Özel'den 'köprülerin özelleştirileceği' iddiasına tepki: Otobanlardaki tüm gişeleri kıracağız

Özel'den 'köprülerin özelleştirileceği' iddiasına tepki: Otobanlardaki tüm gişeleri kıracağız

CHP lideri Özgür Özel, İstanbul Boğazı’ndaki iki köprü ile yedi otoyolun özelleştirileceği iddialarına ilişkin, 60 TL’lik geçiş ücretinin 359 TL’ye çıkabileceğini belirterek, 25 yıllık gelirin kaybedileceğini söyledi. Kamu varlıklarının “giderayak” satıldığını öne süren Özel, "Gün gelecek Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir balyoz operasyonu olacak. Alacağız elimize balyozu, otobanlardaki bütün gişeleri kıracağız" ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

y.jpg

Özel'in açıklamaları şu şekilde:

Geçen hafta 39'uncu ilçeyi Ataşehir'de tamamladık, istisnasız bir şekilde. 91'inci eylemde Kocaeli'ndeydik. Hukuksuzluklar, adaletsizlikler, haksızlıklar, tarihin görülmediği bu zulüm, görmediği bir zulüm ve üzerimize yargı erkini elinde bulunduranların yürütme erkinin emrine girmesiyle birlikte yaptıkları siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek. Ben İstanbul il örgütümüze 39 ilçe başkanımıza ve örgütümüze bugüne kadarki mücadeleleri, İstanbul'da katılan milyonlar için, Anadolu'da katılan milyonlar için Türkiye ittifakının mensubu tüm demokratlara yürekten teşekkür ediyorum. Tarih bu tarihi mücadeleyi yazacak ve yarın akşam ilçe mitinglerini tamamladık, üçüncü bölgedeki ilçeler adına yapacağımız Bakırköy'deki bölge mitingiyle devam ediyoruz. Üç, iki, bir diye bölgeleri sayıp 18 Mart akşamı da hep birlikte o tarihi gecede İstanbul'da ayakta olacağız.

'İFTARI İBB KASASINDAN VERENLER AK PARTİ'YE GİTTİ'

Cumartesi günü İstanbul'da mübarek ramazanın üçüncü gününde Saadet Partisi'nin düzenlediği iftara katıldık. Genel Başkan Sayın Mahmut Arıkan'a teşekkür ediyorum. Deva Partisi'nin, Gelecek Partisi'nin ve Yeniden Refah Partisi'nin sayın genel başkanları oradaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkan Vekili oradaydı ve oturduk iftar yaptık. İftarda kürsüde siyaset yoktu. Sadece Gazze, Filistin vardı. Her konuşan Türkiye'nin özlediği bu güzel masa dedi. İftar bitti dağıldık, artık iktidarda kalmayı sadece kötülüğe endekslemiş olanlar, kendilerinin içinde olduklarını dahi fark etmeden muhalefetin bir arada olmasını, birlikte iftar yapmasını, hal hatır sormasını, beraber Filistin davasına sahip çıkmasını öylesi gözlerini kör etmiş ki kötülük, masadaki AK Parti Genel Başkan Vekilini bile görmeden o masaya döndüler ve dediler ki 'Bu iftarı Saadet Partisi yapmadı. Bu iftarı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptı. Onun kaynaklarıyla yapıldı.' Tabii bu Saadet Partilileri, milli görüş hareketinin sadık savunucularını çok üzdü. Biz de çok rahatsız olduk. Aslında sonra da bu tartışmalar sürerken bir Saadet Partili bana böyle tuttu kolumu dedi ki geçen 'Genel Başkanım sen onlara bakma. Zaten iftarı İBB kasasından verenler AK Parti'ye gitmişti. Kendi cebinden dayanışmayla iftar yapabilenler milli görüşün Saadet Partisi'nde devam ediyorlar.' Kişiler kendinden biliyor işi.

t.jpg

'MUHALEFETİN İFTAR SOFRASINDAN KORKAR OLMUŞLAR'

Ama iktidar öyle zor bir durumda ki meydanlardan korkuyor, tartışmaktan korkuyor. Karşımıza çıkmaktan korkuyor. Belediyelerimize çöküyorlar. 'Ne yapıyorsun' diyorum. Gel Aydın'da koyalım sandığı, Aydınlılar karar versin Aydın'ı kimin yöneteceğine. Geçen sefer bir karar verdiler. Sen tehditle ya bize katılacaksın ya Silivri'ye atılacaksın diye topuklayıp kaçana karşı koyalım sandığı. Gaziosmanpaşa'da koy bakalım sandığı Hakan'ı mı seçiyorlar yoksa senin o bilmem ne yöntemiyle oraya getirdiğin kabiliyetsizi mi seçiyorlar? Koy bakalım CHP'den seçilip de sizin tehditle, şantajla, onunla bununla parti değiştirmeye zorladığınız yerlerde sandığı, ondan kaçıyorlar. Emekliden korkuyorlar, işçi sesini yükseltiyor, irkiliyorlar. En sonunda muhalefetin iftar sofrasından korkar olmuşlar. Köşe yazarları yazıyor ki 'Baktım oraya neyi gördüm?' Neyi gördün? 'Altılı masayı gördüm. 'Yok üstünde şu vardı altında bu vardı.' O masada Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkan Vekilinin olduğunu dahi göremeyip bir iftar masasından husumet çıkarmaya çalışanlara sözüm şudur: Vallahi de billahi de iyilik kazanacak kötülük kaybedecek. Helal lokma yiyenler kazanacak. Haramzadeler kaybedecek. O masada kardeşliği görenler kazanacak. O masadan düşmanlık çıkaranlar tarihe gömülecek.

VERGİ ADALETSİZLİĞİ

Her yıl Şubat ayının son haftası, vergi haftası. Vergi haftasının içindeyiz. Türkiye'nin Avrupa'nın en adaletsiz vergi düzeni olan ülkesi olmasından dolayı kutlanacak bir hafta değil utanılacak bir haftaya dönüştü. Türkiye'nin AK Parti'nin kara düzenindeki vergi meselesini olabilecek en basit şekilde anlatan bir grafiğimiz var. Türkiye'de 100 lira vergi toplanıyor. Gerçekleşmesi 65 falan oluyor da çünkü buradan beklediğini alamayınca yüzdeye yansıyor. Bu seneki niyetleri dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergiler, yüzde 62.4. Kim veriyor bunu? Bu işçi kardeşim veriyor. Bu elinde çocuğuyla ev hanımı kardeşim veriyor. Bu çiftçi veriyor, bu emekli veriyor. Hemşire hanım veriyor, doktor hanım veriyor. Bu vergiler dünyanın en adaletsiz vergisini toplam verginin yüzde 62.5. Elektrik yakınca verdiğin vergi, doğal gaza verdiğin vergi, çocuğuna üst baş ayakkabı alırken verdiğin vergi. Parayı verip karşılığında fişi aldığında parayı verdiğin anda ödediğin vergi 62.5. Kalanı gelir vergisi. Mavi yakalı ya da devlet memuru, kim maaş alıyorsa ondan kesilen yüzde 25,5. Geriye ne kalıyor? Yüzde 11. Kurumlar vergisi, bu sırıtan zengin kardeşimden. Esas parayı kazanandan, dünyada esas vergiyi verenlerden Türkiye'de yüzde 11 alınıyor. İşçiden, emekliden, emekçiden, memurdan, çiftçiden alınan vergilerin toplamı yüzde 62. Kazanandan ve kar edenden para kazanandan alınan vergilerin oranı yüzde 11. Böyle bir adaletsizliğin içindeyiz.

klo.jpg

Türkiye'de ayrıca Özel Tüketim Vergisi alınıyor. İlk çıktığında lüks vergisi demişlerdi. Duyunca 'Lüks harcama yapanlar çok versin. Hiç olmazsa zorunlu harcama yapandan, çocuğuna mont alandan okul için kırtasiye alandan daha makul vergi alınır' diye düşünüyorsun. Şu anda lüks vergisi diye başlayan adı ÖTV olan vergi alınıyor. Tırnak makasında var. Mutfak tüpünde var. Doğal gazda var. Yani olmazsa olmaz herkesin ihtiyaç duyduğu her şeyde ÖTV var. Neyde yok lüks vergisi diye getirdikleri vergi? Elmasta, pırlantada yok. O hani AK Parti Eskişehir Milletvekilinin oyları Eskişehir'de İYİ Parti'den alan sonra AK Parti'ye kaçan milletvekilinin taktığı saatinde lüks vergisi yok. Ama sen gidip mutfak tüpü aldığında doğalgaz parası ödediğinde ÖTV var. Türkiye'de vergi öyle bir hale geldi ki anlatılması farkındalığının yaratılması ve hesabının sorulması belki Türkiye'nin önümüzdeki dönem hem seçimine damga vuracak hem de gelen iktidara kimden vergi alacağını, kimden daha az alacağını, kimi kayıracağını ortaya koyan ilk ve en önemli temenni olacak, görev olacak o iktidarın birinci görevi bu olacak.

'ERDOĞAN VERGİDEN VERGİ ALMAYI BULMUŞ'

Bu günlerde piyasaya gençlerin çok sahip olmak istedikleri bir cep telefonu çıktı. Pahalı bir model. Bu cep telefonu yurt dışında yarı fiyata satılıyor. Türkiye'de fiyatı 107 bin 999 lira. 108 bin lira. Telefon alıyorsun ya doğal, devlet bu alışverişten vergi alır. Yüzde 10-15 alır. Amerika'da yüzde 8 alıyor. Dördü eyalete dördü merkezi yönetime. Türkiye'de 108 bin liralık telefonun 54 bin 959'u lirası vergi. 53 bin lirası telefon. Dünyada bir tek Türkiye'de vergisi telefondan fazla. Telefon alacaksın. 55 bin lira vergi ödüyorsun.53 bin lira da o dünyanın en gelişmiş her bir gencimizin sahibi olmak istediği telefona sahip oluyorsunuz. Tabii buna sahip olmak için Türkiye'de o gencin babası dört ay çalışması lazım. Avrupa ülkelerinin bazısında 19 gün, bir ay bile değil 19 gün çalışması lazım. Bu telefonda yüzde 50 ÖTV var 30 bin lira. Yüzde 20 KDV var. Yüzde 12 TRT bandrol ücreti var. Neden? Telefondan radyo açar ya da TRT'yi açar izlersen diye 6 bin 400 lira TRT bandrol ücreti alıyor. Yüzde 1 de Kültür Bakanlığı payı var 530 lira. Toplam 54 bin lira ve işin enteresanı bu ÖTV'den sonra KDV uygulandığı için verginin de vergisini alıyor.

Lidyalılar şimdiki Salihli'nin Sard Mahallesi'nde beldeydi, mahalle oldu. Sardes'te ilk parayı bulmuşlar. Parayı basmışlar ve ilk kullanmışlar. Paranın mucidi Lidyalılar. Sonra Sümerler vergiyi bulmuşlar. Yani bir alışveriş yapıyorsun, para kazanıyorsun, bunun bir kısmını devlete vermen lazım. Bunu bulmuşlar. Hepimizin övünmesi gereken değilse de birazcık böyle acı acı tebessüm etmesi gereken bir şey, bu konuda en büyük icadın sahibi Sayın Erdoğan. O vergiden vergi almayı bulmuş. Geçen gün ben bunu söyledim, gençler hızlı şekilde sosyal medyada yapay zekayla birtakım çizimler karikatürler yaptırıyorlar. Bir köşede Sümerliler vergi topluyor parayla. Sayın Erdoğan da gelmiş 'O iş o kadar kolay değil, onun da vergisi var' diyor. Vergiden vergi istiyor.

'MESAJ ŞU: VERGİNLE KÖPRÜ YAPIYORUZ

Bir cep telefonu alırken Sayın Erdoğan'ın bulduğu yöntemle verginin, vergisinin, vergisinin vergisi alınıyor. Aynı paraya dört kere devlet bir paranın üzerine üç kez daha vergi koyuyor ve onun sonunda verginin vergisini vergisini alarak bir cep telefonunun parasından fiyatından daha pahalı daha fazla vergi almanın yolunu buluyor. Bu adaletsizliği bitirmek için, maaş alanların, gençler eskiden işe giriyordu, 'Kaç para maaş alıyorsun?' 'Maaşı çok değil ama...' Bugünkü parayla der ki bir mühendis işe girer, ' 55 bin maaşı ama yılda dört kere de ikramiye var.' 'İyiymiş' diyorduk. 12 değil 16 maaş. Şimdi öyle işler pek kalmadı. Duymuyoruz. Şimdi 12 maaş alıyorsun, o mavi yakalı ya da beyaz yakalı genç kardeşimin 55-60-70 bin lira alacağı maaşın üç tanesi vergiye gidiyor. Yani 12 maaş alıyor. Dokuzu cebine kalıyor. Üç tanesi vergiye gidiyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Vergi haftasındayız dedik ve vergi haftasında tabii önemli bir farkındalık, hem vergi vermek hem verginin nereye gittiğini görmek. Sağ olsun, Gelir İdaresi Başkanlığının sosyal medyası vergi deyince akla ilk ne gelir? Devlet vergi alır ama köprüler yapar, yollar yapar diye. İstanbul'da güzel bir boğaz köprüsü. Fotoğrafını koyarak 'Vergi haftası kutlu olsun' demiş. Mesaj şu: 'Verginle köprü yapıyoruz.' Güzel bir paylaşım."

KÖPRÜLERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

Özel, AK Parti iktidarının iki boğaz köprüsünü ve yedi otoyolu özelleştirmek istediğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

"Bugünkü geçiş paralarıyla 600 milyon dolar olan bu köprüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı özelleştirmeye niyetli ve niyet ettikleri para 3 milyar dolar. Yani beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini satacaklar. İşin kötüsü, bıraktıkları 59 liralık köprüyü 359 lira yaparak verdikleri parayı belki de bir senede, 9–10 ayda alacaklar. İstanbul’da bir bedava devlet köprüsü olur; ikisi, üçü, dördü özelleştirilsin. Parası olan oradan geçsin. Ama olmayana ‘Devletimizin hizmeti de bu’ dersin. Öyle bir köprü yok. Adam Anadolu Yakası’nda oturuyor, Avrupa Yakası’nda çalışıyor. Mecbur geçeceği köprüye bugün 60 lira veriyor; bence o da saçma. Ama yarın 359 lira ödeyecek. Bunu söylüyoruz, soruyoruz. Her şeye cevap veriyorlar, bir kelime yok. AK Parti’nin sözcüsünden yok, bakanlarından yok, Sayın Erdoğan’dan bir kelime cevap yok. Belgeleri söyledim, ‘gık’ demediler. Değerli bir gazeteci kardeşimiz bakanlığı aramış, sormuş. ‘Satacak mısınız?’ demiş. Onlar da demişler ki: ‘Kesin satacağız diyemeyiz, piyasasını araştırıyoruz.’ Bu mübarek Ramazan gününde, Türkiye’deki bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Köprülerin satılacağından haberdar olan vatandaşlarımızın oranı anketlere göre yüzde 35–40. Bir kere bunu duyan, duymayana duyursun. Haberdar olup da köprü satışını destekleyenlerin oranı yüzde 10. Yüzde 90 karşı. Ve altın yumurtlayan tavuğu yabancılara satmak istiyorlar.

O para bana lazım. O para Cumhuriyet Halk Partisi’ne lazım. O para Türkiye İttifakı’na lazım. Seneye yaparsan 24 sene, öbür sene yaparsan 23 sene o paranın geleceği Cumhuriyet iktidarlarında biz o parayla en düşük emekli maaşını asgari ücrete çıkaracağız. Sonra bir buçuk asgari ücret yapacağız. Biz o parayla asgari ücreti yükselteceğiz. Oradan zorlanacak olan küçük esnafa, KOBİ’ye, sanayiciye sosyal güvenlik destekleme yardımı yapacağız, destekleme primi vereceğiz. O parayla kanunda beş yazarken bir verdiğiniz çiftçiye, hakkı olan beş desteklemeyi ödeyeceğiz. O parayla biz bu telefonu almak isteyen öğrenciye, ilk telefonunda, ilk bilgisayarında ‘Vergi yok kardeşim’ diyeceğiz. ‘Bu telefon sana elli bin lira’ diyeceğiz.

'ŞİMDİ MİLLİ PARKLARA GÖZ DİKMİŞLER'

Bundan sonra göreceksiniz bir iktidarın gidişini. Muhalefet köylerde muhtarın karşıdan gelişinden anlar. Bürokrasiden gelen bilgilerden anlar. İktidar da gidişini, giderayak yaptıklarıyla gösterir. Şimdi giderayak, ‘25 yıllık parayı hemen alayım, seçim öncesi bir şeyler yapayım, belki milleti kandırırım…’ Milletin o işlere karnı tok. ‘Kış geçer, kurt yediği ayazı unutmaz’ demişler. Bu zor günler geçecek ama bu emekli, bu emekçi, bu öğrenci, bu esnaf, bu çiftçi ettiklerinizi unutmayacak, sandıkta hesabı soracak. Bizim Manisa’da çok söylenen bir laf var, üst üste, üst üste gelince bunlar der ki; ‘Ölü bir değil ki yıkayasın, deli bir değil ki bağlayasın.’ Öyle bir haldeyiz ki… Sattılar, sattılar, doyamadılar.

Şimdi millî parklara göz dikmişler. Soğuksu Milli Parkı hedefte. Uludağ Milli Parkı hedefte. Bolu Abant, Trabzon Altındere Milli Parkları hedefte. Bu millî parkları giderayak 49 ve 99 yıllığına kiralamak için kanun teklifi getirmişler. Gidiyor, şunu görüyor artık, ‘Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.’ Emekli böyle el sallıyor, asgari ücretli el sallıyor. Diyorlar ki artık bu vakitten sonra anketler ortada. Hızla anketler açıklanıyor. Bu ayın anketleri geldi. Biri hariç… O, özel bir şirket operasyon yapan; AK Parti’yi önde bulmuş. Şu ana kadar yedi anket geldi önümüze. Allah’a şükür hepsinde Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Farkı kiminde koruyoruz, kiminde açıyoruz ama Cumhuriyet Halk Partisi önde. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gittiği görünüyor. Gözü yolda olanlar, gözü millî parklara dikmiş. Ya sen düşünsene; sen burada Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisisin. Sen işgal ordusu değilsin ki. Demokrasiye inansan bugün gidersin, yarın gelirsin. Abant’ı milletin elinden alıp yandaşa vermenin, orman idaresinden alıp Kültür Bakanlığı’ndan alıp birtakım yerleri yandaşlara peşkeş çekmenin ne anlamı var? Giderayak Abant’ı verecek yandaşa, Uludağ’ı verecek yandaşa; uğraşıyor işte, Yerebatan Sarnıcı’nı alacak verecek yandaşa, Galata Kulesi’ni alacak verecek yandaşa. Vallahi bu Galata Kulesi’ni Cenevizlilerden kurtarmak, bu AK Parti’den kurtarmaktan daha kolaydı. Vallahi daha kolaydı.

'KÖPRÜLERİ, OTOYOLLARI MİLLETİN MALI HALİNE GETİRECEĞİZ'

Bil ki bu iktidar köprü satıyor, giderayak satıyor. Bil ki Abant’ı satıyor, Yedigöller’i satıyor, Spil’i satıyor, Uludağ’ı satıyor; bil ki gittiğindendir. Aha buradan alacaklara söylüyorum, alacaklara; daha bugüne kadar Özgür Özel’in ‘yapacağım’ deyip de şartlar oluştuğunda yapmadığı bir iş, tutmadığı bir söz yoktur. Bunlar istedikleri kadar satsınlar. Millet bunları gönderip Cumhuriyet Halk Partisi’ni getirdiğinde, Türkiye İttifakı’nı getirdiğinde; şimdi ağzı sulananlara söylüyorum: 99 yıllığına o Abant Gölü’nü sizde tutmayız. Çatır çatır geri alacağız. Hepsini geri alacağız. Önce, bu geçiş garantisi falan filan oraya buraya yaptıkları köprüleri, otoyolları bir güzel milletin malı hâline getireceğiz. Allah’ın izniyle… Hani bir gün geçmişte geldiler, gücü biraz elde tutunca balyoz kumpası yapıp balyozu böyle ele aldılar, ordunun kafasına vurdular ya Fethullah’la beraber… Gün gelecek, Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir 'balyoz operasyonu' olacak. Alacağız elimize balyozu, otobanlardaki bütün gişeleri kıracağız. Bütün gişeleri. Almanya’da otobanda gişe mi var? Dışarıdan geçene var. Milletin köprüsü millete bedava olacak. O gün gelince biz kıracağız o gişeleri. Safları ayrıştırın. Milletin safında duranlar yan yana dursun, saflar sıklaşsın, kol kola girsin, omuz omuza dursun. Ama öbür safta da bakan evlatları dursun. Çünkü devir değişiyor. Sandık gelecek, bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Ne diyoruz? Mesela 'Köprüyü satma' diyoruz. Niye? Altın yumurtlayan tavuk kesilmez, satılmaz. Başkasına verirsen tavuğun zaten bugünkü yumurtası elinde, ikincisi karnında. Üç yumurtaya yirmi beş yumurta verilmez diyoruz. Çok basit. Şimdi 'Köprüyü satma' diyoruz. Abant’ı, Uludağ’ı satma diyoruz. Zarar ederiz diyoruz. İnat ediyorlar, 'Satacağız' diyorlar.

'SOMA DONUYOR, 10 SENE ÖNCE AK PARTİ'NİN AKLI NEREDEYDİ?'

Bakın, devletin varlıklarını satmanın bir faturası hemen çıktı. Benim memleketim Manisa, kalbim Soma’da atıyor. Biliyorsunuz büyük bir facia yaşadık. Yırca’da ağaçlar kesilirken de, 301 evladımız katledilirken de hep Soma’daydık. 86 duruşma oldu, 86'sına katıldım. İlk gün 10 bin kişi kapıdaydı. Son gün 240 kişi kararı dinledik. Ama fikri takipten vazgeçmedik. Soma’da yine böyle altın yumurtlayan bir tavuk, belki daha fazlası; Soma Termik Santrali var. Yıllardır çalışıyor, yıllardır para basıyor. Yıllardır Soma’yı ısıtıyor. Yıllarca uğraştık, filtresi düzgün olsun, Soma zehirlenmesin diye. Devlet çalıştırırken filtre var, özelleştirilenlerde yok; 'yapmayın' dedik. Bunlar tutturdular, '2015 yılında Soma Termik Santrali’ni özelleştireceğiz.' Dedik, 'yapmayın. Ya kardeşim, bu kömür geliyor, elektrik oluyor, satıyorsun. Elektriğin alıcısı belli, parası peşin. Kömürün alıcısı var, parası peşin. Biz niye satalım da başkası para kazansın?' 'Hayır, özelleştireceğiz' dediler. Yaptılar özelleştirmeyi. Önünde en az 10 kere basın açıklaması yapmışımdır. Yanımda kim var o gün? Avukat Sercan Okur var, ilçe yöneticisi. Levent Elbiısoy var, o dönemin yeni emekli sendikacısı. Anlatıyoruz: 'Yapmayın bunu, yapmayın' dinlemediler.

Konya’dan işi, yoğurt, süt, gofret; Torku diye bir şirket. Kıymetli bir şirkettir, kooperatifleri severiz biz. O gün de dedim: Herkes bildiği işi yapsın. Gelirsiniz buraya, Konya’daki kooperatifin üyesinin de parasını batırırsınız, yapmayın dedim. 'Hayır, Torku gelecek.' O zaman en büyük desteği AK Parti veriyor. Efendim, Konya kooperatif görmüş, 'Torku gelecek, Soma’nın yüzü gülecek. Özgür Özel önümüzden çekil, özelleştirme Soma’yı şaha kaldıracak.' Özelleştirdiler. 'Yapmayın' dedik, dinlemediler. Şimdi Soma’da 42 bin kişi soğukta, evler soğuk. Neden? Torku beceremedi. Santrali işletemedi, faaliyeti durdurdu. Bir kere, yıllarca 'pahalı' diye devletin taktığı filtreyi takmadı, Soma’yı zehirledi. KOAH, kanser hastalığı… Üstüne, buradan kömürü alıyor, elektrik üretip satıyor ya; aldığı yer Türkiye Taşkömürü Kurumu. 11 yılda 18 milyar borcu takmış mı? Türkiye Taşkömürü Kurumu 18 milyar alacaklı. Hepimiz alacaklıyız. Bu diyor ki 'Beceremedim, battım.' Soma’da 48 bin kişi soğukta. Bir basın açıklaması gördüm, ben yokum orada. Üçümüzdük ya. Sercan Okur orada; belediye başkanımız olmuş. Levent Elbinsoy, eski sendikacı; ilçe başkanımız olmuş. Üçüncü de ben vardım ya, üçümüz 'Satmayın' diyorduk. Kim duruyor yanlarında? AK Parti’nin ilçe başkanı Ali Sezer, 'Soma donuyor, buna bir çare bulsunlar. Ben de bu eyleme destek olmaya geliyorum.' Ali Bey, ayağına sağlık, hoş geldin; de bu AK Parti’nin aklı neredeydi 10 sene önce? CHP bunları söylerken neredeydi aklınız?

'MİLLETİN MENFAATİNİ DÜŞÜNÜYORSANIZ SANDIK BAŞINA'

Soma Ticaret Odası, Esnaf Odaları, Nakliyeciler Odası; Soma’da kim varsa bugün burada. Bana da gelecekler, partileri gezecekler. 'Aman, Soma’nın burası bir daha özelleştirilmesin, satılmasın.' Öyle niyetleri de var AK Parti’nin. 'Soma’nın malı Soma’da kalsın, bunu kamulaştırın.' Günaydın arkadaşlar, hepinize günaydın. Cumhuriyet Halk Partisi 11 yıl önce bunu söylerken bunları görüp söylüyordu. Şimdi Soma’nın esnafına borcu takmışlar, Soma’yı soğukta bırakmışlar. Nakliyecinin parası kalmış, bilmem kimin parası kalmış. AK Partililer CHP’yle birlikte basın açıklamasına gelmişler, Soma’da haber oluyor. Arkadaşlar, milletin menfaatini düşünüyorsanız, AK Partilileri, CHP haklı çıkınca basın açıklamasına değil, AK Parti’yi göndermek için sandık başına davet ediyor.

Yine Soma’da Polyak Madeni; birkaç ay önce 'Yapmayın, etmeyin' dedik. İzmir’in Kınık ilçesi sınırlarında ama çoğu işçisi Soma’da oturuyor, servisle gidiyorlar. Polyak’ı sattılar. Yüzde 70 hissesini Çinli bir firma aldı. Gelmiş, direkt 3 bin 900 işçi var ya; bin 700'ünü işten çıkarmış. Bin 243 işçi de duruyor ama daha Çinli şirketten bir lira maaş nasip olmamış. Yani bin 700 yüz kişi çıkmış, kalan bin 200 kişi de çalışıyor ama parasını alamıyor. AK Parti iktidarı da dönmüş, 'Allah Allah, nasıl oldu bu iş?' diye bakıyor.

Madenler devletindir; anayasaya göre arkasından dolaşıyorsunuz. Santraller bu kadar kârlı ve stratejik işletmeler, satılamaz. Oradan kim para kazanıyorsa, bu milletin kazanacağı parayı peşkeş çektiğiniz için kazanıyordur. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında stratejik hiçbir kurum; santral, rafineri, baraj; stratejik hiçbir kurum satılmayacak. Bu satılmış olanlarda düzgün işleten, işlettiği güne kadar işletecek; işletmeyenin tepesine bineceğiz. Hepsini geri alacağız. Bu milletin yeniden malı yapacağız. Başka çaresi yok."

Dört kişilik bir ailenin başka bir aileyi misafir olarak çağırmasının maliyetini geçen yıl aynı yerden alınan fiyatlarla karşılaştıran Özel, "Mercimek çorbası, pide, pilav, kavurma, cacık, tatlı ve çay... 2023'te bu sofra 480 liraya kuruluyormuş, 2025'te 2 bin 530 lira, bu sene ise 3 bin 950 lira. Üç yıl öncesine göre 4 kişilik ailenin bu menüyle misafir ağırlama maliyeti yüzde 723 artmış ve asgari ücrete oranlandığında üç sene önce asgari ücretli bu sofradan 18 tane kurabiliyormuş, bugünkü asgari ücretli ise 7 tane kurabiliyor" dedi.

'SEÇİM KAYBEDİP BUNLARI BAŞIMIZA BELA ETMEYİZ'

Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ramazan geldiğinde seslerin düşmesi, incitici sözlerden geri durmak, kutuplaşmak yerine kucaklaşmak, küsleri barıştırmak, toksan açın halinden anlamak, ramazanda aç kaldığın sürece normalde ekmeğe, yemeğe, suya ulaşamayanın halinden anlamak, onun için yardımlaşmada bulunmak daha doğrusu kimsenin fitreye, zekata muhtaç olmayacağı bir ülkeyi inşa etmek için siyaset yapmak. AK Parti'nin kutuplaştırmadan ve vatandaşı birbirine düşürmeden sorumlu bakanı Milli Eğitim Bakanı var. Herkes çocuğunun dini eğitiminden sorumlu, çocuğun ibadetini, orucunu anası babası bilir. Bu çocuklara aralarında ayrılık çıkartacak, esas maksadı gazeteye, televizyona düşecek, bir gerilim çıkacak sonra aynı yalana sarılacaklar; açsın, yoksulsun, işsizsin ama tehlike büyük oyu bize vermelisin, onlara verirsen bayrağı indirecekler, ezanı dindirecekler... Bu oyunla emeğini, alın terini sömürdüğü adamın bir de oyunu sömürüyor. Şimdi sandık ne gün gelse CHP, bunun üzerinden bir kutuplaşma çıkartacak. Namazı kıldıran imamın hakkını da sedikasını da sonuna kadar savunan biziz, onun emeğini de oyunu da sömüren AKP'nin iktidarının sonu gelmiştir. Bu milleti size beş yıl daha sömürtmeyeceğiz, o milletin hakkını size yedirtmeyeceğiz. Ne cumhuriyetten ne kazanımlarından vazgeçeriz ama bu uyanıkların oyununa gelip de bir sefer daha seçim kaybedip bunları başımıza bela etmeyiz."

'AP İLE GÖRÜŞMELERİMİZ SÜRECEK'

Özgür Özel, Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik ve siyasi ilişkilerine dair tartışmaların odağında yer alan “Made in Europe” uygulamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin Avrupa ile tarihsel ve stratejik bağlarına dikkat çeken Özel, Avrupa Birliği ülkelerine doğrudan çağrıda bulunduklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Biz aday ülkeyiz, Avrupa'nın en önemli ülkelerinden biriyiz. Biz olmasak Asya'ya geçemezsiniz. Avrupa Konseyi'nin kurucularındanız. Bu AK Parti bu saçmalıkları yapmasaydı çoktan girmiştik. Birleşik Avrupa fikrinin sahiplerinden biri olarak bizi dışarıda bırakamazsınız diye düşünüyoruz. Bunun için Avrupa Birliği'ndeki ülkelerin hükümetlerine birer mektup yazdık. Diyoruz ki 'bu made in Europe' işinde bizi dışarıda bırakmayın. Biz yarın iktidar olacağız. İktidarda Avrupa Birliği'ne tam üyelik için hızla koşacağız ama bu dönemde Türkiye'de bu ekonomik güçlükler varken işletmelerimizi iflasa sürüklemeyin. Bunları Avrupa Birliği'nin başkentlerine iletmek üzere büyükelçiliklerine teslim ediyorlar. Oylamanın olduğu güne kadar Avrupa Parlamentosunda milletvekilleri ile görüşmelerimiz sürecek."

'GAZZE'DE TURİZM YAPMAK İSTEYENLERLE AYNI MASAYA OTURANLARI MİLLETİMİZİN VİCDANINA ŞİKAYET EDİYORUM'

Özel, Gazze’ye ilişkin Türkiye’nin dış politika tutumuna tepki göstererek, şunları söyledi:

"Gazze'de 71 binden fazla insan öldürüldü. Bu konuda değerli başkanlar önemli yaklaşımlarda bulundular. Hepimizin uzlaştığı önemli bir nokta vardı o da Filistinlilerin güvenliği ve bu konuda Türkiye'nin doğru bir yerde durması. Malum Trump 'Barış Kurulu' diye bir grup kurdu. Adı 'barış', düşünün ki bu kurulda Filistinliler yok. Kurulun başında 'o şeride yüksek, güzel oteller yapacağım, kumarhaneler yapacağım. Orası bir eğlence merkezi olmalı' diyen Trump var. 62 ülke davet etti, aklı başında hiçbir ülke gitmedi, 41 ülke reddetti. Trump önce İsrail'i çağırdığını söylemedi. Kendisini Trump'a muhtaç hissedenler gitti, bizimkiler 'biz de geleceğiz' dedi. Elinde 71 bin kişinin kanı olan Netenyahu'yu Gazze Barış Kurulu'na oturttu. Hakan Fidan, Erdoğan adına katıldı, Netenyahu adına da Dışişleri Bakanı birlikte katıldılar. Buradan geçmişte 'Filistin davası bizim davamızdır' diyenlere sesleniyorum; al sana Erdoğan'ın 'güçlü' yanı Filistin! Gazze'yi kana bulayanlarla oturup da Gazze'de turizm yapmak isteyenlerle aynı masaya oturanları bu mübarek günde milletimizin vicdanına şikayet ediyorum."

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN