CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in gözaltına alınmasının ardından partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada süreci sert sözlerle eleştirdi. 31 Mart yerel seçimlerinin yıl dönümünde gerçekleştirilen operasyonun siyasi olduğunu savunan Özel, seçimle kazanılan Bursa’nın yargı yoluyla geri alınmak istendiğini söyledi. “Mafya mısınız siz?” diyerek tepki gösteren Özel, Bozbey’in AK Parti’ye katılmaya zorlandığını, bunu reddettiği için hedef alındığını öne sürdü.
Özel, Bozbey’in Bursa’da yüksek oy oranıyla seçildiğini hatırlatarak, “Valla hapsi göze alırım ama Bursa’dan aldığım emaneti vermem diyor” sözleriyle belediye başkanının tutumunu aktardı. Yaşananların yalnızca bir belediyeye yönelik olmadığını belirten Özel, Türkiye genelinde 30 belediyenin seçilmişler dışında kişiler tarafından yönetildiğini, bunun 28 milyon seçmenin iradesini etkilediğini dile getirdi.
Özel'in açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
"Bugün Türk Milli Futbol Takımımızın Kosova ile oynayacağı müsabakayı izlemek, milli takımımıza destek vermek ve bir gururu hep birlikte yaşamak üzere Priştine’ye gitmeyi planlamıştık ancak bugün maalesef yine karanlık, kötü, kasvetli, can sıkıcı bir güne uyandık" diyen Özel, şöyle konuştu:
"Bugün 31 Mart 2026, 31 Mart 2024 seçimlerinin yıl dönümü. CHP'nin 47 yıl sonra birinci parti olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir partiye nasip olan en büyük yerel seçim zaferini yaşadığı günün ikinci yıl dönümü. CHP olarak büyük zaferimizin yıl dönümü. Dün akşam şu dua ile uyudum, şu temenni ile gözlerimi yummuştum; ‘İnşallah yarın, 31 Mart milli takıma, Türkiye’ye uğurlu gelsin. 47 yıllık hasreti biz bitirdik. Bize uğurlu gelmişti. 24 yıllık hasret bitsin inşallah. Yarın gidelim, hep birlikte bu maçı kazanalım.’ Bizim iki yıl önceki yerel seçim zaferimizin bu sefer milli bir zaferle aynı güne denk gelmesini, 31 Mart’ın bir kez daha bir zafer günü olmasını umarak, buna dua ederek uyumuştum. Ama sabahın erken saatlerinde Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan bir operasyonla uyandık.
Bizim bu başarı hikayemiz, 2023 yılının Kasım’ına dayanıyor. Aslında 2023 yılının Mayıs’ında, 14 ve 28 Mayıs’ta Türkiye’de en çok gençlerin ama yoksulların, kadınların, çiftçilerin, emekçilerin iktidarın değişim umuduna inandıkları ve bizim başaramadığımız bir seçim yaşadık. Kaybettik ve bu kayıp herhangi bir seçim kaybı gibi etki yaratmadı. Benim tanımlamamla bir ‘duygusal kopuş’ yaşadı muhalif seçmen. Hepinizin takip ettiği, izlediği gibi bir travma durumu ortaya çıktı. O travma bizi büyük bir felakete sürüklüyordu. Anketler de öyle gösteriyordu. Kararsızlar dağıtılmadan partinin oyu kiminde yüzde 13,5, kiminde yüzde 14'tü. Seçime katılmayla ilgili çok yüksek oranlarda ‘Oy kullanmayacağım’ cevapları, tepki ve protesto oyları... Burada Cumhuriyet Halk Partisi’nde ağırlığını gençlerin ve kadınların oluşturduğu bir ekip, bir özeleştiriye ihtiyaç olduğunu söyledi, bir değişime ihtiyaç olduğunu söyledi. ‘Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişecek’ dedi. Bunu söylerken inanıyorduk ve görüyorduk; öğretmen evlerine gitmeyi bırakan emekli öğretmenleri, yolda yere bakarak yürüdüğü için birbirini görmeden yan yana geçen partilileri, gençlerin umutsuzluklarını görüyorduk.
"'OLMAZ' DENİLEN OLDU VE PARTİDE DEĞİŞİM YAŞANDI"
Bir yola çıktık. Buna önce çok az kişi inandık. Sonra ‘imkansız’ dedikleri, üzerine bahislere girdikleri, meslek hayatlarını koydukları bir şey oldu ve o delegemizi… Lafın kendisi Muharrem İnce’ye ait. Laf çok ağırdı ve o ağırlığın altından kalktı parti. ‘Atatürk gelse bu delegeyle seçim kazanamaz’ denilen delegemizi biz değil; gençler ikna etti, kadınlar ikna etti, anneler ikna etti. ‘Git, şu gençlere bir şans ver’ dediler. Hayatında belki asansörde ilk kez dördüncü kata birlikte çıktığı, beşinci katta oturan genç bizim delegeyi asansörde ikna etti. Berberler tıraş yaparken delegeleri ikna ettiler. Torunlar dedeleri ikna ettiler. Babalar evlatları ikna ettiler. ‘Olmaz’ denilen oldu ve bir değişim oldu partide. Değişim olduktan sonra döndük ve dedik ki… O değişimin sözünde şunu demiştik; ‘Nasıl Bülent Ecevit başardıysa, ikisi yerel ve ikisi genel girdiği dört seçimden de partiyi birinci parti çıkardı. Biz de öyle yapacağız. Yapamazsak bırakacağız.’ İlk sınav dört ay sonraydı. Dört ay boyunca mümkün olan en çok kadını adaylaştırmaya, mümkün olan en genç kadrolarla adaylaşmaya, mümkün olduğu kadar insanlara ‘Değişim şehrinize de geliyor’ demeye çalıştık. Hatta bir gün asansörde bir gazeteci arkadaş sordu, Mahir Bey idi herhalde, ‘Değişimi nerede göreceğiz?’ ‘İzmir’in listesinde görürüz’ demiştim. 31 belediye başkan adayından 28’i yeniydi. 6 kadın seçilmiş Cumhuriyet tarihi boyunca tüm partilerden, 9 kadın aday vardı ve sekizi seçildi. 14 gencin 13’ü seçildi. Bu parti ilk kez seçim günü ‘Kötü haberler maksatlıdır. Görev yerini terk etme, ıslak imzayı bırakma’ yerine; sandıklar açılırken, sandık görevlilerine ‘Birazdan Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksın, sevinip de dağılma. Islak imzalı tutanağı bırakma’ diye bir mesaj attı.
"TÜRKİYE, CHP'NİN DEĞİŞİMİNİ BİR 'ÖZELEŞTİRİ' OLARAK SAYDI"
Sandıklar açılmadan anketlerden biliyorduk. Açılınca gördük ki CHP’nin değişimini Türkiye özeleştiriye saydı. Dedi ki ‘Bu bir özeleştiri ve bir şans veriyorum onlara.’ Öyle böyle bir şans vermedi. 47 yıl sonra birincilik verdi. Nüfusun yüzde 65’ini, ekonominin yüzde 85’ini verdi. Dedi ki ‘Buralarda sen yönet. Bir görelim. Sen yönet ve bunu sana Türkiye’nin değişim umudu için önemli bir kredi olarak veriyorum.’ Ya bu kürsü ya bir benzeri, bilmiyorum. 600 kişilik salonda siz basın mensuplarının karşısına çıktığımda, sonra da önce akşam erken saatlerdi ve sonra da bahçede otobüsün üstüne çıktığımda şunu anlattım; ‘Bu seçimin kazananı millettir. Kaybedeni yoktur.’ CHP’lilere dedim ki ‘Yeterince sevindik. Şimdi gidelim, yatalım. Yarın erken kalkalım, işimiz var.’ Süleyman Seba’nın hikayesini anlattım. Sevinen, çılgınca sevinen Beşiktaşlı oyuncuları soyunma odasında ziyaret edip, ‘Sakin olun biraz, yan tarafta kupayı sizin kadar hak eden birisi üzülüyor. Ona saygılı olun’ dediğini anlattım. ‘Havai fişek olmasın, silah olmasın, davul ve zurna olmasın. Kaybedenin evinin önünden kimse konvoy yapmasın. Çünkü onlar kaybetmedi, Türkiye kazandı’ dedik. Bana dediler ki ‘O konuşmayı o arada nasıl yazdın?’ Dedim ki ‘4-5 yıl önce Manisa’da dört belediye kazandığımızda yüzde 60’ını yapmıştım. Kalanını da dört aydır her sabah tıraş olurken yazdım.’ Biliyordum çünkü kazanacağımızı. Kazanınca ne yapmamız gerektiğini de biliyordum. Biliyorduk hepimiz bunu. Çünkü biz bunu böyle bir seçim kazanmak değil; bir devri değiştirmek, Cumhuriyet’i yine demokratikleştirmek, 100 yıl sonra bir kez daha özgürlükleri getirmek, herkesi eşit vatandaş kılmak, yoksulluğu yok etmek için o yerel seçimin bir fırsat, bir umut, bir görev olduğunu biliyorduk. Ben belediye başkanlarıyla o 600 kişilik salonda yaptığım ilk toplantıda hepsinin gözünün içine baka baka, ‘Size verilen ne şehrin altın anahtarıdır ne belediyenin kapısının ne kasasının anahtarıdır. Atatürk’ün partisinin 100 yıl sonra bir daha iktidar olmasının anahtardır. Ona göre kullanın o anahtarları’ dedim.
