Uzun ömür denince akla genellikle sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve güçlü sosyal bağlar geliyor. Ancak Science dergisinde yayımlanan yeni araştırma, bu tablonun düşündüğümüzden farklı olabileceğini gösteriyor. Çalışmaya göre yaşam beklentisi yalnızca çevresel koşullar ve yaşam tarzına bağlı değil; genetik etkiler yüzde 50’nin üzerine çıkabilir.
Danimarkalı yaşlanma araştırmacısı Morten Scheibye-Knudsen, bu bulgunun uzun süredir hakim olan “yaşam süremiz tamamen bizim elimizde” düşüncesine güçlü bir düzeltme getirdiğini belirtiyor.
ESKİ HESAPLAMALARDA KRİTİK HATA
Önceki araştırmalar genlerin yaşam süresindeki etkisini yüzde 10–25 aralığında değerlendiriyordu. Ancak bu çalışmaların önemli bir eksikliği vardı: Kazalar, salgınlar veya şiddet gibi genetik olmayan ölüm nedenleri yeterince hesaba katılmamıştı.
Yeni çalışmada Danimarka, İsveç ve ABD’den kardeş verileri yeniden analiz edildi. Matematiksel düzeltmelerle yapılan hesaplamalar, genetik etkinin çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
GENLER GÜÇLÜ AMA HER ŞEY DEĞİL
Araştırmacılar, bu sonuçların yaşam tarzının önemini ortadan kaldırmadığını özellikle vurguluyor. Uzmanlara göre genetik mirasımız bizi belirli bir “yaşam aralığına” yerleştiriyor, ancak alışkanlıklarımız bu süreyi yaklaşık 20 yıl kadar değiştirebiliyor.
Sigara kullanımı ortalama 7 yıl, sağlıksız beslenme 10 yıla kadar, hareketsiz yaşam ise yaklaşık 7 yıl kayba yol açabiliyor.
YAŞLANMA ARAŞTIRMALARINDA YENİ DÖNEM
Bilim insanları, uzun yaşayan ve ciddi hastalık geliştirmeyen kişilerin genlerinin incelenmesinin yeni tedavilerin kapısını açabileceğini düşünüyor. Bu bulgular, genetik araştırmaların geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Sonuç olarak uzmanlara göre tablo net: Genler güçlü bir rol oynasa da, uzun ve sağlıklı bir yaşam için yaşam tarzı seçimleri hâlâ büyük önem taşıyor.
