İngiliz The Guardian gazetesi, İngiltere’nin plastik atık ihracatının Türkiye’de yarattığı çevresel sonuçları mercek altına alan kapsamlı bir araştırma yayımladı. “Atık sömürgeciliği: İngiltere’nin kirlilik sorununun yükünü taşıyan Türk şehri” başlığını taşıyan haberde, Avrupa Birliği ve İngiltere’den gelen plastik atıkların başlıca varış noktalarından biri haline gelen Adana’ya odaklanıldı.
Avrupa’nın plastik atık rotası Türkiye: 503 bin tonla rekor kırıldı
Gazetenin “atık sömürgeciliği” olarak nitelendirdiği sistem tartışılırken bu kez Antalya, Mersin ve diğer Akdeniz kıyılarında deniz yüzeyinde ve sahillerde görüldüğü belirtilen mikroplastik kirliliği Meclis gündemine taşındı.
YENİ Parti İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 8 Ağustos’ta Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle iki ayrı yazılı soru önergesi verdi.
Guardian’a göre İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen atıkların önemli bir bölümü Adana’daki geri dönüşüm tesislerine ulaşıyor. Gazete, bölgede yaşayan çiftçiler ve mahalle sakinlerinin mikroplastikler, zehirli duman ve çevreye saçılan plastik atıklarla mücadele etmek zorunda kaldığını aktardı.
Sıfır atık derken Avrupa’nın çöp deposu olduk: AB'nin plastik atıkları Türkiye'ye akıyor
İNGİLTERE’DEN ADANA’YA 139 BİN TON ATIK
Guardian’ın araştırmasına göre İngiltere, plastik atıklarının önemli bir bölümünü Türkiye’ye gönderiyor. Haberde Adana’ya ulaşan atık miktarının 139 bin ton seviyesine çıktığı belirtildi.
Gazetenin Environmental Investigation Agency (EIA) ile birlikte incelediği ithalat-ihracat verileri ise Adana’daki Kemal Deniz geri dönüşüm bölgesine ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koydu.
Buna göre Mayıs 2021 ile Temmuz 2024 arasında 13 İngiliz şirketi, 545 ayrı sevkiyatla toplam 52 bin ton evsel ve süpermarket kaynaklı plastik atığı Kemal Deniz bölgesine gönderdi.
Guardian, söz konusu tesislerin çevresinde tarım arazileri ve sulama kanallarının bulunduğuna dikkat çekti.
SULAMA KANALINDA MİKROPLASTİK TESPİT EDİLDİ
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, tarım alanlarının yanında bulunan sulama kanalında tespit edilen plastik kirliliği oldu.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden deniz biyoloğu Sedat Gündoğdu’nun araştırmalarına göre Kemal Deniz geri dönüşüm bölgesinin yakınındaki su kanalında yüksek miktarda mikroplastik ve plastik kalıntıları bulundu.
Gündoğdu, bölgedeki birçok geri dönüşüm tesisinin atık sularını doğrudan sulama amacıyla kullanılan kanal ve kanallara boşalttığını belirterek bunun tarımsal üretim açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi.
Gündoğdu, mikroplastik içeren atık suların sulama kanallarına verilmesinin tarımsal kirlenme ve gıda güvenliği açısından kritik soru işaretleri yarattığını vurguladı.
ÇİFTÇİ: KİRLİLİK HER YANDAN GELİYOR
Guardian, Kemal Deniz bölgesinin yakınında patlıcan yetiştiren ve güvenlik gerekçesiyle adı değiştirilen bir çiftçinin yaşadıklarına da yer verdi.
Çiftçi, tarlalarının hemen yakınındaki kanalda plastik parçalarının bulunduğunu, geri dönüşüm tesislerinden gelen dumanın da tarım alanlarına ulaştığını söyledi.
“Burada her yönden kirlilik geliyor. Plastiklerin hepsi kanalın kıyısında, duman da buraya geliyor.”
Çiftçi, ocak ayında yaşanan yoğun yağışların ardından tarlasının su altında kaldığını ve yaklaşık 7 hektarlık ürününün zarar gördüğünü belirterek yetkililere ulaşamamaktan yakındı.
36 SAAT SÜREN GERİ DÖNÜŞÜM TESİSİ YANGINI
Guardian’ın araştırmasında Adana’daki geri dönüşüm tesislerinde yaşanan yangınlara da dikkat çekildi.