"GEZİ TUTUKLULARINA ZULÜM EDİLMEMESİ İÇİN..."
O seçimin devamında başıma gelecekleri de bile bile dedim ki ‘Mademki millet birinci parti olma görevini vermiştir, biz birinci parti olmanın sorumluluğu ile davranacağız.’ Birinci parti bayramda diğer partilerin Genel Başkanlarını aramamazlık yapamaz. Millet iktidar olma yetkisini sana vermiş. Tacı senin başına koymuş ki akıllansın o baş diye. Eli uzatmak bundan sonra bize düşer. İlk bayramda da o güne kadar bizi hiç aramayan birisi dahil bütün Genel Başkanları aradım. Beni kutlamayan, başarımızı küçük gören, ondan sonra da Türkiye’nin birinci partisi olarak kendi yüzüne söylediğim kişiye, ‘Şehit cenazesinde tokalaşmayan liderler bu ülkeye yakışmıyor’ dedim. ‘Birinci parti ile ikinci partinin tokalaşmaması, görüşmemesi, selamlaşmaması olmaz’ dedim. ‘Senin Manisa Şehzadeler Hacıhaliller eskinin kasabası, şimdinin köyünde benim mahalle temsilcimle senin mahalle temsilcin düğünü bir yapıyor, cenazeyi bir kaldırıyor. Biz millet böyleyken böyle olamayız’ dedim. ‘Sen iktidarda sorumlusun. Ben muhalefette sorumluydum. Bugün ben yerel iktidarda sorumluyum. Sen genel iktidarda sorumlusun. Bu sorumluluğu yerine getireceğiz’ dedim. Gittim, ziyaret ettim. Davet ettim, bu binada ağırladım. Küfür yiyeceğimi bile bile, o kadar zulmü yapmış olduğunu bile bile kapıda karşıladım ve kapıda uğurladım. Şu kadar kendimle ilgili bir şey söylemedim. Yanağı delik olup da çorbası buradan akan komutan geçen gün vefat etti, ailesi defnetti. Bıraksın diye söyledim. Gezi tutuklularına zulmetmesinler artık diye söyledim. 'Emekli sürünmesin, el ele verelim ve bu ülkede bu insanlara biz yerelde, siz genelde hizmet edin. Ülkenin milli menfaatlerini dışarıda birlikte savunalım. F35’i söküp alalım, Eurofighter’ları bu ülkeye kazandıralım' dedim. Dedim ki ‘Kayseri’de millet birbirinin cenazesine gidiyorsa, burada iyi günde - kötü günde Ankara’da da böyle olalım’ dedim. Bugün olsa, tekrar o noktaya gelsem tekrar aynısını yaparım. Çünkü bana millet o görevi verdi o gün. ‘Ben kavga istemiyorum, hizmet istiyorum’ dedi. ‘Diyalog istiyorum’ dedi. ‘Düşman değiliz’ dedi.
"MİLLET BUGÜN 'YUMUŞAMA' DEĞİL, 'NORMALLEŞME' DİYOR"
Sonra bu bütün Türkiye’ye iyi geldi. Açın bakın, bütün anketler duruyor. O süreci destekleme oranına bakın. Vallahi sürece o ‘yumuşama’ dedi, ben ‘Normali budur’ dedim, ‘normalleşme’ dedim. Tarih kapanan süreçlere ismi kimin taktığı ile çok ilgilenir. Kimse ‘yumuşama’ demiyor o döneme, ‘normalleşme’ diyor. Çünkü millet normalinin bu olduğuna inanıyor. Sonra anketlerde CHP’ye emanet görülen oyların kalıcılaşmasıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başlatmış olduğu tüm süreçler, tüm diyaloglar… AK Parti seçmeninde dahi yüzde 46’larda destek bulmasıyla, ‘CHP’ye oy verebilirim’ diyenlerin yüzde 25’lerden yüzde 63’lere çıkmasıyla dürttüler bunu ‘Bu iş onlara yarıyor’ diye. Bu iş millete yarıyordu, millete. Ben defolup gidebilirdim. Yeter ki bu millet istediği gibi yönetilsin, hak ettiği gibi yönetilsin. Demokrasiyi vurmak yerine her şeyi göze aldı, keşke bizi ortadan kaldırsaymış. ‘Normalleşmeyi bitirme, bitirt. Bitirmenin de maliyeti var. Millet sevdi.’ Sever tabii millet. Çünkü o iki kardeşten biri AK Partili, biri MHP’li, biri CHP’li oluyor Anadolu’da. Kayınpeder ile damat bir evladı birlikte seviyorlar; biri baba, biri eş olarak. Ama biri AK Partili, biri CHP’li olabiliyor. Bu kavgayı, bu stresi, bu zulmü, hep gerginlik üzerinden bir siyaseti istemiyor millet. Hak etmiyor da.
Envai çeşit numara, envai çeşit saldırı. Sabırla durduk. Hepsini birebir yaşadınız. Yani günahsız teğmenlerin böyle karşısında selamı çakmış, tekmili vermiş. İlk kez kara, hava, denizcilikte üç kadın birincilikle olmuş. Tören bittikten sonra ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ diye bir ritüeli tekrarlamışlara sekiz gün sonra savaş ilan ettiler. Neden? Normalleşme bitsin diye memlekette. Nasırımıza bastılar. Damarımıza bastılar. Neler neler yaptılar. Öyle olmadı, böyle olmadı ve döndüler, dolaştılar… Yahu olacak şey değil, anayasayı yazan ki bir ruhu var onun. Bir savcı, bir hakim siyasete girerse oraya geri dönemez kardeşim. Siyasete girmeye bakan yardımcılığını yazmamış, çünkü o anayasa yazılırken yok ve sen uydurdun o bakan yardımcılığını sonra. Ama sen anlattın teşkilatına; ‘Bakanlar teknik, bunlar siyasidir’ diye. ‘Örgütümle bakanlık arasında bağı bunlar kuracak’ diye.
Demirtaş’tan Süreyya Önder’e, Canan Kaftancıoğlu’ndan aklına ne toplumsal dava geliyorsa hepsine adaleti katlettirdiğini bakan yardımcısı yapmıştı. Onu aldı, İstanbul’a başsavcı yaptı. O gün bugün İstanbul’un huzuru yoktur, Türkiye’nin huzuru yoktur, normalleşme diye bir şey yoktur. Normal normal dururken millet bu işi sevdi; kavgasızı, hizmeti sevdi diye… Bakın o güne kadar, Esenyurt Belediyesi’ne ilk kayyımı atadıkları güne kadar ne benim, ne Erdoğan’ın birbirimize tek bir hakaret davamız yok. Bir kelime hakaret yok. Eleştiri var. Türlü çeşit miting yapmışım. 105 yerel yönetim mitingi, akıl almaz. 20’den fazla tematik miting. Memleketine gidip çay mitingi yaparken 'Yakışıyor mu Rizelilere bu taban fiyat?' demişim. CHP’liler’den çok memleketindeki AKP’lilerden alkış almışım. O gitmiş ağrına. Gaziantep’te fıstık mitingi yapmışım, atanamayan öğretmen mitingi de. Ama bir kötü söz söylememişim. Uzman çavuş için konuşmuşum, infaz koruma memuru için konuşmuşum, atanmayan öğretmen için konuşmuşum, fındık için konuşmuşum, üzüm için konuşmuşum. Isparta’da gül üreticisi için konuşmuşum. Sonuç? Sonuç, balta çektiler bize. Balta. Milletin seçtiği birinci partiye balta çektiler."
377 gün oldu 1377 gün olsun direnmeye devam edeceğiz. 101 eylem yapmışız, gücümüzün son damlasına kadar devam edeceğiz. Akıl üstüne akıl veriyorlar; Ankara'ya dön partinin başında otur. Arkadaşa sırt çevrilerek parti başında oturuluyorsa, o parti pudra partisi olur, CHP olmaz o. Bu partinin başına geçtiğin gün bir daha bu partiye seçim kaybettirmemek üzere çocuğunun üzerine yemin ediyorsun sen, o yemini edemiyorsan seçimi kazanamıyorsun zaten.
"MAFYA MISINIZ SİZ?"
31 Mart günü 47 yıl sonra kazandığımız Bursa'yı seçimle kaybettikleri günün yıldönümünde yargı operasyonuyla almaya çalışıyor adam. Mafya mısınız siz? 31 Mart'ın yıldönümünde Bursa'ya operasyon, çünkü belediye meclis çoğunluğunun AK Parti'de olduğu tek büyükşehir orası, başkanı atacak Bursa'yı geri alacak. Bu millete böyle bir diklenme nedir? Saldıran Tayyip Erdoğan da olsa milletin seçtiğine sahip çıkıyoruz biz. Bu millete ne anlatabilirsin sen kazanamadığın Bursa'yı, hakim tokmağıyla savcı cüppesiyle alacağım diyene yol verir mi bu millet. O yüzden diyorum ölmeyi göze aldık diye. İçeride dimdik yatıyor benim arkadaşlarım."
Aylardır, yıllardır yazdırıyorlar AK Partiye katılacak diye katılmam diyor. Ya AK Parti'ye katıl ya hapse atıla, "Valla hapsi göze alırım ama Bursa'dan aldığım emaneti vermem diyor. Arkadaşlar Mustafa Bozbey Bursa gibi bir yerde iki kişiden birinin oyunu almış. Yönettiniz gördüler nasıl yönettiğinizi, neler yaptığınızı gördüler. Belediyenin parasıyla bütün ittifak ortaklarınızın 0.4 puanlık oyu olan adamın kongresini karşıladığınızı gördüler. Bursa nasıl bir çarçur içinde olduğunu gördü, duydu, bildi.
Şimdi bugün yapmaya çalıştıkları iş AK Partili milletvekillerinin hırsız dediği topuklu efeyi topuklayan efe olarak yanlarına koymak, CHP'ye oy veren yerlerdeki hizmeti durdurup AK Parti'ye oy veren yerlere hizmet ettirmek, faturayı ödettirmiş kadın suç örgütü liderine Aziz İhsan Aktaş'a rozeti taktılar kol kola girdiler. İsmail Güler Gaziantep Şehitkamil AK Parti ilçe başkanı, CHP'den çekilen Umut Yılmaz hakkında belediyeyi soydu, soğan çevirdi ağzına geleni söyledi geçen gün esnaf geziyorlar. Sayın Bahçeli, açık söylüyorum Bayrampaşa'da belediye başkanı bana verdi ben size verdim isimleri. Bayrampaşa Belediye Başkanı'na 1 milyon lira verdim de serbest kal dediler, yalandan korkarım diye oğlum ile beni Silivri'ye getirdiler diyordu. Oğlu MHP İlçe yöneticisiydi, içeride yattılar, size ben duyurdum ilgilenin dedim bizimkini içeride bıraktınız.
Gaziosmanpaşa, sırf çoğunluk sizde diye geldiniz, belediye Başkanı koydunuz. Aylardır iddianame yok. Kasadan TRT paraları gösteriyordu, mühür çıktı. Paralar stok görüntü çıktı, yalan görüntüymüş. Kardeşim nasıl oluyor da, oruç tutarken namaz kılarak secdeye varınca başını koyunca Gaziosmanpaşa'ya bunu yapıp da halen daha bu duaların kabulünü istiyorsun ya bu ibadetin nasıl oluyor bu? O çocuğun günahı sadece sevilen Gaziosmanpaşalı bir figür senin adayı yendi, belediye meclis sende. Daha iddianame yok, yalan çıktı bütün söyledikleriniz.
"18 BELEDİYE AK PARTİ YARGI KOLLARI TARAFINDAN ESİR ALINMIŞ DURUMDA"
Bugün Türkiye'de 30 belediye milletin seçmedikleri tarafından yönetiliyor. 12 belediye kayyumla yönetiliyor, 18 belediyeyi de AK Parti yargı kolları tarafından esir alınmış durumda. Yargıya güven yüzde 18'e düşmüş. O 30 belediyenin toplam nüfusu 28 milyon, 28 milyon insanın son sandık iradesini sakatladınız.
Dış dünyada demokrasinin olmadığı, adaletin olmadığı riskli muhaliflerin içeri tıkıldığı bir ülke olarak algılanıyorsunuz. Bunu Avrupa'da görüyor eleştiren kanatlar eleştiriyor. Öbürünün mecali yok. Trump da görüyor. Trump'ın adamı şöyle diyor. Ekrem İmamoğlu'nun tutukluğu üzerine sorulan soruya "3. dünya ülkeleri böyledir. Muhalifleri içeri tıkarsın ondan kurulur, kurtulur yoluna bakarsın. Erdoğan da öyle yaptı" diyor. Türkiye'ye 3. dünya ülkesi diyor. Yapılan işleme muhalefeti içeri tıkma ve ondan kurtulma diye görüyor. Ama buna prim veriyor çünkü diyor ki Suriye'de rejimi değiştiririm kimi koyarsam o yönetir dedi ya. Sevdim onu. Beni hiç mahcup etmedi. İran'ı vururum deviririm benim uygun gördüğüm biri yönetir. Venezuela'yı kimi diyorsam o yönetir. Türkiye'de de rejimi değiştiririm. Cumhuriyet rejimini kimi diyorsam o yönetir. Recep Tayyip Erdoğan.
Aktörün 30 sene önce demokrat rolü oynaması sahnenin sonunda otokrata dönüşme gerçeğini ortadan kaldırmıyor işte. Türkiye'de demokrasiyi kaldıracaksın, rakipleri içeri atacaksın seni yenecek partiye geleceğin iktidar partisine darbe yapacaksın. Sonra da her şey normalmiş gibi buradaki kravata göre medeniyet nutukları atacaksın. Medeni adam seçimi kazandığı gece değil kaybettiği gece belli olur. Kazandığı gece demokrasi nutuğu atandan bir şey olmaz. Kaybettiği gece atacak onu İsmet Paşa gibi. Bugün yapılan buradan açıkça söylüyorum.
"BU DARBE MİLLETİN SEÇME VE SEÇİLME HAKKINA İNDİRİLMİŞ BİR DARBEDİR"
Yaşadıklarımız bir CHP meselesi değildir. Bu darbe milletin seçme ve seçilme hakkına indirilmiş bir darbedir. Çok partili demokratik sistem, hukukun üstünlüğü ve Atatürk'ten emanet olan Cumhuriyet'in en önemli kazanımı sandık, tehlikededir. Yerel seçimde zapt edilmiştir, genel seçimle ilgili uygun atmosfer olursa konulacaktır olmazsa belki de ondan da cayılacaktır. Türkiye'de Trump desteğiyle Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılmaya, yerine Trump kimi istiyorsa onun yönettiği bir rejim dayatılmaya çalışmaktadır. Mevzu Venezüela kadar net, Suriye'ye kadar berrak ama Trump açısından İran kadar da pabucun pahalı olduğu bir yerdedir. Hedef bugün CHP. Çünkü müesses nizama itirazın cisimleştiği yer burası. O yüzden hiç beklenmedik bir şekilde meydanlar dolmaya taşmaya millet doludan kardan yılmamaya bayılmadan önce meydanı terk etmemeye kararlıdır. CHP'ye açılmadan kapatma davası tehdit gördüğümüz herkese açılan davadır. Rejimin dili budur. Cumhurbaşkanı adayı olursan yerin Silivri'yi boylamaktır. Kazanacak değil kaybedecek adaylar aranmaktadır. Kazanacağı görürse içeri atmaktadır. Mevzu bundan ibarettir.
Bugün Meclis'te Hatay halkının seçip gönderdiği bir milletvekili Silivri'de olduğu için görev yapamamaktadır. Hatırlatırım Hatay Misak-ı Milli sınırlarındadır ancak Kurtuluş Savaşı sonucunda Türkiye toprağı değildir. Sonradan özel statü ve devlettir. Hatay bu ülkeye nasıl katılmıştır? Sandıkla, sandıkla. Sandık koydular oy attılar. Cumhurbaşkanı Hatay'ı Türkiye'ye katan kendini Cumhurbaşkanından alan oylamada oy attı. Allah gani gani rahmet eylesin. Türkiye'ye sandıkla katılmış ilin sandıkta belirlediği milletvekili hapistedir. Rejimin bizi getirdiği nokta burasıdır. Bugün yapılan iktidarın CHP'nin başına çorap ördüğünü söyleyenlere söylüyorum. Milletin başına çuval geçiriyor. Kuzey Irak'ta nasıl Amerika, Türk askerin başına çuval geçirip hepimize bir mesaj verdiyse bugün biz Cumhuriyet iktidarını sürdürüp biz Cumhuriyet rejimini sürdüreceğiz, seçilenin iktidarda kalmasını savunuyoruz diyen Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına örülen çorap milletin kafasına geçirilen çuvaldır. Talimat yine Amerika'dandır, Amerika olur verdiği için yapılabilmektedir bunların hepsi. Her darbenin arkasından çıktıkları gibi bu darbenin de arkasındadırlar.
15 Temmuz'da olduğu gibi. 12 Eylül'de bizim çocuklar yaptığı gibi onların çocuklar şimdi de bundan sonraki Cumhuriyet hükümetine darbe girişimindedirler. Ben bu somut tanı ve bu iddiayla burada duruyorum. Gelen gelsin, alabilen alsın. Dokunulmazlığımı kaldıran kaldırsın. Yazmış bugün, aslında muhaliflere ilişmemek centilmenlik gereğiymiş. Özgür Özel hakaretlerini sürdürüyormuş. Bir elim gitti yapma bunu dedim. Yapma bunu Özgür. Recep Tayyip Erdoğan'ın Sayın Bahçeli'ye yaptığı hakaretleri sıralayacaktım ve aldığı cevapları, bir de bana küfür dedikleri lafları. Ben kimseye o lafları etmedim. Edilen lafa cevap vermedim. Son açtığı dava yine küfür dediği. "Seçilmiş bir başbakan ve cumhurbaşkanı olarak tarihe böyle geçebilirdin, aday olup kaybetsen de kazansan da şerefli bir sonuçtu. Ama sen tarihe cuntanın başı olarak geçmeyi tercih ettin." Buymuş küfür. Çıktığın her şeyi borçlu olduğunu sandığa bir bak. Bugün o sandığın sonucuna senin itirazın.
Yani demek ki bu yol meşruysa. Sen İBB başkanı iken yargılanırken çok mu zordu o dönemin hakimlerine, o dönemin iktidarlarının bir tutuklama kararı çıkartması. Bitmiştin o zaman ya, hiç AK Parti iktidarı olamamıştı o zaman. Öyle mi? Değil. Onu da yapsalardı bu millet bir yolunu bulur istediğini başa getirirdi. O yüzden benim bugünlerde bu millete inancım. Ama sen keşke beni o günlerde tutuklasalarmış, o zamanlar beni tutuklasalar kurtulurlardı benden diyorsun. Çünkü 3 aylık haksız hapsin yarattığı mağduriyeti görüyorsun ama burada aynı işi milletin kararına rağmen böyle yapıyorsun.
Sen o zaman dört kere üst üste seçilmiş biri değildin. Milletvekili seçimini girmiş kaybetmiş, Beyoğlu belediye başkanı olamamış, kaybettiği seçimde ilçe seçim müdürüne saldırmış. Böyle bir adamsın sen. Sonra 28 Şubat'ın mağduriyetini hem hocaya ve dava arkadaşlarına biz o gömleği çıkardık deyip askere göz kırparak, Amerika'dan icazet alarak, acil bir erken seçimle bütün partiler baraj altı bırakılarak siyasi mühendislikten gelmiş buralara kadar gitmiş, şimdi bu millete bunu yapan birisisin sen. O yüzden o yüzden milletin başına çuval geçirir Amerika, geçirtir askerin başına ama bu millet, bu millet bunun hesabını eninde sonunda görür. O yüzden CHP'nin evinde yangın çıkıyor diye bakanlara şunu söyleyeyim. Komşuyuz, bizim ev yanarsa apartman yanar. Bu ulu çınar yanarsa orman yanar. O yüzden herkes kimin ateşle oynadığına, kimin elde tiner çakmak çaktığına dikkat etsin. Biz yangınlardan çıkmış bu ülkeyi küllerinden doğurmuş partiyiz."
