Back To Top
Yunus Emre’nin izinde

Yunus Emre’nin izinde

 - Son Güncelleme: 16.09.2019 Pazartesi 09:50
- A +

Bu ismi, bugünkü gibi kısa hecelerle ve kalın söylemezdik eskiden. İlk hece uzun ve son hece ince, yani: Yûnüs! Bizim odunsuluğumuz yanında, atalarımızın inceliğine bakar mısınız?

Yunus Emre’yi zâhiren bilmeyen yoktur, merak eden çoktur, gerçek mânasıyla bilen ve hele anlayan pek yoktur! Bilenlere, anlayanlara selâm olsun!

Biz her şeye rağmen merak edenlerdeniz. Ne zaman karadan Bursa yoluna düşsek, İzmir’e gitsek, Isparta’ya, Burdur’a, Antalya’ya yönelsek… Sivrihisar’a yaklaşırken “Yunus Emre” okunu görürüz. Bu ok bizi Yunus Emre’nin kabrine, köyüne davet eder.

Bunca yıl geçtik o yollardan, bir türlü davete icabet edemedik! Daha fenası, eski tarz demiryolu seyahatlerimizde kim bilir ne kadar gelip geçmişiz buradan, çünkü TCDD kayıtlarında Yunus Emre Ankara’dan 170. Kilometre mesafede bir istasyon!

Esasen istasyonun adı Sarıköy’dü.

20. yüzyılımızda Köprülü Fuad’ın Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı ile yeni bir hayata başlayan Yunus Emre, tekkelerin kapatıldığı, mezar-türbe ziyaretinin men edildiği bir devirde sistemle istihza edercesine büyüdü. O bir tekke şairi idi, esasında dervişti hatta şeyhti! Anadolu’da Türkçe’nin büyük başlangıcını yapan şairdi! Hiç şüphesiz piramidin tepesinde o vardı.

Onun eskiden halk nezdinde, tekkelerde, dergâhlarda yaygın olan şöhreti, Türkçecilik sayesinde aydınlara da sirayet etti. Tabii onu bağlamından kopararak benimsemeye çalıştılar. Yunus Emre ile ilgili bilgiler yaygınlaştıkça, Divan’ının baskıları yapıldıkça, şiirleri ezber okundukça bu şahsiyeti mahallen benimseme çabaları da arttı. Zaten ülkemizin birçok yerinde ona izafe edilen kabir veya makamlar vardı.

Bunlar içinde Sarıköy’deki harab mezar-türbe ve zaviyenin Yunus Emre’ye ait olabileceği kanaati ağır bastı.

Böylece ne oldu? Yunus Eskişehirli oldu!

Dedem yaşarken, yani 1920’lere kadar Sarıköy Eskişehir’in köyü değildi.

“Ankara’ya 170 kilometre” dedik ya, Ankara’nın bir köyü idi Sarıköy! Ankara’nın Mihalıçcık kazasına bağlı bir köy, istasyonu olan bir köy. Sarıköy istasyonu Mihalıçcık kazasının istasyonu idi!

Ankaralı Yunus Emre’ye selâm olsun! Tevekkeli değil, annem Yunus ilahilerini dilinden düşürmezdi!

Neden bahsi Ankara’ya getirdik? Bu idarî taksimatlara filan kapılarak Yunus Emre’ye sahip çıkmak veya çıkmamak akıl kârı değil. Onu bir yere raptetmek yerine, hepimizin gönlüne dokunan bir şahsiyet olarak benimsemek en doğrusu.

Yine de Yunus Emre’nin kabrini görmeye gittik…

Yunus Emre için arz üzerinde işaret edilmiş bir yeri görmek arzusunu gerçeğe tahvil etmek için aziz Mustafa Özçelik’in ısrarlı davetleri gerekliymiş demek ki. Ankara’dan, İstanbul’dan, Bursa’dan, Eskişehir’den şairler, yazarlar, ilim ve fikir adamları yola çıktılar ve Yunus Emre’nin kabrinin bulunduğu, şimdi adıyla anılan yere geldiler…

İşte hikâyenin başladığ yer. “Modernleşme” hikâyemizin farklı bir anlatımı bu...

Tekkelerle birlikte türbeler, kabirler de kapatıldı. Ziyaret yasaklandı.

Mezar “ziyaret yeri” demektir. Bütün türbeler, kümbetler, kabirler mezardır. Mezar neden ziyaret edilir? İbret almak için. Dünyadaki gidişatımızı doğru kavramak için ziyaret edilir bu kabil yerler. Bir de tarihten hisse çıkarmak için.

Yunus Emre’nin Sarıköy’deki maruf mezarı harab halde idi. Demiryolu ile nerede ise bitişik bu mezarı biraz öteye taşımak fikri kabul gördü. Bunun için çalışanlar oldu. Öyle bir zaman ki, türbe ile kabirle uğraşmak belâlı iş. Bir çeşme yapılacaktı ve onun vesilesi ile Yunus’un kabri de çeşmenin arkasına nakledilecekti…

Yetmiş sene önce, 1949’da çeşmenin açılışı yapılırken kabir de o biraz yüksek yere nakledildi. O zamanın şartlarında duyuru yapılmadan, davet olmadan yirmi bine yakın vatandaş kabrin bulunduğu yeri doldurdu. Birkaç gün önceden gelip bu hadiseye şahid olmak isteyen vatandaşlar vardı. Ve tabut o kısa mesafeye izdiham yüzünden saatler içinde taşınabildi.

Çeşme mi? O da açıldı elbette…Fakat suyu yoktu! Müteşebbislerin su getirmeye gücü yetmemişti. 6 kilometre mesafeden suyu getirebilmek için 86 bin 119 liraya ihtiyaç vardı. Bu aynı zamanda içme suyu olmayan Sarıköy’ün içme suyu olacaktı!

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 16 Eylül 2019 14:26
Yazar ilk defa adam gibi bir adama sahip çıkıyor istemeye istemeye, cumhuriyetin ilk dönemlerine çatma niyetiyle de olsa.
Hz Yunus Emre. Mübarek. .bugün bile Molla Kasimlar, Vehhabiler, İşid, Postmodern ilahiyatcilar, Yobazlar vb Mesafeli ...aslinda YUNUSUMUZ onlara mesafeli. O Karanlik dunyalarında Ne işim var der gibi YUNUSUMUZ. ..:)))...Ehl i İrfan olan anlar. Kiyamete Kadar böyle olacaktır. .zor işler :)))..nasipsizlik. ne yapalım. .Bizim BAŞIMIZIN TACI. Hz Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaslar, Niyazi Misriler. Aşık Veyseller. Biz Onlarsız YAPAMAYIZ. Gonul dunyamiz çorak ,çöldur. Sefeatlerini Niyaz ederiz. Erenlerimizin. !.
musto 16 Eylül 2019 13:54
Yunus, Veysel ,Karacaoğlan , Hoca Nasrettin , Köroğlu , vd. Bunlar coğrafyamızın büyük değerleri.Zulmü, Hakkı, Hicvi , her dönem ve devirde,görüp yaşayanların kendi adlarını kullanamayıp onlarda yaşasalardı böyle düşünür böyle söylerlerdi diyen düşünen insanların Dünyası.
KARAR OKURUMürsel 16 Eylül 2019 13:53
Üslubu beyan aynıyla insan.hz Yunus Emre yazdıklarında ayan beyan görülen insan.Rh.
iyildiz 16 Eylül 2019 13:38
Üstad, Yunus Emre Türbesi Aksaray-Ortaköy-Sarıkaraman'da da var... Tapduk Emre Türbesi da.... Hacı Bektaş da yakınında... Bunlar bir araya gelince daha doğru ve mantıklı olanın Aksaray'daki Türbe olduğu gerçek olan değil mi...
Ali rıza 16 Eylül 2019 12:43
Dilinize sağlık , Bizim Yunus’un bir alevi dedesi olduğunuda belirtmekte fayda var , hatılatmak istedim .dincilerin bilmesini istedim,
ibrahim 16 Eylül 2019 14:15
4
o saçmalık iftiraya nereden vardın, anlaşılır iş değil ! Ama sizin Yunus, bizim bilmediğimiz başka birisiyse o ayrı konu. Yunus Emre merhum, itikadı sağlam, Hz. Ali'ye de muhabbeti olan bir ehl-i sünnet müslümanıdır. Eserleriyle ve hayatıyla ma'ruf bu muhterem zat, milletimizin kıymetli tasavvufi dervişanından ve halk edebiyatının şahikalarındandır.
Izninizle..Kabe ı Şerife her taraftan gidilir. Dört yönden ve Her Hak neşeyle, Hz Yunus Emremızı Kabenin içinde farz edersek ki (Oyledir) YÖNÜ YOKTUR. ..Her yönü Kıbledir . .Sünni, Alevi olsada,olsanda,olsakta değişmez. :)))..Maksad İSTİKAMET üzere olmaksa. !..Araçlar değil Amaç Önemlidir. Acizane. .
KARAR OKURU 16 Eylül 2019 12:45
İçi içine sığmayan, yer gök kendisine dar gelen Yunus'umuzu, bir tekke mensubu sanmak/saymak, onun kafeste yaşayacağını vehmetmektir ki, ya-şa-ya-maz. Yunus’umuz, cebinde uyuşturucusu, heybesinde şarabı, ömrünü yalın ayak başı kabak seyrüseferde geçirmiş bir Türkmen Melami’sidir. D. Mehmet Doğan zihniyetindekiler, bugün onu görselerdi, taşa tutarlardı. Kabrine nur yağsın.
:))))...Yoldaşımiydin. sende koy cebine o dediklerini o zaman Şöyle bir kaç söz. Erenler. .ama Neyzen Tevfik Mübarek öyleydi. :) Ot ve Alkol ile yaşadı. Fakat asla SARHOŞ olmadı. :))))..(bilinen manada )...irfanı olan anlar. !..Sonra Melamiligin lugat manasında kalmayalım. (Serserilik degildir) Hz Selman ı Farisyie gider o yol. !.Bilenler konuşmaz,(ulu orta) Bilmeyenler konuşur. Hep böyle olmuştur. Ne Hikmetse. !.
KARAR OKURU 16 Eylül 2019 15:52
1
Otu ve şarabı ve dahi Melamiliği Yunus'umuz için bir ar olarak söylemedim muhtefi! Sevgili Neyzen'imiz de Yunus'la aynı kumaştan. Maşallah, sırra vakıf olmuşsun. Evet, önemli olan sarhoş olmamak. :)
Tabi ki. Hak Neşeyiz :))..Neşe, Neşen varsa Sırrında vardır. :))..! .çok basit bu..bak etrafina görebilirsin.:) Molla Kasim vb nese olmaz..Çok biliyorlar cunku..:)) Ezotorik Takilmiyoruz. .Kısaca Merhamet, Neşe varsa insanda. Değerlidir. Değerlisin. Melami Büyükleri Baş verdi, (Hz Hamza Bali,Beşir Aga,İsmail Masukiler vd ) Hak Neseden dönmedi .nerde kaldı ki. Kokmuş Üzüm suyuna Esir olsun. .Heyhat :))
KARAR OKURU 16 Eylül 2019 05:49
Türkçe'yi yaşatan, geliştiren ve koruyanlardan Allah razı olsun. Yoksa Arapça'yı kutsal bilenler milletin dilini toptan Arapça yapmıştı. Yazar tekkelerin kapatılmasına dokunduruyor. Bu gün bile türbelerde yatanların, şıhların, şeyhlerin aracı yapıldığı, şirk katkılı inançla başedilemezken Atatürk'ün o dönemde buraları kapatması en doğru hareketti.
Kabenin Dibinde olsan ve Sadece O Taş Duvara Yalvarsan ne olur. :)))..Karmakarışık olmuşsunuz. :))..Turkiyenin ilk Atom Muhendislerinden Hak Asigi Dervis Rahmetli (Cumhuriyet Donemi) biri mesela Feyzi nereden. ?..Dervişler hep vardı. Hep olacaktır. Fakat Belesci Berduslarin, Serserilerin ,Yobazlarin Geçim yolu yaptığı Tekkeler vb başkadır. Onlarda olacaktır. Altının SAHTESİ olduğu gibi. :)))..Saygılar. .
Evet Türkçenin zirvesiydi,Selçuklu sarayının değil yunusun yazdığı dil yaşadı,devamında fuzuli,şah ismail,nesimi,pir sultan beslemeye devam ettiler,tabi onların zamanında'da başka bir saray vardı! Türk milleti varsa bunda Önce Yunusun,sonra büyük ozanların payı büyüktür.Türkçeyi bayrak yapanların ruhları Şad olsun
Eyvallah. En.MUTLU olduğum. Kendimi buldugum o Yüce BILGELERİN yolu. Sırları Ali olsun, Menzilleri Mübarek olsun. ANADOLUYU TEKRAR MANEN DİRİLTECEK olan yine bu Yoldan gelip ,yol açacak Erenlerdir......Yobazların,Molla Kasimlarin,Beşeri Ideologlarin,Irkçı etnik faşistlerin, ,Vehhabi,Yanmaz kefenci vb Tayfalarin...dogmatizmi FELAKETTİR. .Şerlerinden Yaradana siginirim. Igne deliği kadar Fırsat vermesin. AMİN. ..
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN