CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV'de ''Liderler Özel'' programına konuk oldu. Gündeme dair değerlendirmede bulunan Özel, ''Altılı Masa meselesi çok iyi niyetle ortaya çıkan ve son dönemde parti içinde de tartıştığımız, eleştirilerini yaptığımı, ancak 4-5 Kasım kurultayında bıraktığımız bir konu. Oralara dönecek vaktimiz yok'' dedi.
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
“2025 yılına büyük umutlarla girmiştik açıkçası. Umudumuzu yükseltecek çok şey de vardı. Yıl sonunda anket çalışması yapmıştık; Kasım–Aralık aylarında, anketle ölçülebilecek boyuttaki bütün belediyelere baktırdık. Toplamda belediye başkanlığından memnuniyet oranımızı yüzde 59 bulduk. AKP de kendi belediyeleri için yüzde 61 bulmuştu zaten.
Zaten ne olduysa galiba ondan sonra oldu. Bir karar verdiler ve dediler ki: “Bunlar iktidara yürüyor.” Hem de bizim yürüdüğümüz gibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden iktidara bir yürüyüş var. Belediye başkanlığının başarısıyla var. Kaldı ki geçmişte onların belediye başkanlıklarından iktidara yürüyüşleri, bizim kazandığımız belediyelere bakınca çok daha sınırlıydı. Bizim belediyelerde ise sadece bir Ekrem İmamoğlu yok; Mersin’i, Adana’sı, Antalya’sı var, Türkiye’nin dört bir yanı var. Bir de AKP'nin kendileri açısından kaybetmeyi hayal dahi edemedikleri il ve ilçeleri aldık. Bu onları çok rahatsız etmiş olmalı.
ÖN SEÇİMİN YAPILACAĞI GÜNÜN BİR GÜN ÖNCESİNDE DİPLOMA İPTALİ GELDİ
Biz de bütün kurullarımızı peşi sıra topladık ve Ocak ayının sonlarında dedik ki: “Madem öyle, biz de Cumhurbaşkanı adayımızı erken belirleyelim. Hem Türkiye erken seçim gündemine girsin hem de biz adayımızı belirleyelim ve yürüyelim.
Biz ön seçim kararı aldık. Onlar da kararlarını aldılar. Ön seçimin yapılacağı günün bir gün öncesinde diploma iptali geldi. O günün sabahında, şafak vakti Ekrem Başkan’ın evine binlerce polisle geldiler. Sonra bizim ön seçim günümüzde, dört gün boyunca adeta mafya işleri gibi… Mafyada böyle manalı mesajlar olur ya; ön seçimden dört gün önce gözaltına alıyor, dört gün tutuyor. Biz sandık koyduğumuz gün, onu Silivri’ye koyuyorlar. Sandıklar açılırken Silivri’nin kapıları kapanıyor.
Zaten 2025 yılı bir saldırıyla başladı. Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na atanması, Esenyurt’a kayyum atanması, Beşiktaş operasyonu… Böyle başladı ve bir mücadelenin içine girdik. Ocak ayında, bizi de rahatsız eden bir dizi saldırı oldu. Yirmi yıl öncesinden Ekrem Başkan’ın daire sattığı insanlara “Açıktan para verdin mi?” diye sorarak başladılar.
Mesela dava ne zaman? 9 Mart. 9 Mart ne gün? Recep Tayyip Erdoğan’ın Siirt’ten milletvekili seçilip Başbakanlığa gittiği gün. Yani işleri güçleri rakamla, günle, bilinçaltına mesaj vermek, ayar vermek. İtalyan mafyasının sembolik mesajlarını kendine benimsemiş, çakma mafya yöntemleriyle memleketi yönetiyorlar. Hakikaten olacak iş değil.
Ekrem Başkan’ı o gün tutukladılar ama aynı gün 15,5 milyon insan sandık başına gitti ve çok önemli bir iş yaptı. Biz Şubat ayı boyunca 1 milyon 300–400 bin civarındaki üyelerimize çağrı yapmıştık: “Gelin, kaydolun, oy kullanın; gel, seç, tarihe geç” demiştik. Son dört günde de üyelerimize “Haberdar edin, teşvik edin, sandığa kadar eşlik edin” diyerek muazzam bir kampanyaya dönüştü bu iş.
23 Mart günü 15,5 milyon insan Cumhurbaşkanı adayını belirledi. Bunu şu açıdan çok önemsiyorum: Bugün fark edilmiyor olabilir ama ileride Türkiye’de cumhurbaşkanı adayları ya da yeniden parlamenter sisteme dönüldüğünde başbakan adayları, parti genel başkanları belirlenirken artık kolay kolay geri dönülemeyecek bir eşiğe geldik.
Sandık önemli, ön seçim önemli ama artık milletin önüne konuyor. Bu cumhurbaşkanlığı sistemi devam etsin; biz artık cumhurbaşkanı adayımızı milletin belirlemesinden geri dönemeyiz. Rakiplerimiz de bunun gerisinde kalamaz. Bakmayın şimdi; bir tarafta Tayyip Erdoğan var, doğal aday. Ama bu, Türkiye demokrasisinin bir kazanımıdır.
Halk yoklamasını biz yıllar önce tüzüğümüze yazdığımızda, bu çok ileri bir adımdı. Nasıl olacak biz de bilmiyorduk. Ama dünyada halk yoklamaları varmış; bir gün biz de yaparız diye yazmıştık. 19 Mart günü karar verdik, 23 Mart günü halk yoklaması yaptık.
BU İŞ SİYASİ REKABETTEN ÇOK BİR VARLIK- YOKLUK MESELESİNE DÖNDÜ
Ferdi Zeyrek benim çocukluk arkadaşım. Çocukluğumuzdan beri bizimle birlikte olan Gülşah da, Manisa’da bizim doğduğumuz, Ferdi’nin de benim de doğduğu Şehzadeler ilçemizin belediye başkanı seçilmişti. Seçimden üç ay sonra kitle tedavisi, ameliyat, tedavi derken bir daha nüksetti. Ferdi o gün çok tasalıydı: “Abi, bugün durumu kötü; nüksetti, sakın fena bir şey olmasın” diyordu. Derken önce Ferdi gitti. Ardından Gülşah’ımız gitti.
Güney Temiz, Manisa’da daire başkanımızdı. O da dört-beş yaşındaki kızını bize emanet edip gitti. Partimizin yıllardır yükünü çeken, çiçeklerimizi aldığımız, aylarca yıllarca çiçek-çelenk parası bekleyen Dilek Hanım var. Onun da tek evladı hayata gözlerini yumdu. Yani büyük acılar. Acılar. 2026’ya girdik. Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin Alaşehir’deki koordinatörünü de yine kalp krizinden kaybettik. Bu ölümler hepimizi kahretti. Tabii bu arada Altan abiyi de hatırlamak lazım. Çok sayıda partilimiz, önceki il başkanımız, milletvekilimiz… Hangisini saysam, hep böyle acılarla dolu bir yıl oldu.
İpek’e zaman ayırma meselesi var. İpek 2001 yılında doğdu. Ben 2007 yılında Ankara’ya geldim. O günden beri zaten Türkiye’ye zarar verilmesine karşı bir mücadelemiz var. Sağ olsun, İpek çok olgun bir çocuk. Anneye, babaya, aileye karşı çok anlayışlı. Ayda bir gün yetişebilirsek yetişiyoruz, fırsat buldukça görüşüyoruz.
Bir yandan bu yaşanan üzüntüleri göğüslemek, bunlara dayanabilmek var; bir yandan da büyük bir mücadele gerekiyor. Şimdiye kadar 78–79 miting yaptık, meydanlarda eylemler gerçekleştirdik. Koşturuyoruz, uğraşıyoruz. Artık bu iş bir siyasi rekabetten, siyasi mücadeleden çok bir varlık-yokluk meselesine döndü hepimiz açısından. Her şeyin göze alındığı, yasımızı tutmayı bile neredeyse ertelediğimiz, içimize gömdüğümüz bir sürece dönüştü.
BİZİM İTTİFAK ARAYIŞIMIZ SEÇİM SATHI MAHALİNDE GEREK OLURSA O ZAMAN GÖRÜŞÜLÜR
Altılı Masa meselesi çok iyi niyetle ortaya çıkan ve son dönemde parti içinde de tartıştığımız, eleştirilerini yaptığımı, ancak 4-5 Kasım kurultayında bıraktığımız bir konu. Oralara dönecek vaktimiz yok. Yapı zaten şöyle, ben CNN Türk'te canlı yayına katılmışım, bu nasıl bir sistem getirir, iktidar diyor ki iki partili sisteme dönecek, biz de diyoruz ki 100'ü ikiye bölünce 50-50. İttifak arayışları gerektirir bu, bazı partileri de kalıcı kılar vs. Sistemin kendisi sorunlu ve arızalı. İlk başta yüzde 10'du bugün yüzde 7 seçim barajı. 7'nin altında kalırsan varlığın yok. İktidar içinde 51 gerek vs. Bu sistem getirilirken 'koalisyonlar dönemi sona erecek" demişlerdi. Ben de o zaman seçimden önce değil sonra konuşulacak koalisyonlar demiştim. Önce 4 partiliydi, sonra altı oldu. Sen 6 koşucuyu belinden birbirine bağlıyorsun, sonra koşun diyorsun. Hepsi birbirini geriletiyor. 2400 maddelik mutabakat vardı orada ama akılda kalan güçlendirilmiş parlamenter sistem. Her atletin kendi kulvarında, kendi gücü nispetinde koşması, antremanını yapması, günü gelince de ihtiyaç varsa ittifak ihtimallerinin konuşulması gerekir. Muhataplar seçim kanununda bu sistemin arızalarını keşke görseler. Seçim barajını düşüren, seçim desteğini eşit paylaştıran ihtiyaçları keşke görseler. Bizim ittifak arayışımız, seçim sathı mahalinde gerek olursa o zaman görüşülür. Açıkça şunu söyleyeyim bir ittifak var, ittifak diyor ki güçlendirilmiş parlementer sistem, İYİP hariç ötekiler tek listeden seçime girmiş, bu insanların birbirleri arasında geçiş yapmasına diyecek bir şeyim yok. Seçmene taahhütümüz aynıydı, biz bu ülkeyi beraber yöneteceğiz.
AK PARTİ'YE GİDEN BİR MİLLETVEKİLİMİZ YOK
Bir ittifak vardı, birlikte ülkeyi yöneteceğiz diye seçmenden oy alındı. İttifak içindeki geçişlere bir şey demem. Ama Eskişehir’de AK Parti'ye ağzına geleni söyleyerek seçilen bir milletvekili, seçimden hemen sonra AK Parti'ye gidiyor. 80 bin AK Parti karşıtı oyu alıp AK Parti'ye götürüyor ve AK Parti de onu Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapıyor. Bu, seçmenle alay etmektir. Şunu da düzeltelim: “Daha kaç CHP’li” deniyor ama AK Parti'ye katılanların büyük kısmı CHP’li değil. CHP listesinden seçilen Gelecek Partili ve DEVA Partili arkadaşlar. CHP’den seçilip giden bir kişi var; o da Mersin milletvekili.
Aday olduğunda Mersin ayağa kalkmış, arkadaşlarımız itiraz etmiş, uyarılar yapılmış. Disiplin süreçleri işletilmiş ama affedilmiş. En sonunda yandaş kanallara çıkıp “beni partiden atamazsın” noktasına gelmiş. Meğer niyeti baştan belliymiş. AK Parti'nin transfer kampanyası var: Gelen milletvekiline bir dönem garanti. Bu arkadaş da CHP’de ya da Mersin’de bir daha seçilme ihtimali olmadığı için bundan yararlanmış.
Şunu açık söyleyeyim: CHP’nin genlerinden gelen, gerçekten CHP’li olup da AK Parti'ye giden bir milletvekilimiz yok. Allah göstermesin, olursa o ızdıraba zor dayanırız.
Transferlerden sonra bizimle temasa geçen olmadı. Ama o görüşmelerle ilgili bir açıklık da kazandı. Yeni Yol Grubu’yla Gelecek Grubu arasında bir görüşme olduğu, hepsinin birden büyük bir parti çatısı altında birleşmeye yönelik hazırlıkları olduğuna dair bilgiler var. Onu kastediyor olabilirler. Bizimle temas yok.
AYDIN'DA GÖRDÜĞÜM ANKETİ HAYATIMDA GÖRMEDİM
Aydın’da gördüğüm anketi hayatımda görmedim. Keşke bir sandık gelse. Dün Erdoğan’a da teklif ettim: Aydın’da, İstanbul’da belediye meclis çoğunluğu oyunlarıyla alınan yerlerde sandığı koyalım. Kazandığım seçimi tartışmaya açıyorum. Cesaretleri varsa gelsinler.
Aydın’da CHP’nin oyu yüzde 70’e yakın görünüyor. Adayın ismini X koyun fark etmiyor. Geçen seçim AK Parti’ye oy vermiş seçmen, “Bu seçim CHP’ye oy vereceğim” diyor. Bu, çok güçlü bir reaksiyon. Millet kendisini kandıranı ilk fırsatta defterinden siliyor. Bu kadar net.
İL BAŞKANLARIMIZLA SÜREÇ KOMİSYONUNA DAİR KONUŞACAĞIZ
Bundan önceki İl Başkanları toplantısında konuşurken, bölge il başkanlarını ayrıca toplayabileceğimizi dile getirmiştim. Olumlu karşılandı. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki il başkanlarımızla bu süreç komisyonuna dair konuşacağız. Onlara da demiştik bölgede önde gelenlerle temas kurun, gerekirse yanınızda getirebilirsiniz demiştik. Ay sonunda konferans düzenleyeceğiz. Başka siyasi partileri de davet edeceğiz. AK Parti, MHP dahil. Bu mesele bolca konuşarak, bolca tartışarak, çözülebilecek bir mesele. Biz bunu yaparken de meclis rapor yazımını sürdürüyor.
EMEKLİ MAAŞI MAAŞ DEĞİL HARÇLIK ARTIK
Başta emekliler ve asgari ücretliler olmak üzere geçim sıkıntısının uzun uzun konuşulduğu mitingler oldu. Son 3 Ocak günü, 3 derecede Çankırı’daki mitingi gibi.
Şu kadarını söyleyeyim: 2009 yılından beri otobüsün üstünden konuşuyorum. Ben otobüsün üstünden bu kadar öfkeli göz bebeklerini ilk kez görüyorum. Yani öfke var ve dindirilemez bir öfke var. O yüzden de geçtiğimiz hafta grupta da, bu hafta da açık açık söyledim: Büyük bir sosyal patlamanın eşiğindeyiz.
Bu insanlara, bu hak gördüğünüz 18 bin 975 lira emekli maaşı… Şimdi söyleyince herkes kendi hesabını yapıyor.
AK Parti geldiğinde emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti. Bugün AK Parti'nin beğenmediğimiz, protesto ettiğimiz, sefalet ücreti dediğimiz asgari ücret 28 bin lira.
Hiç ellemese, bir buçuk asgari ücret yapsa bugün emekli 42 bin lira alacak. Ve sen 19 bin lira, 18.975 lira para veriyorsun. Şimdi 42 bin liralık bir hayat standardından ki o da yetmez, bize göre 39 bin lira asgari ücret demiştik. Demek ki emekliye o hesapla 56 bin lira.
Şimdi 56 bin lira… CHP’nin hak gördüğü, partinin geldiği günkü skalayı değiştirmezse, bir buçuk asgari ücretle bugün 42 bin lira vermesi gereken emekli, 19 bin liraya sürünüyor şu anda.
Emeklinin durumu herkesten farklı. Asgari ücretli de asgari standart için önemli de. Emekli devletin taahhütte bulunduğu kişidir, sen yeterince çalıştın, prim yatırdın, bundan sonra sana biz bakacağız dediği kişidir. Şimdi bu emekli kişi devletin sözüne güvenip emekli olmuş, sen 19 bin lira veriyorsun al bunla geçin diyorsun. Emekli maaşı maaş değil, harçlık artık. Ben AKP'yi tanıyorsam yarın öbür gün 20 bin lira komik bir teklifle gelecekler. Biz dikkat çekmeye çalışıyoruz, gelin emekliye iyi bir şey yapalım diye uğraşıyoruz. Emeklinin umudu AKP değil artık, emekliler yaşama sevincini kaybetti.
SUÇLU BİLE OLSA KAMUOYUN ÖNÜNDE TEŞHİR EDİLEMEZ
Buraya bir günde gelmedik. Yasadışı bahis, okul önüne düşen uyuşturucu vb bunlar uyardığımız şeylerdi. Çuvala sığmayan bir mızrak var elde. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mış gibi yapılıyor. Sanki 2025'te AK Parti 3 aylık iktidarmış gibi davranılıyor. Sanki bunların hepsi yaşanırken AK Parti iktidar değilmiş gibi. Topluyorlar sanatçıları götürüyorlar 3 4 gün tutuyorlar, test alıyorlar falan, 2-3 tanesinde uyuşturucu çıkıyor, gerisi temiz çıkıyor. Hangisinde çıktı anlayamıyoruz bile, karmakarışık.
Suçun cezası TCK'da yazar, suçlu bile olsa kamuoyu önünde teşhir edilemez. Şu kadar yatarsın dersin yatar çıkar. Teşhircilik yapamazsın. Bu işler doğru işler değil. Her hastaneye gittiğinde videolarını çekme vb bunlar yanlış.
Mersin Limanı'nda ele geçirilen o kadar uyuşturucu kimindi, öteki gemilerimiz durdurulurdu, uyuşturucu bulundu, bunlar kimindi? Bunları konuşmak lazım.
Öte yandan şike mevzusu, bir operasyon yapılıyor, Saran'a operasyon yapılıyor, Fenerbahçe camiası haklı olarak çıldırıyor, ertesi gün Galatasaray'a operasyon yapılıyor, hadi senin de gönlünü alayım dermiş gibi. Böyle ucuz işlere kalkışırsan kimse sana güvenmez.
TÜRKİYE'DE BİR GENEL BAŞKANIN ADAY OLMA İMKANI VARDIR
Bilal Erdoğan’ı bir seçimde rakip olarak görmek “isteriz” desek ayrı bir şey, “istemeyiz” desek ayrı bir şey. Biz adayımızı belli ettik: Ben bir partinin genel başkanıyım ve Türkiye’de bir genel başkanın aday olma imkanı vardır. Yani “adayım” dediğimde bu doğal adaylıktır.
Sayın Babacan mesela geçtiğimiz yıllarda böyle bir şey söylemişti. Yeniden Refah Partisi’nin genel başkanı aday olmak istediğini söylüyor. Anahtar Parti’nin Sayın Genel Başkanı cumhurbaşkanı adayı olabileceğini, olmak istediğini, partisinin aday olacağını söylüyor. Bunların hepsi son derece saygın ve kimsenin tartışmadığı gerçekler.
Ben aday olabilirdim. “Adayım” desem bir problem yoktu. Ben aday olmayacağımı söyledim. Ben aday da gösterebilirdim. Birlikte bir seçime girmişiz, Türkiye siyasi tarihinde ilk kez çoklu yarışta genel başkan değişmiş. O başarının iki mimarından biri diğerini aday gösterse kimse bir şey demezdi.
Biz öyle de yapmadık. Adayımızı bütün MYK ile belirleyebilirdik, yapmadık. Meclis grubundan belirleyebilirdik, yapmadık. Herkesin görüşünü alalım dedik. Ön seçim dedik. Mevcut 1 milyon 400 bin üyemiz vardı. Yetinmedik, çağrı yaptık, üyeyi 2 milyona çıkardık. Saldırıya uğradık, dayanışma sandıkları kurduk: 15,5 milyon kişi oy verdi.
Şimdi durum şu: Bu aday ne benim adayım ne partinin adayıdır. Bu aday milletin adayıdır. 15,5 milyon imzayla aday göstermiş birine bakıyoruz. O yüzden partinin de benim de değil, adayın bile kendini çekmeye bence hakkı yok. Çünkü Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı milletin adaylığıdır: Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına millet razı olmuş, onu millet aday göstermiştir.
Karşı tarafta AK Parti’nin adayı tartışılıyor: Evladı mı olacak? Damadı mı olacak? Bakanı mı olacak? Bakanlardan birbirinin kuyusunu kazan hangisi olacak? Yoksa eski bakanlardan biri mi olacak? Böyle bir tartışma var: Bana bu tartışmayı keyifle izlemek düşer.
Sayın Erdoğan’a çağrım şudur: Aday mısın? Aday isen çık karşımıza. Aday değilsen, adayını belirle ve çık karşımıza. Biz adayımızla da sandığımızla da hazırız. Bu milletin sorunlarını çözmek için görev bekliyoruz. Görev için de seçim bekliyoruz.
Benim işim Cumhurbaşkanı olmak değil, doğru adayı belirlemek. Çift santraforumuz var dedik. CHP insan kaynakları zorluğu çekmeyen bir partidir. En doğru adayla, seçimi kazanacak adayla seçime gireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı Ekrem İmamoğlu'dur. Önünde bir engel yoktur. Buna mani olacak kişi, bunun siyasi karşılığını bilerek mani olsun. Son dakikaya kadar adayımız Ekrem Başkandır, mani olmaya çalışan kişi ondan korktuğundan mani olmaya çalışıyor.
TRUMP HAM OLARAK NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNİ İSTİYOR
Nadir toprak elementlerine Trump kafayı takmış halde. Yatıyor element, kalkıyor element. Yemin töreninde İncil'e el bastı, elini kaldırdı Ukrayna'nın nadir toprak elementlerine taktı. Bizden de var bunlardan, bunları da istiyor. Bir önceki dönemde Trump ile Erdoğan takıştığında, Trump Erdoğan'ı şahsi servetiyle tehdit etmiş, ardından Trump'ın istedikleri yapılmıştı. Trump ham olarak nadir toprak elementlerini istiyor. Bizimki iktidarda kalmak için Trump'a istediklerini vermeye kalkıyor. Erdoğan'ın önceki tavizlerini bilmiyor muyuz? "Papazım var sende ver dedim, verdi" diyen Trump bununla hâlâ alay etmiyor mu?
