda bir katılımcının bu durumu “Yaptığımı görmüyorlar, sadece yapılmış halini görüyorlar” sözleriyle anlattığı belirtildi.
Kadınların sorumluluğunun yalnızca ev işiyle sınırlı olmadığı; özellikle düşük ve sabit gelirli ailelerde bütçeyi ay sonuna kadar yönetmek, ihtiyaçları ertelemek ve tasarruf kalemlerini belirlemek gibi ekonomik sorumlulukların da büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği kaydedildi.
EKONOMİK BAĞIMLILIK KİŞİSEL ALANI DA ETKİLİYOR
Araştırmanın öne çıkan başlıklarından biri ekonomik bağımsızlık oldu.
Kendi geliri bulunmayan bazı katılımcılar, kişisel harcamalarını eşlerine açıklamak zorunda kalmalarının hareket alanlarını daralttığını anlattı. Ekonomik bağımlılığın kimi durumlarda kadınların evliliklerini sürdürme ya da ayrılabilme imkanları üzerinde dahi etkili olabildiğine ilişkin anlatılara yer verildi.
Genç ve çocuksuz ev kadınlarında ise bakım yükünden çok, ekonomik bağımlılık ve ev dışında bağımsız bir kimlik kurma ihtiyacı öne çıktı. Raporda, çocuğu olmayan genç katılımcıların deneyimlerinde “ekonomik bağımlılık” ve “ev dışında bir kimlik kurma arayışı”nın belirginleştiği kaydedildi.

KENDİLERİNE BİÇTİKLERİ DEĞER İLE TOPLUMDAKİ STATÜ ARASINDA MAKAS VAR
Kadınlardan kendilerini 1’in toplumun en alt, 10’un en üst basamağını temsil ettiği bir toplumsal merdivende değerlendirmeleri de istendi.
Araştırmaya göre kadınlar kendi değerlerini çoğunlukla annelik, fedakârlık, çocuk yetiştirme ve aile düzenini ayakta tutma üzerinden tanımlarken; toplumdaki statünün gelir, meslek, eğitim ve kamusal görünürlük üzerinden belirlendiğini düşündü.
ISSP verileri de ev kadınlarının öznel statü algısında yıllar içinde değişim gösteriyor. Kendini en alt üç basamakta konumlandıran ev kadınlarının oranı 2008’de yüzde 38,2 iken 2019’da yüzde 12,5’e geriledi. Kendini 7-10. basamaklarda görenlerin oranı ise yüzde 10’dan yüzde 37,4’e yükseldi. Raporda bunun aynı kişileri takip eden bir çalışma olmadığı ve bireysel statü yükselişi olarak yorumlanamayacağı uyarısı yapıldı.
DEVLETTEN SİGORTA, EKONOMİK ÖZERKLİK VE TANINMA TALEBİ
Odak grup görüşmelerinde ev kadınlarının devletten beklentileri üç ana başlık altında toplandı.
İlk sırada sigorta, emeklilik, yıpranma payı veya düzenli gelir gibi kurumsal haklar yer aldı. Katılımcıların bir bölümü bu talepleri sosyal yardım değil, ev içinde karşılıksız sürdürülen emeğin karşılığı olarak tanımladı.
İkinci başlık ekonomik özerklik oldu. Kadınlar, küçük miktarda da olsa kendilerine ait düzenli bir gelirin her harcama için eşlerine bağımlı olmadıkları bir alan yaratacağını belirtti.
Üçüncü beklenti ise ev kadınlığının resmi ve kamusal olarak tanınması. Ev kadınlarına yönelik özel statü, kimlik kartı veya toplu taşıma kolaylığı gibi önerilerin maddi değerinden çok “devlet tarafından görülme” anlamı taşıdığı ifade edildi.
AK PARTİ DESTEĞİNDE HANGİ NEDENLER ÖNE ÇIKIYOR?
Odak grup çalışmasına katılan kadınların tamamı geçmişte en az bir genel veya yerel seçimde AK Parti’ye oy vermiş kişilerden seçildi. Bu nedenle rapor, odak grup bölümündeki siyasi değerlendirmelerin bütün ev kadınlarını temsil etmediği uyarısını yapıyor.
Katılımcıların geçmişteki AK Parti tercihlerinde başörtüsü yasağının kaldırılması, dini ve kültürel özgürlükler, güvenlik ve istikrar algısı ile sağlık, yol ve altyapı hizmetlerine ilişkin olumlu deneyimler öne çıktı.
AK Parti’den uzaklaşan katılımcılar ise ekonomik sıkışma, yüksek enflasyon, kira ve gıda fiyatları, yerine getirilmediğini düşündükleri vaatler, adalet ve liyakat konularını gerekçe gösterdi.
Ev kadınlarına maaş, sigorta ve emeklilik gibi vaatlerin tekrarlanmasına rağmen hayata geçirilmediğini düşünen bazı katılımcılarda bunun siyasi güven kaybına dönüştüğü belirtildi.
Raporda, AK Parti’ye desteğin devam etmesi ya da azalmasının bütün ev kadınlarına genellenemeyeceği de vurgulandı. Kimlik ve özgürlük alanındaki geçmiş kazanımlar ile hizmet ve istikrar algısı bazı kadınların iktidarla bağını sürdürmesinde etkili olurken; ekonomik güçlükler, vaatler ve adalet kaygıları başka katılımcılarda uzaklaşmaya neden oluyor.
