Geçen hafta Recep Küçükizsiz’in kitabını tanıtırken 12 Eylül’ün nedenini belirtmiştim. Katılırsınız veya katılmazsınız, ben 12 Eylül’ün nedeninin Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi olduğunu düşünüyorum. Artık darbenin üstünden yarım asra yakın geçti. Bu nedenle de sorumuz şu olsun: 12 Eylül bitti mi? Peşinen söyleyeyim, hayır, 12 Eylül bitmedi. Çünkü, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi tamamlanamadı, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi tamamlanmadan da 12 Eylül bitmeyecektir.
Amerika-İsrail yayılmacılığı için Ortadoğu’nun şekillenmesindeki gecikmenin iki nedeni var, biricisi İran’dır, ikincisiyse Türkiye’dir. İran’da işler planladıkları gibi gitmedi, dinin milliyetçiliği baskılayacağı düşünülüyordu ama din orada binlerce yıllık devlet geleneğine eklemlenip milliyetçiliğe çukur ayna oldu. Türkiye’de ise kurucu ideolojinin bütün değerlerine ve kazanımlarına darbeden sonraki otuz ale-tı yıl boyunca mütedeyyin maskeli Amerikan casuslarınca saldırılmasına, sonrasındaki on yıl içerisindeyse en güçlü milliyetçi reflekslere sâhip olan orta tabakanın iktisâden yok edilmesine rağmen, insanlara televizyon, bilgisayar, internet, cep telefonu, google, facebook, twitter veya instagram gibi kaynaklar üzerinden ‘küresel tercihler’ sunulabileceği tahayyül edilmemişti. Darbe 20’nci yüzyılın ürünüyse, Ortadoğu’nun şekillenmesini Türkiye’de geciktiren nedenler 21’inci yüzyılın zihniyetindedir.
12 Eylül, bütün planlarını ‘80 öncesinin toplumsal tabakaları ve tarafları üzerinden yapmıştı. Toplum mühendisleri, içeriye alınanların işkenceyle ve kurgulanmış davalarla, içeriye alınamayanların ise kapitalist pazarların nimetlerinden pay verilerek ezilecekleri düşüncesindeydi. İkinci kısmı ileride başka bir kitap vesilesiyle yazarım. Geçen hafta tanıttığım Recep Küçükizsiz’in kitabı içeriye alınanların hikâyelerinden bir kesitti, bugün size tanıtacağım ‘Dava’nın Davası’ kitabı ise 12 Eylül’ün yargılama örneklerinden birine ışık tutuyor.

İŞKENCENİN VE KURGUNUN İDEOLOJİSİ OLMAZ
12 Eylül’ün işkencelerinde ve davalarında ‘sağ’ ve ‘sol’ ayrımı yapmak ‘Mankurtlaşmak’tır, madem işkence bir insanlık suçudur, işkencenin ideolojisi olmaz, madem davalar kurgulanmıştır, kurgulanmış davaların da ideolojisi olmaz, işkenceye alınan ister ‘sağcı’ isterse ‘solcu’ olsun tepki göstereceksin, işkencede alınan ifâdeler üzerinden ikame edilen kurgu davalarda da avukat cübbeni giyeceksin. Bugün onlara yapılıyorsa, yarın da sana yapılır, bunu sakın unutmayın. ‘Dava’nın Davası’, Raşit Demirtaş’ın ve Mahir Durakoğlu’nun kitabı, Ötüken Neşriyât’tan çıktı, darbecilerin önceden dış hatlarını çizdiği, içininse işkenceyle alınan ifâdelerle doldurulduğu ‘MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın hayli kapsamlı bir hikâyesidir. Bu davanın avukatlarından Şerafettin Yılmaz’ın bana gönderdiği 5 Ocak 2026 günlü mektuptan dava hakkındaki görüşlerinin bazı kısımları aklımda. Aslında Şerafettin Yılmaz aynı mektubu basından çok isme göndermiş ama birkaç satır olsun dahi değinen olmamış. Her neyse, dava için, “Bir suç planlayıp bu plan çerçevesinde işkencelerle elde edilen ifâdelerle açılmış bir dava sözkonusudur” diyordu Şerafettin Yılmaz. 220 idam talepli bu dava yedi yıl sürmüş, sonuçta ise hukuken çökmüştür.
NÜRNBERG’DEN ÇOK DAHA FAZLA İDAM TALEBİ
Nürnberg’de 22 Nazi için idam istenmişti, savaşın galipleri insanlık dışı bir rejimden, milyonları yok eden toplama kamplarından bula bula 22 ‘günah keçisi’ bulmuşlardı. Oysa ülkemizdeki 12 Eylül sonrasında sanıkları solcu genç subaylar olan THKP-C Üçüncü Yol davasında 7, DİSK davasında 78, toplamda 4 bin 403 sanıklı Devrimci Yol davalarında da 23 sanık için idam istenmişti. Bunlar soldan az çok bir şekilde takip ettiğim davalar olduğundan onların ismini veriyorum, yoksa onlarca dava var. Bu davalarla MHP davası arasında idam talebinde niçin büyük fark bulunduğu ise, ‘Dava’nın Davası’nın ‘Darbe’, ‘Dil Okulu’, ‘C 5’, ve ‘İşkence Yöntemleri’ bölümlerinde açıklanmaya çalışılmış. Ancak, kitapta Zeki Kaman ve Dürüst Oktay gibi işkenceci polislerin veya Nurettin Soyer gibi subayların solcu zikredilmesini doğru bulmadım. Çünkü, hepsinin ideolojisi sadece 12 Eylül’dü, asker olsun polis olsun Amerika-İsrail yayılmacılığının hizmetindeydiler. Benim için Nurettin Soyer de Raci Tetik de aynı hamurdandır.
‘Dava’nın Davası’ çok başarılı bir kitap, soldan DİSK, Devrimci Yol veya THKP-C Üçüncü Yol gibi kurgulanmış davaların da kitaplarının mutlaka yazılması gerekiyor. Ayrıca, böyle kurgulanmış davaların kitaplarının da hukuk fakültelerinde okutulmaları gerektiği düşüncesindeyim. 12 Eylül’e meşrûiyyet kazandıracak ‘sağ’-’sol’ çatışmalarında ‘74’te 27, ‘75’te 37, ‘76’da 108, ‘77’de 319, 78’de 1.095, ‘79’da 1.362 ve ‘80’in ilk sekiz ayında 1.928 kişi öldürüldü. Darbeden önceki iki buçuk yılda yükselen terörün CIA ayağını artık az çok bilmiyoruz da, karanlıkta kalan kısımlarındaki KGB’nin, DS’nin ve el-Muhâberât’ın faaliyetleri bugüne kadar nedense pek az telaffuz edildi: Sizce de acaba neden?

Mahir Durakoğlu (solda) ve Raşit Demirtaş birlikte.
DÜNYADAKİ BENZER ADALET ARAYIŞLARI
Bu tür davaların hukuk tarihinde çok sayıda örneği bulunuyor. Şerafettin Yılmaz bilhassa ‘Dreyfus Davası’ndan bahsediyor. Lise yıllarımdan beri bildiğim ‘Dreyfus Davası’nı merâk edenlere Robert Harris’in romanını ve o romandan Polanski’nin sinemaya uyarladığı ‘Subay ve Casus’ filmini öneririm. Devrin kültürel iklimine ve yalnızlaşmasına rağmen Emil Zola bu kurgulanmış davaya itirâz edince başına gelmedik şey kalmamıştır. ‘MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nı takip eden Paris Barosu avukatlarından Mario Stassi ise, Nürnberg’den beri dünyada 220 idam talepli bir dava görülmediğini söylüyor. Bilgi kirliliği yüzünden Küba’daki ‘Domuzlar Körfezi Davası’nda kaç idam cezası verildiği husûsunda bir şey yazamam. Şili’deki ve Arjantin’deki askeri darbelerin sonrasındaki davalarıysa dikkate almayın derim, çünkü oralarda dava yerine doğrudan infâzlar ve toplu yok etmeler esâs alpinmişti. Küba için Guillermo Cabrera Infante’nin ‘Tropiklerde Şafak Manzarası’nı okuyun, Arjantin için de Marco Bechis’in ‘Olimpo Garajı’nı seyredin.
