Yakın dostu Prof. Dr. Karlığa, merhum Hüsrev Hatemi'yi Karar'a anlattı: Osmanlı hayranıydı Osmanlıcı değildi...

Yakın dostu Prof. Dr. Karlığa, merhum Hüsrev Hatemi'yi Karar'a anlattı: Osmanlı hayranıydı Osmanlıcı değildi...

Prof. Dr. Bekir Karlığa: Hüsrev Hatemi, Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş, Doğu ve Batı’yı meczeden son büyük aydınlardandı. Osmanlı hayranıydı ama Osmanlıcı değildi; Türk hayranıydı, Türkçü değildi; İslam hayranıydı, İslamcı değildi. İdeolojik kalıpların ötesinde, geçmişin değerleriyle modern çağın sorunlarına çözümler üreten, tıp ilmiyle bilgeliği şahsında birleştiren müstesna bir kültür adamıydı.

Türk tıp dünyasının duayen ismi, şair ve mütefekkir Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’yi 2 Nisan’da ebediyete uğurladık. O, sadece beyaz önlüğüyle şifa dağıtan bir hekim değil; Doğu’nun irfanıyla Batı’nın bilimini şahsında meczetmiş, İstanbul beyefendiliğinin yaşayan son kalelerinden biriydi. KARAR’a konuşan yakın dostu Prof. Dr. Bekir Karlığa, yarım asırlık yol arkadaşını; Hatemi’nin ‘bilge hekim’ kimliğini, 28 Şubat’ın fırtınalı günlerindeki vakur duruşunu ve bitmek bilmeyen kültür sevdasını anlattı.

Hocam 1982 yılında Hüseyin Hatemi Bey vasıtasıyla ikizi Hüsrev Bey ile tanışmışsınız. Hüsrev Bey’in defnedildiği gün sizinle telefonda görüştüğümüzde sesiniz çok kırgındı. Nefes alışverişlerinizde dahi üzüntünüzü hissedebiliyorduk. Arkadaşlıkların elbise değiştirir gibi kısa sürdüğü modern dünyada Hüsrev Hocayla yarım asra yakın bir arkadaşlığınız, dostluğunuz olmuş. Hüsrev Beyle dostluğunuzu bu kadar muhkem ve uzun kılan neydi?

l Aziz dostum Prof. Dr. Husrev Hatemi kelimenin tam manasıyla bilge bir hekimdi. Modern hayatın aksine kendisi hekimlik ve bilgeliği nevi şahsında barındıran Cumhuriyet döneminin nadir aydınlarından biriydi. Yaşadığı dönemin hem hakimi hem hekimiydi. Hakimiydi diyorum çünkü kendisi Osmanlı’yı, Batı’yı ve Cumhuriyeti iyi bilen ve bunları birbirine meczeden bir aydın insandı. İyi bir dosttu. Dostluğunda okyanus gibiydi. Yardımını esirgemezdi. Hekimdi diyorum çünkü alanında uzman insanların hürmet edip bilgisine müracaat ettiği asrın en iyi hekimlerinden biriydi. Hastalarına sadece bir hasta gibi davranmazdı. Onlarla sohbet eder, dost olur. İç dünyalarına dokunurdu. Hekimliğine müracaat ettiğimizde yüzümüze bakar reçetemizi yazardı. Reçete yazarken pahalı ilaçların yüzüne bakmazdı. Bütçeye ve hastalığa şifa olan ilacı öncelerdi.

30kr02-bekir3.jpg
HASAN HÜSREV HATEMİ 1938-2026

‘OSMANLI HAYRANIYDI AMA OSMANLICI DEĞİLDİ’

Hüsrev Hatemi Bey kendisini Yahya Kemal, Yakup Kadri, Halide Edip, İbnülemin Mahmut Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş aydınlara yakın bir çizgide görüyor. ‘Yozlaşmadan Uzlaşmak’ eserinde “Benim tuttuğum yol olumlu uzlaşmacılık ve vatanseverliktir.” diyor. Hüsrev Bey’in kültür dünyamızdaki yerini nasıl görüyorsunuz?

l Türk ve Osmanlı kalıp Batı’yı öğrenmeye çalışan bir aydındı. Batı’yı takip eder, öğrenir ve bilirdi. Doğu’yu da iyi bilirdi. Doğu ve Batı’yı meczeden son Osmanlı aydınlarından biridir. Osmanlı hayranıydı, Osmanlıcı değildi. Türk hayranıydı, Türkçü değildi. İslam hayranıydı, İslamcı değildi. İran hayranıydı ama İrancı değildi. İdeolojik düşünmezdi. Mezhep tartışmalarına girmezdi. Bir hekim ve şair olarak bizim geçmiş değerlerimizle modern çağın sorunlarına çözüm üreten fikir emekçisiydi. Milli ve manevi değerlere sahip Yahya Kemal çizgisine yakındı. Kendisi bir kültür adamıdır. Farsça, Fransızca, Almanca, İngilizceyi iyi bilirdi. Arapçayı öğrenmediğine üzülür. Arapçayla ilgili kafasına takılan kelimelerde gecenin bir yarısı beni arar, bana sorar, birlikte uzun uzadıya kelimelerin kökeni üzerine konuşurduk. Ben de hakeza Farsçayla ilgili kelimelerde kendisine danışırdım. Son devrin 19 ve 20. yüzyıl Osmanlı bilim, sanat ve düşünce hayatına vakıftı. Türk kültür tarihi açısından Osmanlı’yı Cumhuriyet’e bağlayan bağları bilen Osmanlı düşüncesiyle modern Türk düşüncesi arasında zabit katipliğini yapmış. Eski kültüre aşina olan ve yeni kültürü benimseyen eskide kalmayıp yeniyi geliştiren Türk kültürünün en iyi temsilcilerindendi.

Batı kültürüne bakışı nasıldı peki?

l Batı kültürünü bilmeyi önemserdi. Batılı ve Batıcı olmayı reddetmezdi. Hüseyin Hatemi Bey Batıcılığı reddederdi. “Batıcılığı ve Batı’yı da bilmek gerekir” derdi. Batılı ahlakı, kültürü, insan anlayışını eleştirirdi. Ancak Batı’nın bilim, düşünce ve sanatını almamız gerekir derdi. Bizim kendi düşünce dünyamızı, Osmanlı’yı, Osmanlı aydın ve münevverlerini bilmediğimizi söylerdi. Cumhuriyetin ezberci iddialarını eleştirirdi. Cumhuriyet’in iddia ettiği gibi Osmanlı münevverinin cahil ve bilgisiz olmadığını, derinlik sahibi insanlar olduğunu söylerdi. Gençlere kültürleriyle barışık olmalarını önerirdi. Milli olmayı ve Türkçülüğü ırk mefhumunda değil Türk milletinin meziyetlerine sahip olmak olarak görürdü. Osmanlı ve modern Türk sanatının bütün derinliklerini aktaran biriydi. Çok okurdu. Okuduğunu, gördüğünü unutmazdı. Güçlü bir hafızası vardı. Berrak zihinliydi.

‘HEKİMLİK VE ŞİİR ARASINDA BİR TAPU SİCİL MUHAFIZI’

Hocam, Hüsrev Bey ‘Tapu Sicil Muhafızı’ şiirinde şiir poetikasına dair bize malumat veriyor.: “…Benim şiirim ne tüfektir... / Ne kelebek. / Ne de hâyal ülkesinin nârin bir kızıdır; / O, gözlüklü ve siyah kolluklu / Bir tapu sicil muhafızıdır ki, / Eski günler ve anıların / Tapularını saklar… şiirleri, yaşadığı modern çağın tanığıdır. Ben şiirlerini ve yazılarını okurken zihnimde şöyle bir Hüsrev Bey profili oluşuyor: Hekimlik mesleğini icra ederken zihni sürekli şiir ve düşünce üretmekle meşgul. Bu konuda ne dersiniz?

l Hüsrev Bey çok yönlü bir insandı. Mesela ironik yönü çok güçlüydü. Medrese, mektep, modern hayata dair çok fıkra anlatırdı. Her meseleyi bir fıkra ile bağlamayı severdi. Sohbetlerinde bizi o kadar güldürür ve kahkahalara boğardı ki yüz kaslarımız ağrırdı. Hüsrev Bey, Allah önce beni yarattı sonra benim kopyem olarak ikizim Hüseyin’i yarattı, diyordu. Faksın hayatımıza yeni girdiği ve herkesin faks alma modasına kapıldığı günlerde İskandinavya dönüşü bir şiirini okudu bana. Hiçbir şiiri ezberimde olmamasına rağmen o iki dize aklımda kaldı: ”Stokholm’da üç beş güzel dans ettiler / Gözümüzden gönlümüze faks çektiler” Yeni teknolojiyle alay etmeyi ve onları yazıya dökmeyi severdi. Şiirlerinde moderniteyle klasik ve metafizik duyguları alegorik biçimde dile getiriyordu.

‘FİKİR, SANAT, FELSEFE, BİLİM VE EDEBİYAT KONUŞURDUK’

Hocam yarım asra yakın dostluğunuzda Hüsrev Hoca’yla birlikte birçok çalışma, gezi, fikir sohbetleri yaptınız. Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

l Yarım asra çok şey sığdırdık. Bir araya geldiğimizde fikir, sanat, bilim, felsefe, edebiyat konuşmaları yapardık. ESAM’da 1985’li yıllarda ‘Çarşamba Sohbetleri’ yaptık. Bundan sonra ‘Heyula Toplantıları’ başlığı altında felsefi ve entelektüel içerikli sohbetler yapmaya devam ettik. Hüsrev Bey’le Eyüp-Fatih arası İstanbul’un tarihi mekanlarını gezme programları yaptık. Kendisi ziyaret edeceğimiz tarihi yerleri, şahsiyetleri, İstanbul’un fetih güzergahını bilirdi. Dindar biri olmakla birlikte dini vecibeleri yerine getirmekte aksatırdı. “Bu benim eksiğim” derdi. Ege’de Büyük İskender’in Sardis’ten başlayan Onbinlerin Yolu sefer güzergahını gezdik. Asos ve Babakale güzergahında geziler yaptık. Madra dağları üzerinden Bergama’ya inen eski tarihi yolu takip ederek Bergama harabelerini gezmeye gittik. Bergama’ya inerken şehrin üst kısmında tarihi Yıldırım Bayezit Camii’ne uğradık. Hatemi, “Bizim Orta Çağ şehrimiz işte burası, cetlerimiz antik harabelerin üstüne kendi mühürlerini vurmayı çok iyi biliyorlardı. Ne yazık ki biz bu anlayışımızı kaybettik” demişti. Bergama harabelerini ve kütüphanesini gezdik. “Bizde Ege hep Helen yönüyle ön plana çıkarılıyor, asıl onun Türk ve Müslüman cephesinin genç nesillere tanıtılması lazım” diye de eklemişti. Hüsrev Bey kendi kültürüne hayrandı. Salt bir doktor değildi. Bilgelikle tıbbı birlikte değerlendiren şair, sanatkar ve samimi gönül ehli bir insandı.

Hocam, ağzınıza yüreğinize sağlık. Hüsrev Bey’i konuşurken duygu ve düşünce dünyanız Hüsrev Bey’in hatıralarıyla bizde bir ufuk haritası oluşturdu. Hüsrev Bey’le ilgi son olarak ne demek istersiniz?

l İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk-İslam Düşüncesi Anabilim Dalı emekli öğretim üyesi ve Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. İsmail Yakıt kardeşimiz Hüsrev Hatemi merhumun vefatına aruzla düşürdüğü şiiri paylaşmak isterim:

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Vefatına
Tarihtir.

02 Nisan 2026

Tıp dünyasından bir çınar daha devrildi
bugün vâh!

Erdemliydi. Rab nasip eder “a’lâ-yı illiyîn”i

Geldi bir zat Yakut’a dedi cevher bir dütâ tarih:

“El-Kuddûs, dâhil-i cennet kıla Hüsrev
Hatemi’yi”

2893+1=2894

2894/2=1447

Hicri 1447

Yakut: Prof. Dr. İsmail Yakut

‘BENİM KEDİLERİM BAŞÖRTÜLÜ DEĞİL Kİ...’

Hocam Hüsrev Hoca’ya yaptığınız ve Hüsrev Hoca’yı da zor durumda bırakan ‘Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yılı’ sempozyumunuz var. Burada yaşadığınız sorun neydi?

l Masraflarını Goethe Enstitüsü’nün karşıladığı ‘Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yılı’ programını gerçekleştirdik. Hüsrev Bey’in programın gerçekleşmesinde çok emeği oldu. Programda ikimizi üzen bir olay yaşadık. Hüsrev Bey’in okul arkadaşı ve meslektaşı olan ve dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, İstanbul Üniversitesinden sempozyuma davet ettiğimiz Sayın Prof. Dr. Ahmet Ağırakça’nın konuşma yapmasına engel oldu. “Bunu silin” dedi. Alemdaroğlu, Ağırcakça’nın sempozyumda konuşmacı olması halinde İstanbul Üniversitesi’nin katılımını engelleyeceğini ve Hüsrev Bey hakkında tahkikat başlatacağı tehdidinde bulundu. Dönem Alemdaroğlu’nun borusunun öttüğü 28 Şubat dönemiydi. Hüsrev Bey sempozyumun yapılmasını çok istiyor ve iptal edilmesine üzülüyordu. Biz Sayın Ağırkaça’ya durumu bildirdik ve kendisi katılmaktan vazgeçince sempozyumu gerçekleştirdik. Sempozyum çok ilgi görüp hayli fayadalı oldu.

28 Şubat sürecinde Hüseyin Hatemi Bey İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu tarafından hakkında soruşturma açıldı ve İstanbul Üniversitesindeki görevinden atıldı. Hüsrev Bey 28 Şubat sürecinde sorun yaşadı mı?

l 28 Şubat döneminde Alemdaroğlu, başörtülü öğrencileri üniversiteye alıyor ve onları koruyor diye Hüseyin Hatemi Bey hakkında tahkikat başlattı. Sonra Hüseyin Bey’in kedileri besleyip devlet malına zarar vermesinden dolayı da soruşturma başlattı. Hüseyin Hatemi Bey, kardeşi gibi entelektüel zeki ve lafı gediğine koymakta mahir biridir. Hüseyin Bey savunmasında “Benim kedilerim başörtülü değil ki” ironisiyle dönemin despot saçmalığına cevap verdi. Hüseyin Bey üniversiteden atıldıktan sonra Hüsrev Bey’e istihbarat bilgileri gelirdi. “Kardeşin üniversiteden atıldı, sen de atılacaksın” deniliyordu. Kardeşinin çektiğinden üzüntü duyuyor ve büyük rahatsız hissediyordu. O dönemler meyustu. Kendisini sıkıntılı görünce yanına gittim. üniversite odasındaki adamı gösterip, “Bu adam benim üniversiteden atılacağımı söyleyip duruyor” dedi. Hüsrev Bey kimseyle kavgaya polemiğe girmez. Hekimlik mesleğini layıkıyla yapar. Kimseye yük olmaz. Herkese yardım eder. Diyabet ve guatr hastalığında akla gelen ilk hekimlerdendi. Okuyan, düşünen, fikir üreten, yazan bir insandı. Kendisiyle Beyoğlu’na çıkıp konuştuk. Sıradan insanlara ve malayani sözlerine kıymet vermemesi gerektiğini, kendisinin devlete millete faydasının dışında bir olumsuzluğunun olmadığını ve daha birçok şey konuşup rahatlamış olarak oradan ayrıldık.

30kr02-bek.jpg
Bekir Karlığa

BEHÇET NECATİGİL ŞİİRLERİNİ BEĞENMİŞ AMA YAZMAMIŞ

Hüsrev Bey ‘Ömür Süvarisi’ otobiyografisinde manidar bir olaydan bahseder. Behçet Necatigil’e ‘Akşam Gümrükçüleri’ kitabını verir. Değer verdiği Necatigil’in kendi şiirleri hakkındaki fikrini merak eder. Olayı kendi ağzından aktarayım: “Bir yıl sonra Demirtaş Ceyhun bana dedi ki senin Behçet Necatigil‘e şiir kitabını verdiğin hafta biz onunla bir akşam sofrasında bir araya gelmiştik. Behçet Necatigil bana ‘Hatemi‘nin şiirlerini beğendiğimi bir yerlerde yazamam. Çünkü Hatemi sağcı şiir dergilerinde yazıyor, soldan eleştiri alırım’ dedi. Sizler bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

l Hüsrev ve Hüseyin Hatemi Beyler üniversite yıllarından beri Hareket dergisine giderlerdi. Hüseyin Bey’in Hazreti Ali ve Muaviye konusunda Nurettin Topçu Bey’le araları açılır ve gitmez. Hüsrev Bey, Hareket dergisi ve onun devamı niteliğinde olan Dergah dergisinde Beşir Ayvazoğlu, Mustafa Kutlu ve İsmail Kara Beylerle devam etti. Sol kesim Hüsrev Bey’e muhalifti. Bir Hüsrev Bey insani ilişkilerinde bizim kültürümüze medeniyetimize düşman olanlara kapalıydı. Dindar biri değildi ama kültürel anlamda kadim kültürümüzden tavizi yoktu. Hüsrev Bey’in kimseye müdanası yoktu. Etliye sütlüye karışmazdı. Hassas bir insandı. Kimseye yük olmak istemezdi. Naif bir İstanbul Beyefendisi’siydi. Zeki bir insandı. Aynı anda iki işi yapabilir pratikliği vardı. Sohbet esnasında elini kafasına vurur o anda kafasında geçenleri aruzla mısralara dökerdi. Kendisi gençlerin aruzu anlamamasından dolayı yaşadığı dönemin modern şiirini yazdı. Şiirlerinde çağının tanıklığını yaptı. “Gençlerin anlayacağı tarzda şiir yazmak lazım”, derdi. Birlikteyken benim eski şiirden haz aldığımı bilir. Bana Fuzuli’den ve Osmanlı şiirinden ezberinde bulunan şiirleri okurdu. Dediğim gibi güçlü bir hafızası vardı. Modern dünya şiirine de hakimdi. Çok okur ve okudukları üzerinde kafa yorardı. Farsça ve Fransızca de şiirler yazardı. Bende aruzla yazılmış kırka yakın şiiri vardır.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN