Bahçeli’den Özel’in ara seçim çağrısına cevap: Seçim zamanında yapılacak

Bahçeli’den Özel’in ara seçim çağrısına cevap: Seçim zamanında yapılacak

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ara seçim çağrısına ilişkin, “Türkiye’yi karıştırarak karalamaya heves etmesin. Ara seçim yok. Seçim zamanındadır ve Türk milletinin iradesidir. O iradeye de şimdiden saygı duymak lazımdır” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada küresel gelişmelerden iç politikaya, tarımdan güvenliğe kadar geniş bir çerçeve çizdi. Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirirken, “Bu ateşkes, kapsamlı bir uzlaşıdan ziyade geçici bir duraklama niteliğindedir” diyerek sürecin kalıcı bir barış anlamına gelmediğini vurguladı. ABD-İran geriliminin küresel riskler taşıdığına dikkat çeken Bahçeli, “Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde ‘Dünya Barış Konseyi’ mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi” çağrısı yaptı.

İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırılarını sert sözlerle eleştiren Bahçeli, “İsrail, bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur” dedi; Mescid-i Aksa’ya yönelik uygulamaların “ümmetin şerefine yönelmiş bir saldırı” olduğunu ifade etti. Bölgedeki enerji, su ve ticaret hatlarının yeni çatışma alanlarına dönüştüğünü belirterek, “Yarının çatışma sahaları su, gıda, enerji… üzerinden şekillenecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İç politikada “Terörsüz Türkiye” vurgusu yapan Bahçeli, sürecin stratejik önemine işaret ederek, “İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir” dedi. Tarımı milli güvenlik meselesi olarak tanımlayan Bahçeli, “Gıda güvenliği, doğrudan doğruya bir milli egemenlik, bir milli beka meselesidir” ifadelerini kullandı. Tarımsal üretimin artırılması ve çiftçinin korunması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “Bugün tohumu kim üretiyorsa savaşın galibi o’dur” sözleriyle üretimin stratejik önemine dikkat çekti.

Bahçeli ayrıca Özgür Özel’in ara seçim çağrısına da yanıt verdi. “Türkiye’yi karıştırarak karalamaya heves etmesin. Ara seçim yok. Seçim zamanındadır ve Türk milletinin iradesidir. O iradeye de şimdiden saygı duymak lazımdır” ifadelerini kullandı.

Bahçeli'nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:

Orta Doğu'da önümüze gelen manzarayı bugün münferit olarak sadece sıcak çatışma başlıklarıyla, bir kaç gün sürecek gerilim dalgalarıyla anlamaya kalkışmak büyük resmi ıskalamak olur. Karşımızdaki tabloda diplomasiyle askeri harekatların enerji kaynaklarını, güvenliğiyle sınır emniyetinin uluslararası hukuk ile ırkçı ve mezhepçi zihniyetlerin arasında ilmek ilmek örülmüş çok katmanlı bir hesaplaşma ağı durmaktadır. 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak hava saldırılarıyla başlayan savaşın 7 Nisan'da 2 haftalık ateşkese bağlanmış görünmesi krizin bittiği anlamına gelmemektedir. Bu ateşkes uzlaşıdan ziyade tarafların stratejik hedeflerine ulaşamadığı bir noktada pozisyonlarını gözden geçirmesene imkan tanıyan bir duraklama niteliğindedir. Kalıcı çözüm zemini oldukça zayıftır, barışın sağlanması ise erişilebilir bir hedef olmaktan uzaktır.

"YANGININ TEK BİR BÖLGE İLE SINIRLI KALACAĞINI DÜŞÜNMEK TEHLİKELİ BİR GAFLETTİR"

Bugün ateşkes olarak sunulan tabloyu iyimserlikle değil devlet zihniyetiyle okumak zorundayız. Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılması şartıyla 2 haftalık ateşkesi kabul ettiklerini, İran'dan 10 maddelik teklif aldıklarını söylemesi buna karşılık İran'ın da savaş hedeflerine ulaşıldığını ilan etmesi krizin masaya taşındığını göstermiştir. Silahların geçici olarak susması hesapların kapandığı değil; gerek sahada gerek masada yeniden ayarlandığı bir ara safhaya işaret etmektedir. İslamabad'da 12 Nisan'da gerçekleştirilen ABD-İran müzakereleri herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona ermiştir. Yalnızca sahada değil diplomatik zeminde süren bu mücadele sonrasında görüyoruz ki ortada bitmiş bir kriz değil, biçim değiştirmiş bir bilek güreşi mevcuttur. İslamabad'da sonuçsuz kalan görüşmeler bölgedeki çatışmaların küresel bir yıkıma evrilme ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Denetimsiz güç rekabeti ve silahlanma hırsı nasıl ki bugün Orta Doğu'da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa yarın Avrupa'nın göbeğinde, Asya'nın düğüm noktalarında ve Afrika'nın kırılgan havzalarında daha büyük yıkımların da önünü açacaktır. 2020'de küresel salgınla sarsılan insanlık Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz'de bozulan ticaret güvenliğiyle, Gazze'deki insanlık dramıyla Lübnan'daki yıkımla, Somali'de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Hindistan ile Pakistan'ın karşı karşıya geldiği, Pakistan- Afganistan geriliminin on binlerce hayatını altüst ettiği bir dünyada yangının tek bir bölge ile sınırlı kalacağını düşünmek tehlikeli bir gaflettir.

BM Genel Sekreteri'nin öncülüğünde ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve AB'nin katılımıyla bir dünya barış konseyi mekanizmasının hayata geçirilmesi tarihi bir mecburiyettir. Savaşı fiile büyüten ikircikli anlayışların değil, adaleti dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, elini taşına koymaya hazırdır. Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecihi dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını tahin edecektir.

"GAZZE'DEKİ ÇIĞLIKLAR BUGÜN LÜBNAN'DA YANKI BULMAKTADIR"

Dikkat çekici olan başka bir durum ise İran cephesinde geçici bir frenleme yaşanırken Lübnan cephesi açık tutulmaktadır. İsrail ordusunun Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında yaşanan can kayıpları siyonist hesapların Lübnan topraklarının terk etmeye niyetli olmadığını göstermektedir. Gazze'deki çığlıklar bugün Lübnan'da yankı bulmaktadır. İsrail'in Lübnan'ın egemenliğini ihlal eden saldırıları derhal durdurulmalıdır. Bölgedeki istikranın sağlanması insani ve vicdani bir gerekliliktir. İsrail'in bölge ülkelerini hedef alan saldırılarının arttığı ve geniş bir coğrafyada ABD güdümünde ve desteğinde sürdürülen emperyalist faaliyetlerin yoğunlaştığı görülmektedir. İsrail bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur, İsrail üzerinde bir baskı mekanizmasının işletilememesi ise uluslararası sistemin esas sorunudur. ABD'nin şımarık çocuğunun saldırganlığının nasıl tolere edildiği ise küresel dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermektedir.

Mescid-i Aksa, Peygamber Efendimiz'in ümmetine yadigarınıdır. Bu kutlu mabede yönelen her tahakküm doğrudan doğruya ümmetin şerefine yönelmiş bir saldırıdır. Mescid-i Aksa'nın 41 gün boyunca ibadete kapatılması ve ancak geçtiğimiz günlerde yeniden açılması bu mücadelenin sadece hava sahaları üzerinden değil kutsal inançlarımız, iman ve gönül iklimizin ait olduğu mekanlar üzerinde de yürütüldüğünü göstermektedir.

"MUHALEFET, HER ŞEYDEN ÖNCE KENDİ BASİRETSİZLİĞİNİ ELE VERMEKTEDİR"

Bugün bölgedeki her sarsıntı, Türkiye’ye mezhepçilik, etnikçilik ve vekalet savaşları üzerinden yeni faturalar çıkarmak isteyen odakların iştahını kabartmaktadır. Türkiye’yi içeriden tartışmalı hale getirmek, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşımak, Terörsüz Türkiye süreci devam ederken devletin omurgasını yumuşatmak, sınır dışındaki kirli hesapların içerideki yankısından başka bir şey değildir. Washington - Tel Aviv hattında yaşanan gerilim karşısında bölge devletlerinin etnik, dini ve mezhebi bölücülüğe fırsat vermeyen bir dayanışma çizgisinde kalması hayati meseledir. İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Sanıyorum ki sınırlarımız dışındaki tüm gelişmeler karşında Terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve kararlılığımızın temel sebepleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, bu süreci bahane ederek MHP’nin çizgisini, Türk milliyetçiliğinin fikri omurgasını ve yegane kalesini sorgulamaya yeltenen sözde muhalefet, her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir. Oysa ne idrakleri bu meseleyi kavramaya yeter, ne ufukları bu süreci okumaya yeter, ne de çapları MHP’ni tartmaya yeter. Türk milliyetçiliğini sorgulama cüreti gösterenler, önce kendi siyasi acziyetlerinin ve fikri savrulmalarının hesabını çıkarmalıdır.

"HUDUTTA SİPERE KOŞAN MEHMETÇİĞİMİZ İLE TARLASINDA EKİN NÖBETİ TUTAN ÇİFTÇİMİZ BİRDİR"

Milli şuur nutuklarla değil, o şuuru taşıyacak nesillerin yetiştirilmesiyle inşa edilir. Hudutta sipere koşan mehmetçiğimiz ile tarlasında ekin nöbeti tutan çiftçimiz birdir. Biri vatan toprağını bulur, diğeri topraktan hayat bulur. Köylerimizdeki hayatın sönmesi şehirlerde demografik dengenin ve kültürümüzün yara alması anlamına gelir. Kendi kendine yeten köyler anlayışını geçmişe yönelik içi boş olarak değil, sadece odaklanan stratejik bir yürüyüş olarak değerlendirmek lazım. Bugün için üreten yarın için depolayan, tarlaları boş bırakmayan, hayvanın başında duran, suyunu kirletmeyen üreten köylere ihtiyacımız vardır. Terörsüz Türkiye hedefimiz doğrultusunda ilerledikçe sınırlarımızdan terörün gölgesi çekildikçe, huzurun coğrafyası genişledikçe yıllarca korkunun, istismarın, göçün ve güvensizliğin baskısı altında kalmış nice bölgemiz yeniden ayağa kalkacaktır. İşte tarım kentleri dediğimiz budur.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN