Erdoğan: Türkiye'nin İsrail halkıyla husumeti yoktur! Mekke Anlaşması İran ve İsrail'e karşı değil

Erdoğan: Türkiye'nin İsrail halkıyla husumeti yoktur! Mekke Anlaşması İran ve İsrail'e karşı değil

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Newsweek’e yaptığı açıklamalarda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın üçüncü bir ülkeye karşı olmadığını vurgularken; Suriye'nin toprak bütünlüğü, ABD ilişkileri, terörle mücadele ve BM reformuna ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan, "Türkiye'nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur" ifadelerini kullanıp, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD merkezli Newsweek dergisinin sorularını yanıtlayarak küresel diplomasi, bölgesel güvenlik mimarisi, Türkiye-ABD ilişkileri, Suriye’deki son gelişmeler ve Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’ndan BM reformuna, terörle mücadeleden küresel güç dengelerine kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulunan Erdoğan, Türkiye’nin çok yönlü dış politika vizyonunu vurguladı.

"MEKKE ANLAŞMASI BÖLGESEL SORUMLULUĞUN BİR İFADESİDİR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İran veya İsrail gibi üçüncü ülkelere karşı kurulmuş bir ittifak olmadığını ifade etti. Anlaşmanın daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlenilen müşterek sorumluluğun bir ifadesi olduğunu belirten Erdoğan, şu bilgileri savundu:

  • Meşru Müdafaa Hakkı: Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır.

  • Müşterek Savunma: Taraf üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırı, tüm taraflara yapılmış sayılacaktır.

  • Destek Kapsamı: Verilecek karşılığın mahiyeti saldırıya uğrayan ülkenin talebi doğrultusunda istihbarat, lojistik, mühimmat veya ileri askeri destek şeklinde belirlenebilecektir.

Erdoğan, Irak veya Yemen gibi bölgelerde meydana gelebilecek gelişmeler için şimdiden otomatik bir askeri senaryo yazmanın doğru olmadığını, süreçlerin ilgili siyasi ve askeri mekanizmalarca yürütüleceğini dile getirdi.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE REFORM VURGUSU

BM Genel Kurulu’na ilişkin önceliklerini aktaran Erdoğan, dünyanın ciddi kırılmalardan geçtiğini ve çatışmaların Türkiye’nin çevresini doğrudan etkilediğini belirtti. Güvenlik Konseyi’nin daha temsil edilebilir, etkin ve hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğini kaydeden Erdoğan, "Genel Kurul'un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez" dedi.

"TRUMP İLE DOĞRUDAN VE AÇIK BİR İLETİŞİMİMİZ VAR"

ABD ile ilişkilere ve ABD Başkanı Donald Trump ile olan diyaloğuna değinen Erdoğan, iki ülke arasında köklü ve çok boyutlu müttefiklik bağları bulunduğunu hatırlattı. Liderler düzeyindeki açık iletişimin görüş farklılıklarını yönetmeyi kolaylaştırdığını belirten Erdoğan, İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki etkisi veya olası yaptırım senaryoları üzerinden Türkiye-ABD ilişkilerinin tanımlanmasını doğru bulmadığını ifade etti.

İsrail yönetiminin Türkiye’yi yeni bir tehdit olarak sunmaya dönük söylemlerine de yanıt veren Erdoğan, bu dilin İsrail’in iç siyaset ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendirdiklerini, Türkiye’nin İsrail halkıyla bir husumeti bulunmadığını, itirazın uluslararası hukuka aykırı politikalara olduğunu kaydetti.

SURİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜ VE TERÖRLE MÜCADELE

Suriye politikasında ülkenin egemenliği, toprak bütünlüğü ve milli birliğinin korunmasının esas olduğunu altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının bölge istikrarına zarar verdiğini belirtti.

Suriye’deki tüm silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesinin şart olduğunu vurgulayan Erdoğan, sürecin Kürtler dahil tüm halkı kapsayacak şekilde eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini desteklediklerini ifade etti.

Terörle mücadele ve PKK’nın durumuna ilişkin olarak ise Erdoğan şu değerlendirmelerde bulundu:

"PKK’nın fesih ve silah bırakma yönündeki kararları önemli bir eşiktir; ancak ana esas bu kararların sahada eksiksiz uygulanması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve devlet kurumlarınca teyit edilmesidir.

İran’daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK’ın durumdan faydalanma girişimleri yakından takip edilmektedir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının tetiklenmesi bölgeyi istikrarsızlığa sürükler."

Kürt, Arap ve Türklerin bir bütün olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin ölçüsünün etnik kimlik değil, terör ve milli güvenliğe yönelik tehditler olduğunu yineledi.

KARADENİZ GÜVENLİĞİ VE MÜZAKERE MASASI

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın daha geniş coğrafyalara yayılma riskine dikkat çeken Erdoğan, Türkiye’nin her iki tarafla da görüşebilen ender ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Karadeniz’de sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının korunması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şartlar oluştuğunda Türkiye’nin yeniden tarafları müzakere masasında buluşturmaya hazır olduğunu kaydetti.

Türkiye’ye "Doğu mu, Batı mı?" şeklinde bir tercih dayatılmasını reddettiklerini belirten Erdoğan; NATO, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı, Şanghay İşbirliği Örgütü, G20, D-8 ve ASEAN gibi yapılarla ilişkilerin eş zamanlı geliştirildiğini ifade etti.

Çin ile ticari ve lojistik bağları güçlendirmek istediklerini aktaran Erdoğan; Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor, Kalkınma Yolu Projesi ve bölge ülkelerini birbirine bağlayacak yeni ulaştırma vizyonlarının Türkiye’nin stratejik önceliği olduğunu sözlerine ekledi.

Erdoğan'ın cümlelerinden satırbaşları şöyle:

"Çatışmalar bölgemizin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkiliyor. Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul'daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Orta Doğu'daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir.

Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. Birleşmiş Milletler, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi'nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul'un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez.

ABD, NATO'daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump'la son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye'nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir.

Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak'ta, Yemen'de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz.

Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir işbirliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryoları üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran'la ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump'la samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder.

Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington'daki muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri yönetimidir. Sayın Trump'la konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz.

Son dönemde İsrail'de Türkiye'yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail'deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye'nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlaradır.

Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz.

Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail'in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye'nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye'nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor.

Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye'nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

PKK'nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye'deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye'nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İran'daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK'ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran'ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran'ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir.

Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.

Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir.

İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin'le ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin'le Bişkek'te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz'in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır.

NATO'daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatındaki işbirliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatında aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İşbirliği Örgütüyle ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN'la işbirliğimizi 'Diyalog Ortaklığı' seviyesine yükselttik.

Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir.

Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor'un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi'ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'la birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a yeni bir demir yolu ve kara yolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz, milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye'nin istikameti açıktır: Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek."

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN