İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası, ikinci haftasının 5. gününde adliye koridorlarında yaşanan basın engellemeleri ve olağanüstü güvenlik tedbirleriyle gündeme damga vurdu. Duruşma salonuna sadece "Turkuaz Basın Kartı" olan gazetecilerin alınması ve adliye içinde kurulan 8 ayrı barikat, CHP cephesinden sert tepki gördü.
İBB davasında 5. duruşma: İmamoğlu dahil 402 sanık yargılanıyor
Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü Ümit Polat'ın avukatlarının savunmasıyla saat 10.00'da başlayan duruşmayı takip etmek isteyen çok sayıda basın mensubu, "Turkuaz Kart" engeline takıldı. Kurum kartı veya uluslararası geçerliliği olan basın kartı taşıyan gazetecilerin duruşma salonuna girmesi kesin bir dille yasaklandı. Engellenen gazetecilerin başlangıçta adliyedeki basın odasına dahi alınmadığı, tepkiler üzerine daha sonra sadece basın odasına girişlerine izin verildiği öğrenildi.
"12 MART KARANLIĞINI HATIRLATAN 8 BARİKAT"
Adliyede yaşanan "Turkuaz Kart" dayatmasına ve gazetecilere yönelik muameleye en sert tepki CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal'dan geldi. Durumu "Türkiye'de basın özgürlüğünü açıkça kısıtlayan vahim bir uygulama" olarak nitelendiren Tanal, yargılamanın olağanüstü koşullar altında yapıldığına dikkat çekti.
Tanal, adliyedeki fiziki engellemelere vurgu yaparak, "Adliye önünden başlayarak duruşma salonuna kadar tam 8 ayrı barikat kurulmuştur. 12 Mart muhtırasının üzerinden 55 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün karşılaştığımız bu sansür ve baskı ortamı, bizlere o karanlık günleri hatırlatmaktadır" ifadelerini kullandı.
"ANAYASA ÇİĞNENİYOR, EMNİYET ULUSLARARASI KARTI TANIMIYOR"
Gazetecilerin içeri alınmamasının anayasal bir suç olduğunu belirten Tanal, Anayasa'nın 90. maddesini hatırlatarak şunları söyledi:
"Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrası, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğunu açıkça belirtir. Bugün burada bulunan birçok meslektaşımız, uluslararası alanda geçerliliği olan ve Türkiye'de de tanınması gereken Uluslararası Basın Kartı sahibidir. Ancak emniyet güçleri, bu kartları tanımadıklarını ifade ederek meslektaşlarımızın içeri girişini engellemektedir. Üstelik engellenen bu arkadaşlarımız yabancı uyruklu değil; bu topraklarda gazetecilik yapan Türk vatandaşı basın mensuplarıdır."
İletişim Başkanlığına kart başvurusu yapmış ancak kartı henüz eline ulaşmamış gazetecilerin de mağdur edildiğini belirten Tanal, basının "dördüncü kuvvet" olarak tanımlandığı anayasal hükümlerin bizzat mahkeme kapılarında çiğnendiğini ifade etti.
"ADALET ŞEFFAF ORTAMDA TECELLİ EDER"
Şu anki yargılama sürecinin şeffaflıktan uzak ve denetlenemez bir yapıya büründüğünü savunan Tanal, Adil Yargılanma Hakkı'nın ortadan kaldırıldığını ve hukuka uygunluğun yerini keyfi uygulamalara bıraktığını vurguladı.
CHP'li Tanal, açıklamasını yargı makamlarına ve emniyet güçlerine yaptığı şu çağrıyla noktaladı: "Hiç kimse ve hiçbir kurum Anayasa’nın üstünde değildir. Emniyet mensuplarını ve yargı makamlarını bir kez daha Anayasa’ya uymaya ve hukuka uygun hareket etmeye davet ediyoruz. Bu 'olağanüstü' görüntüye son verilmeli, basının görevi yapması engellenmemelidir. Adalet, ancak şeffaf ve denetlenebilir bir ortamda tecelli edebilir."
