Pladis Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, kişisel internet sitesinde yayımladığı iki bölümlük makale serisinde, dünya nüfusunun geleceği, çevre krizleri ve yeni nesillerin dünyaya getirilip getirilmemesi üzerine süregelen küresel tartışmaları derinlemesine mercek altına aldı. Teksas Üniversitesi'nden ekonomistler Dean Spears ve Michael Geruso'nun kaleme aldığı "After the Spike" (Sıçramadan Sonra) adlı kitaptaki tezleri kendi gözlemleri ve birikimiyle harmanlayan Ülker, demografik gidişata dair ezber bozan uyarılarda bulundu.

İNSANLIK TARİHİNDE BİR İLK: ARTIŞ TRENDİ TERSİNE DÖNÜYOR
Ülker, insanlığın on binlerce yıllık tarihinde ilk kez nüfus artış trendinin yön değiştirdiği eşi görülmemiş bir döneme girildiğine dikkat çekti.
Kendi ebeveynlerimizin ve onlardan önceki kuşakların hayatlarının sürekli bir nüfus büyümesi dönemine denk geldiğini hatırlatan Ülker, bugün ise tablonun tamamen değiştiğini ifade etti. Pek çok ülkede doğurganlık oranlarının, bir nüfusun kendini yenileyebilmesi için kritik eşik olan "iki çocuğun" altına indiğini hatırlatan Ülker, bu eğilimin devam etmesi halinde gelecekte dünyanın çok daha yaşlı ve sayıca çok daha az insanın yaşadığı bir yer haline geleceği uyarısında bulundu. Nüfusun aynı kalabilmesi için her kuşağın kendi yerini dolduracak ortalama iki çocuk yapması gerektiğini belirten Ülker, bu dengenin altına düşüldüğünde yaşanacak nüfus gerilemesinin ve yaşlanmanın geri döndürülemez sosyo-ekonomik sonuçları (iş gücü kaybı, sosyal güvenlik sistemlerinin çöküşü vb.) olacağını kesin bir dille ifade etti.

"DAHA ÇOK İNSAN, DAHA ÇOK KİRLİLİK" YANILGISI
Makalesinde, nüfus artışı ile çevre kirliliği arasında kurulan otomatik bağın da büyük bir yanılgıdan ibaret olduğunu vurgulayan Ülker, "Daha çok insan daha çok kirlilik demektir" şeklindeki genelgeçer algının istatistiksel verilerle uyuşmadığını kaydetti.
Bu durumu somut örneklerle destekleyen Ülker, Japonya ve Güney Kore gibi dünyanın en yoğun nüfuslu ülkelerinden bazılarının son derece temiz bir havaya ve çevre düzenine sahipken, nüfus yoğunluğu çok daha düşük olan bazı tarım ekonomilerinde anız yakılması veya denetimsiz kömür kullanımı nedeniyle ciddi ve ölümcül boyutlarda hava kirliliği yaşandığını örnek gösterdi. Buradan hareketle sorunun nicelikten (insan sayısından) ziyade, nitelikle (üretim yöntemleri, teknolojik yatırımlar ve yönetim tercihleriyle) ilgili olduğunu belirten Ülker, gelişen teknoloji ve artan çevre bilinci sayesinde bugün doğan bir bebeğin yaşamı boyunca yaratacağı karbon ayak izinin, geçmiş on yıllarda (sanayileşmenin vahşi dönemlerinde) doğan kuşaklara kıyasla çok daha düşük olduğuna dikkat çekti. Ülker, iklim krizini salt nüfus artışına bağlamanın, zamanın iyileştirici ve teknolojik etkisini yanlış değerlendirmek anlamına geleceğini ifade etti.

MALTHUS'UN KORKULARI VE "KÖTÜMSERLİK" ÖN YARGISI
Küresel krizler, savaşlar ve iklim sorunları nedeniyle modern toplumda baş gösteren "Bu dünyaya çocuk getirmek doğru mu?" şeklindeki karamsar eğilime de değinen Murat Ülker, geçmişteki felaket senaryolarının hiçbirinin gerçekleşmediğini hatırlattı.
1800'lü yıllarda Thomas Malthus'un ortaya attığı "nüfus artarsa kıtlık olur" teorilerinin veya 1960'lardaki "Nüfus Patlaması" (The Population Bomb) korkularının boşa çıktığını belirten Ülker, eldeki verilerin tam tersini söylediğini vurguladı. Dünya nüfusu artarken kişi başına düşen kalori miktarının, sağlık imkanlarının ve ortalama yaşam süresinin de eş zamanlı olarak arttığını kanıtlayan Ülker; günümüzdeki açlık sorununun "yeterince üretememekten" veya kaynak kıtlığından değil, savaşlardan, otoriter rejimlerin kararlarından ve gıdanın adil olmayan dağılımından kaynaklandığını vurguladı.
İnsanların Hans Rosling'in ünlü "Factfulness" kitabında da belirtildiği gibi dünyayı olduğundan daha kötü görme eğiliminde (kötümserlik ön yargısı) olduğunu ifade eden Ülker, bebek ölümlerinin azalması, kız çocuklarının eğitim sürelerinin uzaması ve "Kanguru Anne Bakımı" gibi düşük maliyetli ama milyonlarca hayat kurtaran yenilikçi buluşlar sayesinde dünyanın aslında sürekli ve güçlü bir iyileşme trendi içinde olduğunu kaydetti.
İNSANLIK SADECE TÜKETMEZ, AYNI ZAMANDA ÜRETİR VE ÇÖZER
İnsan nüfusunun sadece kaynakları tüketen bir kitle olarak görülmesine itiraz eden Ülker, insanın aynı zamanda üreten, icat eden ve fikir geliştiren en büyük güç olduğunun altını çizerek Nobel ödüllü ekonomist Paul Romer'in "fikirlerin tükenmezliği" teorisine atıfta bulundu.
Covid-19 pandemisinde rekor sürede geliştirilen mRNA aşılarının arkasında devasa bir küresel insan ağının, eşi görülmemiş bir iş birliğinin ve yüzyıllara dayanan bilgi birikiminin yattığını hatırlatan Ülker; "Daha az insan demek; daha az bilim insanı, daha az öğretmen, daha az fikir ve dolayısıyla insanlık için daha yavaş bir ilerleme demektir" savunmasını yaptı. Olası bir asteroit çarpması veya iklim krizinin çözümü gibi 10 trilyon doları bulabilecek devasa maliyetli küresel projelerin ve kurtuluş planlarının, ancak kalabalık, zengin ve iş birliği yapabilen bir insanlığın omuzlarında aşılabileceğini belirtti.
İSLAM DÜNYASINA MESAJ: ODAK NOKTASI "ADİL PAYLAŞIM" OLMALI
Murat Ülker, büyük ses getiren makalesini İslam düşüncesinden bir perspektifle ve ahlaki bir çağrıyla tamamladı.
İslam inancında nüfus patlaması veya rızık yetersizliği gibi bir endişeye yer olmadığını, Yaradan'ın herkesin rızkına kefil olduğunu hatırlatan Ülker, asıl odaklanılması gerekenin nüfus artışını durdurmak veya çocuk sahibi olmaktan korkmak olmadığını dile getirdi. Ülker'e göre insanlığın önündeki asıl sınav; var olan devasa kaynakların adil paylaşımını sağlayacak kuralları, sosyal destekleri ve sürdürülebilir sistemleri hep birlikte inşa etmektir.