Geçen yıl Küçükdikili Mahallesi yakınındaki bir geri dönüşüm tesisinde çıkan yangının yaklaşık 36 saat sürdüğü, yoğun ve zehirli olduğu belirtilen dumanın yerleşim alanları ve tarım arazilerinin üzerine yayıldığı aktarıldı.
Bölge sakinleri olayın ardından adliye önünde protesto düzenlemişti.
Gazete, söz konusu tesiste yakılan atıkların İngiltere’den ithal edilip edilmediğinin belirlenemediğini özellikle vurguladı. Ancak yakın çevrede İngiliz markalarına ait ambalajların da bulunduğu bir atık yığınının tespit edildiğini bildirdi.
Kemal Deniz bölgesinde de geçmişte geri dönüşüm tesisi yangınları yaşandığı hatırlatıldı.
“ADANA’NIN YOKSUL KESİMLERİ BEDELİNİ ÖDÜYOR”
Guardian, Adana’daki çevresel yükün kentin sosyoekonomik yapısıyla da bağlantılı olduğuna dikkat çekti.
Adana Ekoloji Platformu Sözcüsü Yaşar Gökoğlu, kentin kuzeyinde daha varlıklı kesimlerin, güneyinde ise düşük gelirli vatandaşlar ve göçmenlerin yoğunlaştığını; geri dönüşüm tesislerinin de ağırlıklı olarak güney bölgelerde bulunduğunu söyledi.
Gökoğlu, tesislerin normal çalışma koşullarında dahi kimyasal kirliliğe, su, hava ve toprak kirliliğine yol açtığını ve bölge sakinlerinin yaşamını olumsuz etkilediğini belirtti.
Çevre örgütleri, İngiltere ve Avrupa’dan gelen plastik atıkların geri dönüşüm faaliyetlerinin büyümesine katkıda bulunduğunu ancak bunun çevresel maliyetinin büyük ölçüde Adana’daki daha yoksul kesimler tarafından taşındığını savunuyor.
İNGİLİZ ŞİRKETLERİNİN YASA DIŞI HAREKET ETTİĞİ İDDİASI YOK
Guardian, araştırmasında önemli bir ayrıntıya da dikkat çekti.
Haberde, plastik atıkları Türkiye’ye gönderen İngiliz şirketlerin yasa dışı hareket ettiğine ilişkin herhangi bir iddia bulunmadığı açıkça belirtildi.
Ancak İngiliz mevzuatına göre plastik atık ihracatı yapan firmalar, gönderdikleri atıkların çevreye zarar vermeyecek biçimde geri dönüştürüldüğünden emin olmakla yükümlü.
Araştırma, asıl tartışmanın bu atıkların Türkiye’ye ulaştıktan sonra nasıl işlendiği ve çevresel sonuçlarının yeterince denetlenip denetlenmediği üzerinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.
AB KURALLARI SIKILAŞTIRIYOR
Avrupa Birliği, plastik atık ihracatı konusunda daha sıkı düzenlemeleri devreye almaya hazırlanıyor.
Guardian’a göre kasım ayından itibaren çoğunluğu gelişmiş ülkelerden oluşan OECD dışındaki ülkelere plastik atık ihracatı yasaklanacak.
Türkiye bir OECD üyesi olduğu için doğrudan yasak kapsamında olmayacak ancak Türkiye’ye yapılan plastik atık sevkiyatları da daha sıkı denetimlere tabi tutulacak.
“İNSANLAR YOĞURT KAPLARINI BAŞKA BİR ÜLKEYİ KİRLETSİN DİYE AYIRMIYOR”
Environmental Investigation Agency’den Lauren Weir ise İngiltere’nin Avrupa Birliği’nin gerisinde kaldığını belirterek Londra yönetimine plastik atık ihracatını yasaklama çağrısında bulundu.
Weir, İngiltere’de geri dönüşüm yapan insanların çöplerinin başka ülkelerde çevre kirliliğine yol açmasını beklemediğini belirterek hükümetin kendi plastik atığının sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Çevre örgütleri bu sistemi “waste colonialism”, yani “atık sömürgeciliği” olarak tanımlıyor.
İNGİLTERE: SIKI KONTROLLER ZATEN VAR
İngiltere Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı ise Guardian’a yaptığı açıklamada atık ihracatına ilişkin mevcut mevzuatta sıkı kontroller bulunduğunu savundu.
Bakanlık, İngiltere’den atık ihraç eden şirketlerin söz konusu atıkların çevreye duyarlı biçimde işlenmesini sağlamakla yükümlü olduğunu ve ülkenin plastik atık ihraç etme ihtiyacını azaltmak için yeni adımlar attığını bildirdi.
Guardian, Türkiye hükümetinden de araştırmada yer alan iddialar konusunda görüş istediğini ancak haber yayımlanana kadar yanıt alamadığını belirtti.
TÜRKİYE AVRUPA’NIN PLASTİK ATIĞININ BAŞLICA ADRESİ HALİNE GELDİ
Guardian’ın araştırmasının ortaya koyduğu daha geniş sorun ise Türkiye’nin Avrupa ve İngiltere’nin plastik atık ticaretindeki konumu.
Türkiye, son yıllarda hem Avrupa Birliği hem de İngiltere’den yapılan plastik atık ihracatının başlıca destinasyonlarından biri haline geldi.
Araştırma, geri dönüşümün bir “döngüsel ekonomi” çözümü olarak sunulmasına karşın atıkların çevresel maliyetinin ihracatçı ülkelerden daha düşük gelirli bölgelere aktarılıp aktarılmadığı sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
AB PLASTİK ATIKLARINDA YENİ REKOR: 2025'TE İTHALAT 503 BİN TONA YÜKSELDİ
Greenpeace Türkiye ve Basel Action Network tarafından açıklanan verilere göre, Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025 yılında yüzde 19 artarak 503 bin tona (503 milyon kilogram) ulaştığı ortaya çıkmıştı. Bu artışla birlikte Türkiye, AB’nin en büyük plastik atık varış noktası olma konumunu sürdürdü.
2004'TEN BU YANA 435 KAT ARTIŞ YAŞANDI
Greenpeace Türkiye, AB’den gelen plastik atık miktarının 2004 yılından bu yana 435 kat arttığına dikkat çekerek, yürütülen "Sıfır Atık" söylemi ile bu tablo arasında ciddi bir çelişki bulunduğunu belirtti. Çevre örgütü; Malezya, Endonezya ve Vietnam gibi ülkelerin geride bırakıldığı bu süreçte, dönüştürülemeyen atıkların doğaya bırakılması, gömülmesi veya yakılması durumunda ciddi kirlilik riski doğurduğunu vurguladı.
ÇEVRE VE HALK SAĞLIĞI TEHLİKEDE
Açıklamada, kontrolsüz yakılan atıkların dioksin ve furan gibi toksik maddeler yayabileceği, zamanla parçalanan mikroplastiklerin ise su, toprak ve gıda zincirine karışarak halk sağlığını tehdit ettiği kaydedildi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine de atıfta bulunularak, maruz kalınan bu maddelerin solunum ve beslenme yoluyla vücuda girebildiği ifade edildi.
BAKANLIK DENETİMLERİ VE AB'NİN YENİ DÜZENLEMELERİ
Türkiye'de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çevre Kanunu uyarınca tehlikeli atık ithalatının tamamen yasak olduğunu, izin verilen atık türlerinin ise yıllık tebliğler, uygunluk denetimleri ve kotalar kapsamında kontrol altında tutulduğunu açıklıyor.
Öte yandan Avrupa Birliği, Mayıs 2026 itibarıyla plastik atık ihracatında "önceden bilgilendirilmiş onay" prosedürünü devreye soktu. OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatı Kasım 2026'da yasaklanacak. Türkiye OECD üyesi olduğu için bu genel yasaktan otomatik olarak etkilenmese de, en çok atık alan ülkeler arasında yer aldığı için Avrupa Komisyonu tarafından özel takibe alınacak.
GREENPEACE'TEN COP31 ÖNCESİ 4 KRİTİK TALEP
Türkiye'nin 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da ev sahipliği yapacağı BM İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde harekete geçen Greenpeace Türkiye, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığına çağrıda bulundu. Örgüt; plastik ve tekstil atığı ithalatının istisnasız yasaklanmasını, yeni petrokimya yatırımlarının askıya alınmasını, plastik üretiminin kaynağında azaltılmasını ve BM Küresel Plastik Anlaşması görüşmelerinde üretim sınırlandırmasının savunulmasını talep etti.
'ÇÖP SÖMÜRGECİLİĞİ' MECLİS GÜNDEMİNDE
Guardian’ın araştırmasının yarattığı tartışmanın hemen ardından YENİ Parti Milletvekili Evrim Rızvanoğlu da Akdeniz kıyılarından gelen görüntüleri gündeme taşıdı.
Rızvanoğlu sosyal medya hesabından yayımladığı videoda Antalya Konyaaltı, Çıralı, Phaselis ve Mersin’den gelen görüntülere dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Son günlerde Akdeniz kıyılarımızdan gelen görüntüler hepimizi endişelendirdi. Antalya Konyaaltı’nda, Çıralı’da, Phaselis’te, Mersin’de… Deniz yüzeyini ve kıyıları mikroplastikler kaplamış durumda. Ve bu sahilleri kullanan milyonlarca vatandaşımız aynı soruyu soruyor: Bu denizlerde güvenle yüzebilir miyiz?”
YENİ Parti Milletvekili Evrim Rızvanoğlu
PLASTİK ATIK İTHALATI İÇİN RAKAMLARI SORDU
Rızvanoğlu, Çevre Bakanlığına sunduğu önergesinde Türkiye’nin plastik atık ithalatının boyutuna da dikkat çekti.
Milletvekili, Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarının 2025 yılında yaklaşık 503 bin tona, Birleşik Krallık’tan gelen miktarın ise yaklaşık 139 bin tona ulaştığına ilişkin verileri hatırlattı.
Rızvanoğlu, Bakan Murat Kurum’dan 2021-2025 yılları arasında ithal edilen plastik atığın ne kadarının gerçekten geri dönüştürüldüğünü açıklamasını istedi.
Milletvekili şu soruları yöneltti:
“Bu atıkların ne kadarı geri dönüştürülmüş, ne kadarı enerji geri kazanımı amacıyla yakılmış, ne kadarı depolanmış veya diğer yöntemlerle bertaraf edilmiştir?”
Rızvanoğlu ayrıca plastik atık ithalatıyla Türkiye denizlerindeki plastik ve mikroplastik kirliliği arasındaki ilişkiye dair Bakanlık tarafından hazırlanmış bilimsel etki analizi veya risk değerlendirmesi bulunup bulunmadığını sordu.
AKDENİZ’DEKİ MİKROPLASTİK SEVİYESİNİN AÇIKLANMASINI İSTEDİ
Rızvanoğlu’nun gündeme getirdiği başlıklardan biri de Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında ölçülen mikroplastik miktarı oldu.
Çevre Bakanlığına:
“Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında deniz suyu, sediment, kıyı kumu ve deniz canlılarında tespit edilen mikroplastik kirliliğinin düzeyi nedir? Son beş yılda bu kirlilikte nasıl bir değişim yaşanmıştır?”
diye soran Rızvanoğlu, sonuçların kamuoyuyla açık veri halinde paylaşılmasını sağlayacak ulusal bir izleme sistemi kurulup kurulmadığını da öğrenmek istedi.
“44 EYLEMDEN HANGİLERİ TAMAMLANDI?”
Rızvanoğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2025 yılında hazırladığı “Tek Kullanımlık Plastikler, Deniz Çöpleri ve Mikroplastikler Yol Haritası” kapsamında 44 eylem belirlendiğini hatırlattı.
Milletvekili:
“44 eylemden bugüne kadar hangileri tamamlanmıştır?”
sorusunu yöneltti.
Ayrıca son beş yılda plastik atık ithal eden geri dönüşüm tesislerine kaç denetim yapıldığını, kaç tesiste mevzuata aykırılık tespit edildiğini, kaç tesise yaptırım uygulandığını ve kaç tesisin faaliyet izninin askıya alındığını veya iptal edildiğini sordu.
“TEK KULLANIMLIK PLASTİKLERDE GEÇ KALINDI”
Rızvanoğlu önergesinde hükümetin plastik politikalarını da eleştirdi.
Tek kullanımlık plastiklerin sınırlandırılmasında geç kalındığını savunan Rızvanoğlu, depozito sisteminin yıllarca ertelendiğini, kaynağında ayrı toplamanın ülke genelinde etkin hale getirilemediğini ve yasa dışı atık dökümlerinin önlenmesi için yeterli denetim kurulamadığını belirtti.
Guardian araştırmasında da Adana’daki geri dönüşüm faaliyetlerinin çevresinde plastik atık birikintileri, tesis yangınları, hava ve su kirliliği şikâyetleri gündeme getirilmişti.
Guardian, plastik atık ihraç eden İngiliz şirketlerin yasa dışı hareket ettiğine ilişkin bir iddia bulunmadığının altını çizerken, İngiliz ihracatçıların gönderdikleri atığın çevreye uygun biçimde geri dönüştürülmesini sağlama yükümlülüğü bulunduğuna dikkat çekmişti.
SAĞLIK BAKANI’NA: DENİZE GİRMEK RİSKLİ Mİ?
Rızvanoğlu ikinci önergesini Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na sundu.
Mikroplastiklerin yalnızca çevresel değil aynı zamanda halk sağlığına ilişkin bir sorun olduğunu belirten Rızvanoğlu, Akdeniz kıyılarındaki yüzme alanlarında sağlık açısından inceleme yapılıp yapılmadığını sordu.
Milletvekili şu soruya özellikle dikkat çekti:
“Son günlerde kamuoyuna yansıyan mikroplastik kirliliği nedeniyle herhangi bir plaj veya yüzme alanı için denize girilmemesi yönünde tavsiye, uyarı veya kısıtlama kararı alınmış mıdır? Alınmadıysa gerekçesi nedir?”
Rızvanoğlu ayrıca mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin izlenmesine yönelik ulusal bir biyolojik izlem programı bulunup bulunmadığını öğrenmek istedi.
KAN, PLASENTA VE ANNE SÜTÜNDE MİKROPLASTİK BULGULARINI HATIRLATTI
Rızvanoğlu, son yıllarda yayımlanan bilimsel çalışmalarda mikroplastiklerin insan kanında, plasentada, anne sütünde ve çeşitli organlarda tespit edildiğini hatırlatarak Türkiye’de bu konuda yürütülen bilimsel çalışmaların açıklanmasını talep etti.
Hamileler, bebekler, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler açısından özel bir araştırma veya takip programı olup olmadığını da Bakan Memişoğlu’na sordu.
COP31 ÖNCESİ TÜRKİYE’NİN PLASTİK POLİTİKASI DA GÜNDEMDE
Rızvanoğlu, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’i de önergesine taşıdı.
COP31 Aksiyon Ajandası’nda “Sıfır Atık” ile “Okyanuslar ve Denizler” başlıklarının öncelikli alanlardan olduğunu belirten Rızvanoğlu, Türkiye’nin plastik atık ithalatını azaltmaya veya aşamalı olarak sona erdirmeye yönelik bir takvimi bulunup bulunmadığını sordu.
Milletvekili ayrıca COP31 öncesinde plastik kirliliğini azaltmaya yönelik yeni bir eylem planı veya mevzuat değişikliği açıklanıp açıklanmayacağını öğrenmek istedi.
İKİ DOSYA AYNI SORUYU GÜNDEME GETİRDİ
Guardian’ın Adana araştırması ile Rızvanoğlu’nun Akdeniz kıyılarına ilişkin soru önergeleri, Türkiye’nin plastik atık politikasının iki farklı boyutunu aynı anda tartışmaya açtı.
Bir tarafta Avrupa’dan ithal edilen atıkların geri dönüşüm süreci ve özellikle Adana’daki tarım alanları çevresindeki kirlilik iddiaları, diğer tarafta ise Akdeniz’de deniz suyu, kıyılar ve canlılarda mikroplastik birikiminin hangi seviyeye ulaştığı sorusu bulunuyor.
Her iki başlığın kesiştiği temel mesele ise ithal edilen ve Türkiye’de üretilen plastik atığın ne kadarının güvenli biçimde geri dönüştürüldüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve bunun insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince izlenip izlenmediği.
Rızvanoğlu açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Vatandaşın sorulara açık, bilimsel ve güven veren bir cevap alma hakkı var. Biz de denizlerimizi korumak, halk sağlığını korumak ve bu soruların cevabını almak için sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.”
