‘Sanal itibarsızlık’ estetik bağımlılığına sürüklüyor

‘Sanal itibarsızlık’ estetik bağımlılığına sürüklüyor

Sosyal medyadaki filtreli uygulamaların ve beğenilme arzusunun tetiklediği estetik çılgınlığını KARAR okurları için kaleme alan Psikomod Akademi’den Klinik Psikolog Hatice Keltek: “Gerçek sosyal ilişkiler içerisinde olamayan, gerçek kendiliğini oluşturamamış bireyler giderek yalnızlaşıyor, beğeni ve takipçi sayılarına göre ‘sanal itibarsızlık’ boşluğunda savruluyor."

HATİCE KELTEK

Güzellik, ilk çağlardan günümüze kadar uzanan ve zamanın ruhuyla birlikte sürekli değişime uğrayan bir kavram. Orta çağda 18’inci yüzyıla kadar kadınlar kirpiklerine şekil vermiyor, geniş alınlı olabilmek adına saç çizgilerini geriye almak için saçlarının ön kısmını tıraş ediyor, kaşlarını ve kirpiklerini de tamamen kazıyarak kendilerini güzel hissediyorlardı. Kadınların güzellik amacıyla farklı kültürlerde de bedenlerinde farklı şeyler deneme örnekleri var: Çin’de küçük yaşta kız çocuklarının ayak kemiklerini kırarak çok ufak boyutta ayakkabılara sokmak ve ayak büyümesini engellemek amacıyla yapılan bir uygulama olan lotus ayak kadınların ayaklarının 8 cm kalmasına sebep oluyordu. Tüm bu acılar ise, daha çok beğenilme, iyi bir eş bulma ve statü edinme gereği olarak çekiliyordu. Çağımızda ise teknolojik gelişmelere bağlı olarak, sosyal görünüş kaygısını etkileyen dış faktörlerden biri olan sosyal medya, bireylerin karşılıklı etkileşimine dayanan çevrimiçi bir araç olarak kendilerini gizleyebildikleri, anonimleşebildikleri ve olmak istedikleri ideal benlikle -mış gibi davranabildikleri bir alan.

Sosyal medyada kullanılan filtre ve efektler yoluyla istedikleri görünümü elde edebilen bireyler, bu görüntüleri birbirleriyle paylaşıp beğeni alarak daha fazla etkileşim içerisindeler. Var olduğu halleriyle oluşturmaya çalıştıkları imaj arasındaki açıklık arttıkça, diğer insanlar tarafından olumsuz değerlendirileceği ve küçük düşürüleceklerine dair duydukları kaygı da artıyor. Ve bu bireyler zaman içinde yaşadıkları hoşnutsuzlukla ‘yapay görsellerine’ benzemek için estetik işlemlere yönelebiliyor. Geçmiş zamanda gladyatör dövüşlerinde tribünlerdeki izleyenler arenada yerde yatan mağlup olan kişinin yaşama devam kararı olan baş parmak yukarı ‘beğen’ sembolü ya da ölüm kararını verdiklerinde baş parmaklarını aşağı çevirdikleri ‘beğenmeme’ işaretinin sosyal medyada da kullanılır olması son derece manidar. İnsanların ‘sosyal medya arenası’nda tutunabilmeleri, sanal dünyanın kuralları içinde biçimlenen fenomenlerin oluşturduğu bu ‘sanal cemaatlerin’ algı standartlarına uyum sağlamakla mümkün hale geliyor.

Gerçek sosyal ilişkiler içerisinde olamayan, gerçek kendiliğini oluşturamamış bireyler, sosyal kaygıları da varsa giderek yalnızlaşıyor, beğeni ve takipçi sayılarına göre ‘sanal itibarsızlık’ boşluğunda savruluyor. Sanal arenadaki jürinin ölçütlerine göre kendisini beğenilmeye değer gören insan bir illüzyon içerisindedir. ‘Snapchat dysmorphia’ (Ayna Hastalığı) dediğimiz bu durum, fiziksel olarak herhangi bir problemi olmamasına rağmen, bedeninde belli bir bölgeye veya bazı bölgeler üzerine aşırı şekilde odaklanıp kusur bulan, bu konuda aşırı düşünmeyi durduramama durumudur. Bu durum ‘snapchat’ uygulamasındaki gibi birtakım filtreler kullanılarak aynaya yoğun bakma ya da devamlı selfie çekimi yaparak kendini kusurlu görme arttığında kişinin psikolojisi açısından sıkıntılar oluşturabiliyor.

DEĞERSİZLİK DUYGUSU TETİKLİYOR

Bu durumun altında yatan sebeplere baktığımızda, yoğun sosyal medya kullanımı sonucunda kişinin sosyal medyadaki çok bakımlı ve estetik yönden ‘kusursuz’ olarak görülen takipçi sayısı yüksek fenomenlere devamlı odaklanması, hissettiği yoğun yalnızlık, sosyal temastan kendini alıkoyması, geçmiş yaşam travmaları, çocukken kendi akranlarından gördüğü zorbalıklar, aile içerisinde açık iletişimin olmaması, görüntü ve davranışları konusunda aşırı eleştiriye maruz kalma, takıntılı düşüncelere sahip olma, yoğun değersizlik duyguları gibi unsurlar yer almaktadır.

HAYALİ KUSURLAR ‘BAĞIMLILIĞI’ GETİRİYOR...

Gerçek fizyolojik sebeplerin olmadığı, sağlıklı olmaya engel teşkil eden bir durumun olmadığını düşünürsek, kişi benlik bilincini oluşturamadıkça, kendi içsel meselelerini çözemedikçe ve yaşamla barışık olmadıkça iç dışa yansıyacak kendi bedeninde kusur arama, tatmin olamama hali bitmeyecektir. Olumlu algı içten dışa doğrudur; bireyler aslında cerrahi işlemlerle iyi hissedeceklerini düşünürken, işlem sonrasında psikolojik sorunları çözülmediğinden ameliyat olmak noktasında istek ve çabaları devam edebilmektedir. Kişinin görünüşteki gerçek ya da hayali kusurların saplantılı bir hal sonucu devamlı estetik yaptırması bağımlılıktır. Kişinin kendini bu kadar beğenmemesinin altında yatan dinamiklerin terapide çalışılması önem kazanmaktadır.

EVE KAPANMA, KAYGI BOZUKLUKLARINA DİKKAT!

Kişinin beğenilme, görülme, onaylanma isteği belli sınırlarda normaldir; fakat devamlı onay ve beğenilme noktasında takıntılı davranışlar gösteriyorsa bu durum artık öz yetersizlik ve öz denetimsizlik ile ilgilidir. İçsel kaynaklar doğru kullanılamadığından kişiyi sürekli dışsal değerlendirmelerin etkilerine açık hale getirir. Kişinin kendini devamlı kusurlu hissetmesi tedavi edilmediğinde toplumdan kendini çekmesine, eve kapanmasına, kaygı bozukluklarına, obsesif kompulsif bozukluklara, tik bozukluğuna, kaçınmalar sonucu farklı bağımlılıklara, depresyona sebep olabilmektedir. Bu belirtilerin görüldüğü kişilerin durumu ilerlemeden psikolojik destek alması son derece önemlidir.

Öne Çıkanlar
YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN