CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 18 Ocak’ta yapılan İYİ Parti 4’üncü Olağan Kurultayı’nda yeniden genel başkanlığa seçilen Müsavat Dervişoğlu’na hayırlı olsun ziyaretinde bulunmak üzere İYİ Parti Genel Merkezi’ne geldi. Özel ve beraberindeki CHP heyetini, İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel, Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Enver Yılmaz ile Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İpek Özkal Sayan karşıladı. CHP heyetinde ise Genel Sekreter Selin Sayek Böke, Kurumsal İlişkiler ve Siyasi Partilerle İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan ile CAO Gençlik ve Spor Politika Kurulu Başkanı Sevgi Kılıç yer aldı.

"ABİ-KARDEŞ HUKUKU İÇİNDE OLDUĞUMUZ BİR BÜYÜĞÜMÜ GÖRMEYE GELDİM"
Ziyaretin ardından Özgür Özel ve Müsavat Dervişoğlu ortak basın toplantısı düzenledi. CHP ile İYİ Parti arasındaki ilişkinin sıradan bir siyasi ilişki olmadığını vurgulayan Özel, iki parti arasındaki bağın dostluk ve kardeşlik hukukuna dayandığını ifade etti. Meclis’te birlikte görev yaptıkları dönemde kurulan uyumun, genel başkanlık görevleri sonrasında da daha da güçlendiğini belirten Özel, bugünkü ziyaretin klasik bir “hayırlı olsun” ziyaretinin ötesinde anlam taşıdığını dile getirdi. Özel, “Buraya bir siyasi parti genel başkanına resmi bir ziyaret yapmanın ötesinde, iyi günde kötü günde yan yana durduğumuz, abi-kardeş hukuku içinde olduğumuz bir büyüğümü görmeye geldim. Sabah gelip bir kahvesini içecek kadar sıcak, samimi bir ortamda görüşmemiz gerçekleşti” dedi.

Özel, partilerinin siyaseten darbe dönemlerini hatırlatan ağır bir baskı altında olduğunu belirterek, yaşananların yalnızca CHP’yi değil tüm siyaset kurumunu hedef aldığını söyledi. 19 Mart sürecinde muhalefet partilerinin tutumuna dikkat çeken Özel, “Ana muhalefet baskı altındayken buradan siyasi kazanç çıkarma” anlayışının tercih edilmediğini vurguladı. İYİ Parti başta olmak üzere muhalefetin, yaşananları yalnızca CHP’ye değil demokrasiye, çok partili rejime ve Türkiye’nin geleceğine yönelik bir saldırı olarak okuduğunu söyleyen Özel, sergilenen dayanışmanın siyaset adına son derece kıymetli olduğunu dile getirdi.
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle;
EMEKLİ MAAŞI VE ASGARİ ÜCRET TEPKİSİ
"20 bin liralık bir emekli maaşının biz karşısında yer alan, iyileştirilmesi için çaba sarf eden, en azından bir asgari ücret düzeyine çıkarılması için mücadele edenler olarak bile bu 20 bin liranın utancını yaşıyoruz. Ama birileri utanmadan, sıkılmadan bunu savunmaya devam ediyorlar. 28 bin liralık bir asgari ücretle çocuk büyütmenin, çocuk okutmanın, evi geçindirmenin, barınmanın ne kadar zor olduğunu bilirken ve neredeyse dört asgari ücretin bile yoksulluk sınırının üstüne çıkamadığı bugünlerde biz utanç duyarken birileri utanmadan, sıkılmadan hiçbir şey yokmuş gibi kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

SORU CEVAP
Özel ve Dervişoğlu, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Özel, Aziz İhsan Aktaş’ın duruşmaya devletin sağladığı 10’a yakın korumayla gelmesi ve hakim savcılara ayrılan kapıdan girip çıkmasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"CANLI YAYINDAN NEDEN VAZGEÇTİNİZ?"
Özel, başından beri duruşmaların TRT başta olmak üzere isteyen tüm kanallardan canlı yayınlanmasını talep ettiklerini hatırlatarak, bu çağrıya daha önce hem MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olumlu yaklaştığını anımsattı. Ancak yargılama süreci fiilen başlamasına rağmen bu sözlerin karşılığının verilmediğini söyleyen Özel, “O gün ‘canlı yayın’ diyordunuz, bugün neden vazgeçtiniz?” diye sordu.
Dokuz ay boyunca Anadolu Ajansı ve TRT üzerinden iddiaların gece gündüz servis edildiğini vurgulayan Özel, gerçeklerin ortaya konulacağı aşamada ise kamuoyunun bilgilendirilmesinden bilinçli şekilde kaçınıldığını dile getirdi. İddianamelerin ortada olduğunu belirten Özel, aylarca tartışılan suçlamaların ne görüntüyle, ne ses kaydıyla, ne de somut bir delille desteklenemediğini söyledi.
“Ortada bir blöf yok, bir gizleme yok; iddianame var, sorular soruluyor, cevaplar veriliyor” diyen Özel, hatası olanın yargılanmasına kimsenin karşı çıkmadığını, ancak aylarca köpürtülen iddiaların artık savunulamaz hale geldiğini ifade etti. Özel, iddianameler görüldükten sonra siyasi iktidarın ve süreci savunanların geri çekildiğini belirterek, “Savunacakları bir şey kalmadığı için sessizliğe gömüldüler” dedi.

“560 MİLYAR YOLSUZLUK OLSAYDI BEN O SALONA GİREBİLİR MİYDİM”
Ben o salondayım. O salonda duyup da beni mahcup edecek bir şey olsa ben o salona girebilir miyim? Beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber’in, ATV’nin, TGRT’nin o muhteşem dört saat boyunca bir iftiranın üzerinde tepinen ve köpürtenlerin nerede mikrofonları, nerede kameraları? O iddialar doğru olsaydı, Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu, boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? Parkeyi kaldırıp da İBB’de parkenin altından 2 milyon euro çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim? O iddianameler olsaydı, eklerinde bu videolar olsaydı, delillerinin yüklendiği portallara söyledikleri gibi bin 200 tane cep telefonun alınıp delegelere dağıtılsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben o salona girebilir miydim? Hadi o salona bir AK Parti milletvekili gelse ya o iddiaları dinleyip de ‘Gördünüz mü bakın neler olmuş’ dese ya. Hiçbiri yok. O yüzden artık bugünden sonra gördüğümüz hiçbir şeye şaşırmayacağız.
"770 YILLA YARGILANAN KİŞİNİN ETRAFINDA 15 TANE DEVLET KORUMASININ İŞİ NE"
Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde birinci parti yaptığı CHP’nin Genel Başkanı giriyor. Diğer kapıdan ise Tayyip Bey’in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı, aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Kapılar net. Aziz İhsan Aktaş da Erdoğanların kapıdan girdi. Sayın Erdoğan’ın atadıklarının kapısından girdiler. Aynı yerde oturdular, o kapıdan çıktılar gittiler. Benim oraya gittiğim araba partime ait. Aziz İhsan Aktaş’ın oraya geldiği arabanın kime ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve Aziz İhsan Aktaş’ın etrafında ana muhalefet partisinin genel başkanına devletin verdiği korumalardan çok koruma vermişler, Aziz İhsan Aktaş’ı koruyorlar. Kimi, kimden koruyorsunuz? 770 yılla yargılanan ve iddianamede ‘suç örgütü lideri’ olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 tane devlet korumasının işi nedir? Bu kişinin hakim-savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir?
Gerekçe şu: Biz Erdoğan’ın kendine hasım gördüğü tarafız, onu iktidardan edeceğiz diye bizi düşman bildi, bize saldırıyor. Kendisine dost gördükleri o kapıdan giriyor. Erdoğan kapısı orada, milletin kapısı orada burada. Biz milletin kapısını aşındırmaya, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. 770 yılla yargılanan, en çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği kişi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti’ye geçti diye o salonda olmayan, Aziz İhsan Aktaş’ı korumaya, kollamaya ve hakim-savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet kendi kapısını kullananı da ihanet kapısını, iftira kapısını, şantaj kapısını kullananı da görüyor. Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi dönseydik, Ankara’ya gelseydik, partinin başında otursaydık, onların istediği gibi bir muhalefet çizgisinde olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya, milletin gönlünde olmaya, milletin kapısından gelip gitmeye devam edeceğiz. İftiracıları da bildikleri kapıdan getirsinler.

"İSTANBUL SEÇİMLERİNİN YENİLENMESİNE VARIM"
Hani diyor ya ‘Bunlar İstanbul’u iyi yönetmediler’, billboardlara koyuyorlar. Millete diyor ya ‘Senin ömründen gidiyor’ diye. Diğer taraftan diyor ya ‘Efendim bunlar çaldılar, çırptılar ama bulamıyoruz, ispatlayamıyoruz.’ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) tüm iştirakları ve kendisinde bir kuruş kamu zararı olmadığı resmi belgelerle de ortaya çıktı. Halen daha bir sürü iftira atıyor ve bizi suçluyor. Ben de diyorum ki ‘O zaman yapacağımız iş basit. Ben erken seçim istiyorum, ona yanaşmıyorsun.’ 360 milletvekili lazım. O rakamımız yok. Ya da kendisinin karar vermesi lazım, onu da yapmıyor. Ama benim elimden bir şey gelir. Eğer Erdoğan varsa ben İstanbul’da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye -Erdoğan ile eşzamanlı olarak- ve İstanbul seçimlerinin yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin. Eğer Erdoğan’a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan’ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan’ın göstereceği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 29’unda, pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu’dur. İstanbullular iki sene öncesine göre farklı düşünüyorlar, Ekrem Başkan’ı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum. Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor. Buyursunlar oynasınlar.
“29 MART PAZAR GÜNÜ İSTANBUL’DA SEÇİMLERİ YENİLEYELİM”
İddia ediyorum 1 milyon değil, 1 buçuk milyon farkla o seçimi kazanacağız. Gelsinler, o seçimi yenileyelim. Bir tek şartım var: Eğer İstanbul seçimini biz kazanırsak yakamızdan düşecekler. Hemen getirecekler erken seçim sandığını. Türkiye’de yönetimi devralmaya hazırız. Erdoğan iddia koyan bir siyasetçiydi. Eskiden yıllarca gireceği her seçimden önce ‘Ben birinci parti olacağım, olmazsam siyaseti bırakırım.’ Dönüyordu, ‘Rahmetli Türkeş’ten görevi alan, oraya çöreklenen Devlet Bahçeli’ye söylüyorum. Sen birinci parti olamazsa bırakacak mısın’ diyordu. Dönüyordu, CHP’nin Genel Başkanı’na sesleniyordu: ‘Bırakacak mısın?’ Şimdi söylüyorum: Ben birinci partiyim. 29 Mart Pazar günü İstanbul’da seçimleri yenileyelim. Elimde olan belediyeler sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan, ben yokum. Ben kazanırsam, erken seçime gidelim. Var mısın? Bu kadar net bir soruya Erdoğan’dan net bir cevap istiyorum."
