Bilim insanları, gelişmekte olan fare embriyolarını inceleyerek gastrulasyon adı verilen erken gelişim aşamasına odaklandı. Bu dönemde iki ayrı sinirsel öncül hücre grubunun ortaya çıktığı belirlendi.
Beynin gelişimi sanılandan farklı olabilir.
Bilim dünyasında uzun süredir beynin tamamının embriyonik gelişim sırasında aynı öncül hücre grubundan meydana geldiği düşünülüyordu. Yeni bulgular ise beynin farklı bölümlerinin gelişimsel geçmişlerinin daha erken aşamalarda birbirinden ayrıldığını gösteriyor.
Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmada beynin ön bölümü bilinç, dil ve soyut düşünme gibi karmaşık işlevlerde rol alırken, arka bölümdeki yapılar solunum, kalp ritmi, uyku ve açlık gibi hayati işlevlerin düzenlenmesine katkı sağlıyor. Arka beyin nöronları ayrıca konuşma ve yutma gibi işlevlerde görev alan kasların kontrolünde de rol oynuyor.
Science dergisinde yayımlandı: Beyin 50 yaşından sonra kabuk değiştiriyor
ALS VE SMA ARAŞTIRMALARINA KATKI SAĞLAYABİLİR
Araştırmanın önemli sonuçlarından biri, ALS ve SMA gibi nörolojik hastalıkların laboratuvar ortamında daha ayrıntılı incelenmesine yönelik yeni bir imkan sunması.
Beyin sapındaki bazı nöronların canlı hastalardan araştırma amacıyla alınamaması, bu hücrelerin doğrudan incelenmesini zorlaştırıyor. İnsan arka beyin nöronlarının laboratuvarda üretilebilmesi ise hastalık sırasında bu hücrelerde meydana gelen değişimlerin araştırılmasına yardımcı olabilir.
Araştırmacılar ayrıca arka beyindeki bazı sinir ağlarının açlık ve enerji dengesiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor. Bu mekanizmaların, semaglutid gibi kilo kaybı tedavilerinin etkilediği süreçlerle de ilişkili olduğu ifade ediliyor.
Unutkanlık başlamadan 20 yıl önce beyinde başlıyor: Alzheimer tanısında yeni dönem!
SONRAKİ HEDEF OMURİLİK
Bilim insanları bundan sonraki çalışmalarda omuriliğin embriyonik gelişim sırasında hangi hücresel kökenden oluştuğunu araştırmayı planlıyor. Ayrıca ALS ve SMA’nın arka beyin nöronlarını nasıl etkilediğinin daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılması hedefleniyor.
Araştırmacılara göre elde edilen bulgular, söz konusu hastalıkların laboratuvar ortamında modellenmesi ve gelecekte yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi için kullanılabilecek bir araştırma zemini oluşturabilir.
