Sergen Çirkin'den Osman Bey'in vefatının 700. yılına armağan: Kökler: İklim-i Rum: Osmanlı’nın eşiğine yakılan bir meşale

Sergen Çirkin'den Osman Bey'in vefatının 700. yılına armağan: Kökler: İklim-i Rum: Osmanlı’nın eşiğine yakılan bir meşale

Osmanlı’nın kuruluş devri, efsane ile hakikatin iç içe geçtiği sisli bir zaman aralığıdır. Arkeolog Sergen Çirkin’in editörlüğünde hazırlanan ‘Kökler: İklim-i Rum’, Osman Bey’in vefatının 700. yılında bu karanlık eşiğe disiplinler arası bir ışık tutuyor. Türkmen-Oğuz köklerinden Bizans kroniklerine, arkeolojik verilerden dil atlasına uzanan eser; bir imparatorluk anlatısından ziyade bir kültürel devamlılığın izini sürüyor.

UMAY HACI YAKUPOĞLU

Osmanlı’nın kuruluş devri, efsane ile hakikatin iç içe geçtiği sisli bir zaman aralığıdır. Modern tarihçiler bu sebeple kuruluş yıllarını, tarih öncesi dönemlere benzeterek bir çeşit karanlık çağ gibi görürler. ‘Kökler: İklim-i Rum’ işte tam da bu karanlık eşikte bir meşale yakıyor. Arkeolog Sergen Çirkin’in editörlüğünde ve disiplinler arası bir yaklaşımla hazırlanan eser, Osman Bey’in vefatının 700. yılına ithaf edilmiş. Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan kitap, yalnızca bir anma çalışması değil; erken Osmanlı tarihçiliği için temel bir başvuru kaynağı olmaya aday. ‘İklim-i Rum,’ müstakil bir çalışma olmasına rağmen; Çirkin’in yine ‘Kökler’ üst başlığı ile daha önce yayımlanan ‘Yay Çeken Kavimlerin Şafağı’ adlı üç ciltlik eserinin tamamlayıcısı niteliğinde. Bu açıdan her iki çalışma, Asya’daki derin köklerden Anadolu’ya uzanan bir yolculuk gibi.

OSMAN’IN UNUTULAN TÜRKMEN-OĞUZ YÜZÜ

Eserin temel meselesi açık: Osmanlı’nın Türkmen-Oğuz köklerini görünür kılmak. Bu yönüyle kitap, Osmanlı’yı klasik bir ‘imparatorluk anlatısı’ olarak değil; Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan uzun bir kültürel sürekliliğin sonucu olarak ele alıyor. Dil, arkeoloji, antropoloji, nümismatik, mimari ve etnografya aynı çatı altında buluşuyor. Kitap her biri kendi alanında yetkin isimlerin kaleminden çıkmış 22 makaleden ve ayrıca 2 ek ve 1 şecereden oluşuyor.

DİLİN HAFIZASI: TÜRKİSTAN’DAN ANADOLU’YA

Giriş bölümü tesadüf değil: Dil. Altaylarda doğan İlk Türkçenin Eski Oğuz Türkçesine aktarımı ve Eski Anadolu Türkçesinin oluşum aşamaları kronolojik biçimde işleniyor. Böylelikle Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan bir dil atlası çiziliyor ve Osmanlı’nın kuruluş hikâyesi, bir fetih anlatısı olmaktan çıkıp bir kültürel devamlılık meselesine dönüşüyor.

Kuruluş devrinin en tartışmalı başlıklarından biri olan ‘Kayılar ve Osmanlılar’ meselesi, akademik bir cesaretle ele alınıyor. “Sahte bir kimlik inşası mı?” sorusu etrafında şekillenen tartışma, Osmanlı’nın tarihöncesi karanlık dönemine ışık tutuyor. Osman Gazi’nin Avrupa arşivlerinde saklı kalmış bir şeceresi, ilk kez bütünüyle yayımlanıyor ve Ortaçağ kaynakları üzerinden detaylı biçimde tetkik ediliyor.

ARKEOLOJİ VE BİZANS’IN GÖZÜNDEN OSMANLI

Erken Osmanlı tarihi yalnızca Osmanlı kronikleri yönünden incelenmemiş. Pachymeres ve Gregoras gibi çağdaş Bizans tarihçileri de kullanılmış ve böylelikle Osmanlı’nın tarih sahnesine çıkışı Bizans’ın gözünden de anlatılmış. Osmanlı kuruluş devrinde İlhanlı etkileri, basit bir ‘Moğol tesiri’ indirgemesine düşmeden analiz ediliyor. Karacahisar’dan Yalakova ve Çobankale’ye uzanan kazılar, arkeolojik verilerle destekleniyor. Yazılı kaynakların suskun kaldığı yerde toprağın dili konuşuyor. Halil İnalcık’ın yıllar önce işaret ettiği ‘Osmanlı arkeolojisi’ ihtiyacı, bu kitapta somut bir karşılık bulmuş. Sikkeler, damgalar, kale kalıntıları, antropolojik ve zooarkeolojik veriler mümkün olduğunca biraraya getirilmiş. Kuruluş devrinin maddi kültürü, bu ölçekte belki de ilk kez bir bütünlük içinde ele alınıyor.

Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri de ekleri. İbn Haldun’un Osmanoğulları kısmı ilk kez Türkçeye kazandırılarak kitaba eklenmiş. Ayrıca Aşıkpaşazade tarihi, Osman Bey ve Orhan Bey dönemlerini kapsayacak şekilde, devrin dili sadeleştirilmeden sunulmuş. Böylece okurun doğrudan dönem diliyle teması sağlanmış.

İklim-i Rum, kuruluş devrine dair yerleşik kabulleri yeniden tartışmaya açıyor. Osmanlı’nın nasıl büyüdüğünden önce, nereden geldiğini soruyor. Bir imparatorluğun değil, bir hafızanın izini sürüyor. Ve belki de en önemlisi şunu hatırlatıyor: Bir medeniyet, ancak kurucu kökleriyle anlaşılabilir…

ŞAMANİK İZLER VE GÖÇER GELENEĞİ

Atalara adak olarak sunulan yığma taştan tepeler, Osmanlı çekirdek coğrafyasında sıkça karşımıza çıkar. Çirkin, eserinde bu kutsal alanları, Osmanlı kroniklerinin sunduğu tarih verileri ile karşılaştırarak inceliyor. Türkmen obalarının şamanik gelenekleri, Anadolu’daki izleri ve bunların Osmanlı tarihine yansımaları bir bütün olarak ele alınıyor. Göçer yaşam biçiminin doğurduğu pek çok geleneğin ne kadar inatçı olduğu ve bunların yerleşik düzen sonrasında dahi varlığını nasıl koruduğu vurgulanıyor. Kısacası kitap, Osmanlı’yı sıradan bir hanedan tarihi olarak değil, bir medeniyet fikrinin ürünü olarak ele alıyor. Makale başlıkları da hep bu çerçevede şekilleniyor. Anadolu Beylik mimarisi ve Türkistan arasındaki bağlar, ‘Ok Ucu’ ve ‘Sekiz Kollu Yıldız’ motiflerinin mitik arka planı, devlet mefhumu açısından Türk siyasi geleneğinin tarih içindeki gelişimi gibi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN