Bir solukta okunacak iki hâtıra

Bir solukta okunacak iki hâtıra

Sezai Karakoç’un iki ciltlik ‘Hâtıralar’ı Diriliş Yayınları’ndan, Metin Celal’in anılarını yazdığı ‘Bir Şiirdi Geçen Yıllar’ Çolpan Kitap’tan çıktı. İki eseri de bir solukta okudum. Karakoç’un hatırlarında en önemsediğim kısım, sağın edebiyat ve kültürü sola nasıl kaptırdığına ilişkin saptamalarıdır. Ancak, solun sağcılara bir yok sayma taktiği uyguladığını söylerken yanılıyor. Çünkü, soldan hiç kimsenin sağ matbuattan haberdar olduğunu sanmıyorum.

TANER AY

Cemal Süreya’nın şiirlerini dünyama pek yakın bulmuyorum. Ama, denemelerini okumaktan çok keyif aldığım muhakkaktır. Bana göre Cemal Süreya asıl denemelerinden şâir olarak doğan bir üslûpçudur. Buna karşın, Sezai Karakoç’un şiirini ‘büyük’ bulurum. O ve Hilmi Yavuz bana göre Yahya Kemal’den sonraki Türk şiirinin en iyi sesleridir. Ama, Sezai Karakoç’un denemeleri, düşünce ve günlük yazıları beni hep sıkmıştır. Onlarda şiirlerindeki Sezai Karakoç yoktur, yüz yirmi kilometre hız sınırının bulunduğu bir yolda kırk kilometreden fazla basmayan ’33 model kamyon gibi düz yazılar kaleme almıştır.

Sezai Karakoç’un ‘Hâtıralar’ı kısa bir süre önce iki cilt olarak Diriliş Yayınları’ndan çıktı. Öğrenir öğrenmez, Bağdat Caddesi’ndeki kitapçılarda bulamadığımdan, Üsküdar’daki 1727’ye inip aldım ve üç gün içinde okuyup bitirdim. Maalesef anılarını da ‘edebî lezzet’ açısından düz yazılarından pek farklı bulmadım.

Yazıya Cemal Süreya ile başlamam, Sezai Karakoç’un ve Cemal Süreya’nın Mülkiye’den arkadaş olmalarıdır. Maliye müfettişidirler ama, ikisinin de rûhlarına şiir kaçmıştır. Yakın arkadaş olmalarına karşın Cemal Süreya’nın kişiliğine ilişkin olumsuz düşüncelerine çok şaşırdım. Belki de haklıdır, bilemiyorum. Hilmi Yavuz hakkındaki “Hilmi sonradan sol grup içinde oldu ama, kullandığı imajlar İslâmî imajlardır, Güneydoğu Anadolu’nun İslâm’la kaynaşmış görüntüleridir” şeklindeki değerlendirmesiniyse çok ilginç buldum. Birer edebiyat mahfili olarak Baylan ve Küllük mukayesindeki saptamalarına aynen katılıyorum.

6 Ocak 1959 sabahındaki ‘Sirkeci Faciası’nda nasıl hafif şekilde yaralandığını anlatırken, aynı infilâkta 45 dakika enkaz altında kalan Halil Lütfü Dördüncü’nün, çıkarıldıktan sonra, ilk işinin sigorta parası için harap matbaasını dolaşırken “Bir ateş! Bir alev! Bir yangın!” deyip durmasıysa beni çok güldürdü. Uğur Kökten’in Milliyetçiler Derneği’nden ve Nurettin Topçu’nun çevresinden ilk ismi olan Ömer’i atarak sola geçmesi de öyle. Ancak Sezai Karakoç’un ‘Hâtıralar’ında en fazla önemsediğim kısım, sağın edebiyat ve kültürü sola nasıl kaptırdığına ilişkin saptamalarıdır. Sağcı matbuatın hemen her gün üçüncü sınıf ‘Stalinist’ yazarlara saldırarak onları şöhret yaptığı doğrudur. Ancak, solun sağcılara yönelik hep bir yok sayma taktiğini uyguladığını söylerken yanılıyor. Çünkü, soldan bir iki ismin dışında hiç kimsenin sağ matbuattan haberdar olduğunu sanmıyorum.

30kr02-man.jpg

‘BİR ŞİİRDİ GEÇEN YILLAR’

Sezai Karakoç’un Cemal Süreya’sı, ‘50’li ve ‘60’lı yıllardan ‘80’li yıllaraysa Metin Celâl’in ‘Bir Şiirdi Geçen Yıllar’ isimli anılarıyla giriyor. Kitap geçen hafta içinde Çolpan Kitap’tan çıktı. Pazartesi gecesi hiç ara vermeden okuyup bitirdim. ‘Bir Şiirdi Geçen Yıllar’da ismi geçenlerin çoğu arkadaşımdır, yıllar boyunca hep birlikte olduk. Sanırım zamanın nasıl hızla geçtiğini de ancak kayıplarımızla anlayabiliyoruz… Gülin Dalaman, Mehmet Müfit, Seyhan Erözçelik, Enver Ercan, Kubilay Ünsal ve Hüseyin Öncü artık aramızda olmayan arkadaşlarımız. Adnan Özer’in, Cengiz Öndersever’in ve Kubilay Ünsal’ın evlerindeki matrak gecelerimizse, ileride bir gün mutlaka yazılmalıdır.

İlk tanıdığım Metin Celâl’dir. ’80 öncesindeydi. Ardındansa ’81 vea ’82 yılında Adnan Özer ile tanıştık. Onunla tanışmaya Metin Celâl ile birlikte gitmiştik. Cengiz Öndersever, Mehmet Müfit, Tuğrul Tanyol, Enver Ercan, Samet Bağçe, Merih Akoğul, Mehmet Ocaktan, İbrahim Kiras, Hüseyin Öncü, Oktay Taftalı, Orhan Tekelioğlu, Orhan Kahyaoğlu, Ali Günvar, Vural Bahadır Bayrıl, Kubilay Ünsal, Gülin Dalaman ve Manolya ile Kamelya kardeşler hep Adnan Özer’in çılgın projeleriyle aramıza katıldılar. Birisi ’80 sonrasındaki Cağaloğlu’nu ve oradaki edebiyat mahfillerini yazacaksa, işe mutlaka Adnan Özer’den başlamalıdır. Hemen herkes onun projelerinden çıkmıştır. Tabii ki kafası biraz Cengiz Öndersever gibi işleyen Levent Erseven’i de unutmamamız gerekiyor. Yanlış anımsamıyorsam, Manolya’yı ve Kamelya’yı Mazhar Candan sayesinde tanımıştık. Halil Turhanlı da Çanakkale’den gönderdiği mektuplarla hemen bizim çeteye dahil olmuştu. Bir de bizim ayrıca ‘Fenerbahçe’ ekibimiz vardı; Adnan Özer, Merih Akoğul, Burak Eldem, İzzet Eti ve ben Fenerbahçe maçlarına giderdik. Tuğrul Tanyol da sıkı Fenerli olmasına karşın, maçlara onun bizimle geldiğini hiç anımsamıyorum. Sanırım akademisyen kimliğiyle bizim maç günü şamatalarımıza biraz mesâfeli duruyordu. Mehmet Müfit ve Halil Turhanlı ise Beşiktaşlıydılar. Anlatacak o kadar fazla şey var ki, hepsini toplasan birkaç cilt kitap olur. Bu ‘projeyi’ ise, en doğru adama, Adnan Özer’e bırakalım…

Beni ‘80’li yıllara götürdüğü için Metin Celâl’e müteşekkirim. ‘Bir Şiirdi Geçen Yıllar’ın, sadece çok keyifli bir kitap değil, edebiyat mahfilleri araştırmacıları için de çok değerli bir kaynak olduğu kanısındayım. Kalemine, emeğine sağlık Metin Celâl!

30kr02-man1.jpg

Öne Çıkanlar
YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN