Homeros’un tükenmezliği

Homeros’un tükenmezliği

‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ [İncil’le birlikte] Batı edebiyatının en temel birkaç metninden. İki bin yıl buradan sayalım, sekiz yüz yıl da İsa’dan geriye; iki bin sekiz yüz yıl önce yazılmış bir çift kitap niçin okunmaya, tartışılmaya, ondan uyarlanan sinema filmi haftalardır kapalı gişe oynamaya devam ediyor bütün dünyada?

‘Odysseia’nın çevirmenlerinden Azra Erhat o tatlı önsözünde şöyle diyor: “’İlyada’ bir olayın, ‘Odysseia’ bir kişinin destanıdır. Çağdaş okuyucu destan da demez ‘Odysseia’ya, onu daha çok bir romana, bir filme benzetir. Gerçekten de konusuyla romanı, kuruluşuyla filmi andırır Odysseia (...) Göze görüneniyle film, kafaya değineniyle romandır.”

Konuların evrenselliğinden midir, Azra Erhat’ın dediği gibi sinemaya yatkınlığından mıdır bilmem, bu tür kitaplar kolayca tüketilebiliyor ama kolay kolay tükenmiyor. Durmaksızın anlatılıyor, ilham veriyor. Mitosa karşı logosun ilk çekirdeği ‘Odysseia’da belirir sanki. Tanrıların desteğini alsa da efsaneye karşı rasyonalite de uç vermektedir. Odysseus düşünür, arar, bulur, anlar, kavrar, kurar... Kendini merkeze koyan bireyin öyküsü tanrılarla savaşarak, tanrılarla anlaşarak evine dönmeye çalışan Odysseus’la başlar.

Filmi henüz göremedim. Bir süre daha seyredemeyeceğim gibi. Fakat hakkında yapılan yorumlara baktım ister istemez; analizlere, çözümlemelere... Nolan’ın Homeros’u çokça siyasileştirerek çağdaş jeopolitik, felsefi, kültürel konulara göndermeler yaptığını söyleyen Profesör Nevzat Kaya’nın, ‘Flu’daki eleştirisini isabetli buldum. Yapıttaki “yıkıcı deniz kavimlerinin” Yunanlıların [Batılıların] ta kendisi olduğunu ima ediyormuş Nolan. Ortadoğu’ya demokrasi ve insan hakları getiren(!) Batı medeniyetini suçluyormuş üstü örtük biçimde. Bu yorumu tartmak güç filmi görmeden; fakat böyle bir okumanın mümkün olması bile Homeros’un neden tükenmediğine dair bir şey söylüyor bize. Bu vesileyle yeniden seyrettiğim ‘Troy’ filminde de tahta atın sur içine alınmasında ısrarcı olan tutucu rahipler üzerinden sekülarizm-dindarlık çatışması işlenmişti alttan alta. Kanonik metinlerin güzelliği burada zaten. Her uyarlama bir yorum değil mi? Yeniden üretme. Sabit bir anlam yok. Yapıt her çağda yeniden okunup yorumlanıyor. Birikiyor. Çoğalıyor. Bir öncekine eklemlenip demetleniyor.

Edebiyat, birtakım “insanlık durumlarını” anlatır okura: Aşk, kıskançlık, öfke, nefret, hırs, düş kırıklığı... Yazar ya da anlatıcı kendi kafasındaki resmi kelimelere çevirip bizim kafamızdaki imge dünyasına aktarır. Okurla “drama düşmüş kişi” arasında duygudaşlık sağlar, empati duygusunu geliştirir. Hoşça vakit geçirmemizi sağlar. Bu nedenle yüzyıllardır ve binlerce yıldır masallara, öykülere, romanlara, yani kurmacaya ihtiyaç duyarız. Duygularımızı temsil eden ortak metinler ve mitler bizleri birbirimize yakınlaştırır. Bir yandan bireyselliğimizi güçlendirirken öte yandan cemaatin parçası kılar bizi.

Homeros destanlarının tükenmezliğini gördükçe bizim klasiklerimiz geliyor aklıma. Türk liselerinde dünya klasikleri/kanonik kitaplar [hakkı verilerek] okutulmuyor öğrencilere. Oysa Batı’dan Homeros, Sophokles, Dante, Shakespeare, Cervantes, Goethe, Tolstoy, Dostoyevski okutulsa bu dört yıl içinde... Doğu’dan Mevlâna, Firdevsi, Sadi, Hafız, Hayyam, Bin Bir Gece Masalları... Ve bizden Dede Korkut, Yunus, Baki, Şeyh Galib... İdeolojik peşin hükümlere kapılmadan: Anlamak, tartışmak, sindirmek için... Daha zengin, daha hoşgörülü, daha derinlikli bireyler olmaz mıyız?

İngilizler Shakespeare öğretiyor gençlerine. Almanlar Goethe, İtalyanlar Dante. Kanonik metinlerden parçaları dikkatle okuyorlar derslerde çocuklar; üzerinde tartışıp yeni kompozisyonlar yazıyorlar. Bizlerin, genelde yazıyla ve kitapla, özelde kendi medeniyetimizi inşa eden temel metinlerle kurduğumuz ilişkiyse sorunlu. Hoşlanmıyoruz okumaktan. Sıkılıyoruz. Türkçe/edebiyat derslerimizin yavanlığı... Dünyayı kavrayışımız eksiliyor. Lise eğitimi oturmuş bir dünya görüşü ve genel kültür kazandırmıyor gençlerimize. Gündelik yaşantımızda yer bulmuyor Yunus Emre, Dede Korkut, Şeyh Galib... Sanatta ve kültürde yeni bir bakış açısıyla ve yaratıcılıkla yeniden üretilemiyor. Cemil Meriç’in dediği gibi, “Ne Batıyı tanıyoruz ne Doğuyu... En az tanıdığımızsa kendimiziz...”

Bitirirken, Homeros’u ve Yunan mitolojisini anlamak için iki kitap önereceğim size, Behçet Necatigil’den: İlki ‘Mitologya’, ötekisi ‘Küçük Mitologya Sözlüğü’... YKY’den çıkan bu iki kısa kitap Yunan klasiklerini de okurken elimizin altında dursun, diyorum. Anlayışımıza bir çerçeve çizecektir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN