İş dünyasındaki vizyoner liderliği, yönetim bilimlerine kattığı eserleri ve son dönemde Koç Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı ile üstlendiği akademik sorumluluklarla tanıdığımız Cem Kozlu, bu kez karşımıza şaşırtıcı ve bir o kadar da heyecan verici bir eserle çıkıyor. Bugüne dek liderlik ve kalkınma modelleri üzerine kaleme aldığı yol gösterici kitaplarıyla tanıdığımız Kozlu, ilk romanı ‘Sandima Tableti’ ile bizleri Anadolu’nun tozlu raflarından uluslararası entrikaların tam kalbine götürüyor.
Remzi Kitabevi’nden çıkan bu polisiye kurgu, sadece sürükleyici bir macera sunmakla kalmıyor; Luvi tarihinden Hititlere uzanan bir çizgide, uygarlık tarihimizin Grek odaklı anlatımını sarsacak cesur bir iddiayı da tartışmaya açıyor. Cem Kozlu ile henüz raflarda yerini alalı birkaç gün olan romanının detaylarını KARAR okurlarımız için konuştum.
-Sayın Cem Kozlu, ‘Sandima Tableti’ kaçıncı kitabınız?
On ikinci; ama ilk roman denemem.
-Diğer kitaplarınızın konuları nelerdi?
Uluslararası pazarlama, liderlik, kurumsal kültür gibi yönetim alanındaki kitaplardı. Bir de Asya tipi kalkınma modelleri, Türkiye için vizyon arayışları, AB-Türkiye ilişkileri gibi konuları ele aldım.
- Peki, roman yazmak nereden aklınıza geldi?
Hece, cümle, paragraf... Bunlar yapı taşları; bunlarla istediğinizi örebilirsiniz. Kısa hikâye, şiir, roman veya bilimsel yapıtlar, ders kitapları... İşin zevkli tarafı bu yapı taşlarını oymak ve onlarla değişik yapılar inşa edebilmek. Bilim bazlı kitaplar daha çok araştırmaya, romanlar ise araştırmanın yanında hayale dayalı. Farklı hazırlıklar, farklı planlar gerektiriyor. Kendimi denemek, kafamdaki bazı fikirleri uygulamak ve becerilerimi geliştirmeye çalışmak istedim.
-Başarılı oldunuz mu?
Bir zanaatkâr olarak yazarken çok zevk aldım ve umarım bir ölçüde kendimi geliştirebildim. Bir sanatkâr olarak büyük iddialarım yok. Amacım okuyucumu eğlendirmek, farklı bir dünyaya taşıyabilmek, hayal güçlerini kamçılamak ve düşündürmek. Başarılı olup olmadığıma onlar karar verecek.
‘UYGARLIĞIN KÖKENİNİN YUNANİSTAN OLDUĞU TEZİNİ TERSYÜZ EDECEK’
-Nedir bu ‘Sandima Tableti’?
MÖ 1000 yıl kadar önce Batı Anadolu’daki Karya Devleti’nde yazılmış, üzerinde üç dilde yazı bulunan bir pişmiş kil tablet. Yakın geçmişte Bodrum civarında bulunmuş ve Ankara’da bir müzede sergilenmekte.
-Onu bu kadar özel kılan nedir?
Üzerindeki yazılar çözülebilirse tarihin günümüzdeki Grek-Helen-Yunan odaklı anlatımı, yani içinde bulunduğumuz uygarlığın kökeninin Yunanistan olduğu inancı tersyüz edilecek. Felsefenin, bilimin, matematiğin; özetle modern düşüncenin Yunanistan’da değil Anadolu’da doğduğu; Greklerden değil Mısır, Mezopotamya uygarlıklarından ve Hititler, Luviler gibi Anadolu devletlerinden kaynaklandığı kanıtlanacak. Bu şu demek: Yunanistan’ın o meşhur ‘yumuşak gücü’ yok olacak. Bu güç, Türkiye ile olan ihtilaflarında Batılı ülkeleri arkasına almasını sağlıyor.
OLAYLARI ARKEOLOJİK BULGULAR ÜZERİNE İNŞA ETTİM
-Kitabın ana konusu nedir? Sadece tablet üzerindeki yazıları mı çözümlüyorsunuz?
Sadece o değil. Olaylar hızla gelişiyor. Birileri müzeden tableti çalmaya çalışıyor. Bunu fark eden genç ve başarılı bir arkeolog, onları engellemeye çalışıyor ama tam olarak kim olduklarını bilemiyor. Zengin Rus oligarklarına veya Arap şeyhlerine hizmet eden eski eser kaçakçıları mı? Türkiye’nin hasımlarının gizli servisleri mi? Tesadüfen karşılaştığı bir gazeteciden yardım istiyor... Daha fazlasını anlatırsam kimse romanı almaz. Okuyan sonunu bilmemeli ki merak etsin.
-Sandima Tableti’ne bir polisiye roman diyebilir miyiz?
Tabii. İçinde polis, hırsız, entrika ve cinayet de var. Daha önemlisi tarihi gerçekler ve arkeolojik bulgular üzerine inşa edilmiş olması. Tabletin içeriği kadar, uluslararası ilişkilerdeki dengeleri değiştirecek özelliği de çok kritik. Ve ben bu konunun giderek daha fazla gündeme geleceğini düşünüyorum.
‘KARAKTERLERİMİ SEVDİM VE ONLARI RAHAT BIRAKTIM’
-Bu hikâye tamamen hayal mahsulü mü?
Olayların akışı bir kurgu ama ana teması tarihi bilgiler ve arkeolojik bulgular üzerine inşa edildi. Romanı sadece kurgusu değil, kahramanları ve içindeki diğer karakterler sürüklüyor. Bazı yazarlar her şeyi son noktasına kadar planlayıp öyle yazmaya başlarlar. Bazıları ise güçlü karakterler yaratıp onları bir ortamın içine koyarlar; ondan sonra karakterler gelişmeleri sürükler, romancı ile birlikte romanı şekillendirirler. Ben bu ikinci yöntemi izledim. Karakterleri sevdim ve onları oldukça rahat bıraktım; istediklerini yapabilsinler, seçtikleri yolu takip edebilsinler diye. Belki de bu yüzden yazma süreci benim için çok keyifli oldu.
