Orhan Pamuk’un romanları kadar kurmaca dışı metinlerini okumaktan da zevk alan bir okuru olarak çok memnunum bu durumdan. Zaman zaman gazetelere/dergilere verdiği röportajları, yazıları kesip sakladığım bir klasörüm var; üç kalın Orhan Pamuk dosyası. Kitaptaki birçok yazı, röportaj, konuşma zaten biriktirdiğim bu dosyada duruyordu: Sıkıntı, Eski Kitaplar, Niye Çekiyorsun Bu Fotoğrafı, Hortum, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi Açılış Konuşması... Bu yazıları/konuşmaları daha yayımlandıkları gün gazeteden kesmiş, internetten çıktısını almış, Orhan Pamuk’un sesini özlediğimde, arada sırada dönüp okur olmuştum. Niçin bunlardan bir şeyleri seçip ‘Manzaradan Parçalar’ gibi, ‘Öteki Renkler’ gibi bir derleme çıkartmıyor diyordum kendi kendime. Şimdi ‘Kelimeler ve Resimler’ de aynı tadı veriyor bana. Hem bekliyordum yani hem beklemiyordum.
Arşivindeki yazılara/röportajlara yeni eklemeler de yapmış Orhan Pamuk: Askerlik hatıralarına, Cannes Film Festivali jüri üyeliğine, Umberto Eco’yla ve Paul Auster’le ilişkisine dair, dişçi koltuğunda oturmak üzerine notlar... Daha önce yazdığı temaların da etrafında dönmüş tekrar: Fransızca Öğrenmek/Öğrenememek, Kitap Kapakları, Okumak...
Ne yalan söylemeli, yeni bir roman yayımlasaydı daha az sevinecektim. Çalışkan bir okur, tembel bir yazar [denemeci?] olarak ‘deneme’ türünde ısrar edip derinleştikçe, roman/öykü okumaktan daha az zevk alır oldum. Özellikle sevdiğim yazarların gündelik hayata/kendi hayatlarına yönelik dikkatleri, gözleyip çıkarttıkları detaylar, hatıralar, notlar... Pamuk hayranı sevgili karım gibi roman meraklısı bazı okurlar hoşlanmıyor bundan, biliyorum. ‘Narsisçe’ buluyor da olabilirler, Cemal Süreya’nın dediği gibi. Fakat ‘deneme’ biraz da ‘narsisçe’ bir tat bırakmalı değil mi okurun damağında? Denemeci kendinden söz erken başkalarından da söz etmez mi aynı zamanda? Denemeyi ‘ben ülkesine’ benzeten Nurullah Ataç’ın öğüdünü hatırlatmalı bu okurlara: “Ben demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez benliğinden bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”
Orhan Pamuk da -tabii- benliğinden bir parça katarak hayata, İstanbul’a, sokaklara, edebiyata, başka kitaplara, kendi kitaplarına, sanata, siyasete, diğer vatandaşlık dertlerine, Türk kültürüne, merasimlere, felaketlere, kimliklere, öteki renklere, manzaradan parçalara bir pencere açıyor. Kendi kelimeleri, kendi resimleriyle elbette...
Arka kapaktaki alıntıya göre Umberto Eco da çok beğeniyormuş Pamuk’un düzyazılarını: “Romanlarını iyi anlamak için onun poetikasının da kesinlikle bilinmesi gerekiyor” demiş. Attila İlhan şiir kitaplarının arkasına ‘Meraklısı İçin Notlar’ ekler, o şiiri hangi duygunun/düşüncenin/ilhamın etkisiyle yazdığını açıklardı. Attila İlhan’ın poetikasını belirginleştiren ‘Meraklısı İçin Notlar’ı okurun hayal gücünü sınırlayan despotça bir müdahale olarak görenler de vardı zamanında. Böyle düşünmez, şiiri taraçaya çıkartan bu notları da merakla okurdum eskiden. Orhan Pamuk’un bazı düzyazılarını biraz bu notlara benzetiyorum. Ne yaptığını, nasıl yaptığını, niçin yaptığını, kimlerden etkilendiğini açıklayan, romanlarının merkezini işaret/ima eden notlar; meraklılar için...
Hem her şey bir kenara, ne yazsa Orhan Pamuk, okunur. Okuruz. Marcel Proust’un üst kat komşusuna yazdığı mektupları bile, yayınlanır yayınlanmaz merakla okumamış mıydık? “Alemin Proustça görünüşü” çünkü, bizi cezbeden. Bizi çeken şey, kelimelere ‘bizim yazarımızca’ verilen anlam; kitaptan fışkıran o güçlü ışık yalnızca.
‘Kelimeler ve Resimler’i okuduktan sonra, bu cildi de başucumda tutuğum ‘livres de chevet’ rafına koydum hemen ve kütüphanemdeki üç klasöre döndüm tekrar. Orhan Pamuk’ta bir on cilt daha çıkartacak kadar malzeme var. Toparlayıp kitaplaştırsa da okusak, diyorum yine... Bu yazıya denk gelirse şayet, bilsin ki, röportajlarını da denemelerini de romanları kadar merakla, heyecanla, tutkuyla okuyan, bekleyen, takip eden okurları var. Bir konuşmasında [İma Edilen Yazar] “Bir otuz yıl daha roman yazabilmeyi ve bu bahaneyle başka kimliklere bürünerek yaşamayı çok isterim” demişti. Değiştiriyorum kendimce: Bir otuz yıl daha Orhan Pamuk denemeleri okumayı ve bu bahaneyle onun kelimeleri ve resimleriyle ‘manzaraya bakmayı’ çok isterim.
