İstanbul Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, neden tutuklu bulunduğuna ilişkin sorular yönelterek sürece tepki gösterdi.
Açıklamasında, bir “şafak operasyonu” ile gözaltına alındığını belirten Günel, dört gün boyunca insan onuruna aykırı koşullarda tutulduğunu öne sürdü. Hakkındaki iddiaların “var olmayan delillere” dayandığını savunan Günel, yaşadıklarını “kurgulanmış bir senaryo” olarak nitelendirdi. Günel’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Kıymetli Kuşadalılar, Aydınlılar, yol arkadaşlarım, sevgili eşim Duygu; avukatlarımdan desteklerinizi, fedakârlıklarınızı ve mesajlarınızı alıyorum. Minnettarım. Tek tek hepinizi sevgiyle, saygıyla kucaklıyorum. Ben bu mesajı neden dört duvar arasından, neden Silivri’den yazıyorum? Neden? Ben neden kentimden, insanlarımdan, çocuklarımdan, eşimden, sevdiklerimden koparılarak buraya getirildim? Neden? Bir şafak operasyonuyla alınarak dört gün boyunca, benim sokaktaki can dostlarımıza dahi reva görmediğim, insan onuruna aykırı koşullarda tutulduğum ifade sürecinde; iddialar ve sorular karşısında, var olmayan delillerle yüzleşirken hissettiklerim, dört gün nezarette yaşadıklarımdan daha ağırdı.
Tahmin ediyor ve biliyordum. Ama inanmakta zorlanıyordum. Ve gözlerimle şahit oldum: Aydın’daki kötü bir kişinin kötü bir kurgusuyla, senaryosuyla karşılaştım. Tüm bu senaryolar Ağustos 2025’e kadar karşılık bulmamışken; o hainliğin, korkaklığın, kaypaklığın ve ihanetin tarihe geçtiği o tarihten hemen sonra belli ki karşılık bulmuş. Oysa hukuk, beklediğimiz ve alıştığımız o hukuk, üç temel ilkeye dayanmıyor muydu? O ilkeler; adalet, özgürlük ve eşitlik değil miydi? Bağımsız ve tarafsız yargı sistemi, masumun güvencesi, kötülüğün düşmanı değil miydi? Peki, şimdi bu olanlar karşısında masumu, doğruyu, iyiyi kim koruyacak? Haklının değil de güçlünün hukuku işlemeye başladıysa, himayesine gireceğimiz güçlüler arayan fırıldaklara mı dönüşeceğiz? Altı metrekarelik bir alanda bir saat geçirmeye cesaret edemeyen onursuz korkaklar olarak mı yaşayacağız?
Bize inanan, güvenen insanlara ihanet edip, bir de onlara iftiralar atan, kumpaslar kuran sefiller mi olacağız? Asla! Asla! Asla! Seçimlerde demokratik yarış yerine, olası rakipleri saf dışı bırakmak için yargıyı kullanan Aydın’daki “kötüye” teslim mi olacağız? Asla! Siyasal kayırmacılığı ve yandaşlığı bugün yöntem olarak görenler, masumiyet karinesini yok sayanlar, bugünün güçlüsüne teslim olup ona hizmet edenler; bilin ki sarsılan toplumsal inanç bir gün sizin de yargıcınız olacak. İç ahlakını yitirmiş bir sistemden adalet beklemek nafiledir. Sokağın sesi gür olmalıdır. Millet iradesine inancımız tamdır. Kuşadası ve Aydın’daki tüm hemşehrilerime ve yol arkadaşlarıma güvenim tamdır. Uydurulmuş bile değil, uydurulmaya çalışılmış delillerle beni, bizi burada tutmak hukuk meselesi değil; vicdan ve ahlak meselesidir. Şimdilik; şafak operasyonları ve tutuklamalar, peşin cezalandırmaya ve yeni nesil işkenceye dönüşmüştür. Delil elde etmenin, iftiraya zorlamanın yöntemi hâline gelmiştir. Oysa hiçbir yargı, iyi bir insandan daha kötü olamaz. Ve küçük bir umuttan daha güçlüsü yoktur. Ailem, yol arkadaşlarım sizlere emanet. Ben ve masum insanlar sizlere emanet. Ve hepimiz Allah’a emanet."
