Gürültü çağının nefes türleri

Gürültü çağının nefes türleri

Erling Kagge, Gürültü Çağında Sessizlik kitabında defalarca altını çiziyor: “Dünyayı dışarıda bırakmak” insanın olan bitene sırtını dönmesi değil, bilakis çok daha berrak bir şekilde görmesidir. Çünkü sessizlik lükstür, insanın yeni düşünme biçimlerine ulaşmasının anahtarıdır. Belki de asıl mesele neyi yaptığımız değil, hangi çağrılara alan açmadığımızdır.

ZEYNEP DELAV

Hangi çağrılara cevap vermemek hayatta kalmanın bir biçimi olabilir?

İnsan, her zamanda böyle miydi bilinmez; ama kendisine yöneltilen onca sesin, mesajın ve çağrının arasında en çok hangisine geç kaldığını fark ettiği anda yorulduğunu da anlıyor. Daha iyi bir hayat, daha anlamlı bir ilişki, daha doğru bir duruş, daha yüksek bir farkındalık… “Daha”lar gökdelenler gibi üst üste yığılırken en büyük gürültü dışarıdan değil, insanın kendi zihninden yükseliyor. Oysa gerçeklik, her çağrıya cevap verebilenlerin değil; hangilerine cevap vermeyeceğini seçebilenlerin omuzlarında kalıyor. Bu seçme hakkına yaklaşmak bile çoğu zaman bir ömür sürebiliyor.

Erling Kagge, Gürültü Çağında Sessizlik adlı kitabında kendi tecrübelerinden yola çıkarak defalarca altını çizdiği “dünyayı dışarıda bırakma” eyleminin, insanın çevresinde olan bitene sırtını dönmesi anlamına gelmediğini; bilakis bunu yaparak dünyayı çok daha berrak bir şekilde görmesinin mümkün olduğunu söyler. Hatta hayatı daha da sevmenin yolu dünyayı dışarıda bırakmaktan geçer. Çünkü sessizliğin zenginleştirici bir yönü vardır. Sessizliğin bu vasfı son derece özel ve lükstür. Dahası, insanın yeni düşünme biçimlerine ulaşmasının anahtarıdır. Bu cümleler, şimdiki zamana göre oldukça şaşırtıcı gelir, hatta hayretler içinde bırakır (Kagge, 2020, s. 37).

erling.jpg
Güney Kutbu’na tek başına yolculuk eden Norveçli bir kaşif Erling Kagge kitabında sessizliği keşfetmenin önemini anlatıyor

Belki de bu yüzden insan, hangi hayatı yaşarsa yaşasın, gerçekten sevdiği birkaç insanla kurduğu küçük ama korunaklı dünyayı muhafaza edebildiği sürece hayata daha gerçekçi bir yerden tutunuyor. Bu, dünyayı reddetmek değil; dünyanın her iddiasını ciddiye almamayı öğrenmek. Büyük doğruların, yüksek sesli beklentilerin ve sürekli genişleyen taleplerin arasında daralmayı bilinçli bir tercih hâline getirmek. Kendi sınırlarını küçültürken varoluşunu yoğunlaştırmak. Her yerde “bir avuç su” diye tarif edilen insan hikâyesi belki de en çok burada dönüyor. Bu küçük dünyanın ayakta kalabilmesi çoğu zaman fedakârlıkla değil, ödün vermemekle mümkün oluyor. İnsan sevdiği şeyleri sürekli ertelediğinde ya da “sonra”ya bıraktığında, fark etmeden kendisinden vazgeçmeye başlıyor. Oysa sevilen şeyler —bir alışkanlık, bir uğraş, bir masa etrafında kurulan sessizlik, aynı anda susabilme hâli— insanın hayatta kalma biçimleri. Bunlar lüks değil; varoluşun en asgari ihtiyaçları.

Nefes de tam bu noktada, biyolojik bir refleks olmaktan çıkıp varoluşsal bir işarete dönüşüyor. İnsan nefes aldığını genellikle fark etmiyor; ta ki nefesi daralana kadar. Hayatın içinde de durum çok farklı değil. İnsan kendine ait olanı koruyabildiği sürece yaşadığını sanıyor; onu kaybetmeye başladığında ise yaşamanın ne kadar zahmetli bir işe dönüştüğünü anlıyor. Nefes, burada bir devam etme kararı: Her şeye rağmen kendi ritmini kaybetmemek.

Ryuichi Sakamoto’nun Async albümü, sesi bir nefes gibi kurar. Melodiden çok aralıklarla, sessizlikle, zamanın içindeki titreşimle ilgilenir. Müziğin asıl anlamı çoğu zaman notalarda değil, notalar arasındaki boşlukta belirir. Tıpkı insanın hayatında olduğu gibi: Asıl mesele neyi yaptığı değil, hangi çağrılara alan açmadığıdır. Lütfen, bir şarkının direkt duyduğumuz değil, altında çalan, sanki yokmuş gibi olan müziğinin o şarkıya olan tutkumuzu artırdığını hatırlayın.

Sessizlik ise bu küçük dünyanın en yanlış anlaşılan parçası. Çoğu zaman geri çekilme, vazgeçme ya da suskunlukla karıştırılıyor. Oysa bazı sessizlikler, gürültüye teslim olmamanın en açık biçimi. İnsan her şeye cevap vermediğinde, her çağrıya koşmadığında ve her fikre dâhil olmadığında eksilmiyor; aksine kendini muhafaza ediyor. Sessizlik, insanın hayatta kalmak için seçtiği en sade ama en dirençli alanlardan biri.

Ve kırılganlık… Çoğu zaman zayıflık sanılıyor. Oysa kırılganlık, sevilen şeylerden ve korunaklı alandan ödün vermemek için gösterilen en sağlam direnç. İnsan kendi sınırlarını korurken daha güçlü; çünkü hangi çağrıya cevap verip hangisini dışarıda bırakacağını biliyor. Kırılganlık bir imtina etme sanatı. Küçük dünyalarda kendini saklamıyor; sessiz ama sağlam bir çizgide var oluyor. Ve belki de en önemlisi: İnsan, gürültünün ortasında kendi nefesini duyabildiği sürece hayatta kalıyor. Bazen büyüyerek değil, çekilerek sağlam kalıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN