Maliye politikasına eleştirel bakış!

Türkiye'de ekonominin değerlendirilmesi henüz istediğimiz geniş yelpazede yapılamıyor. Başarı diye gösterilen gelişmelerin aslında ekonomik sistemde tahribatlara yol açtığını veya başarısızlık olarak görülen sonuçların da sistemi ayakta tuttuğunu pek irdeleyemiyoruz.

Mesela, bütçe dediğimiz zaman maalesef sadece sonuca bakıp değerlendiriyoruz. Devlet bütçesi fazla verdi mi herkes çok mutlu oluyor. Ama arka plana pek bakılmıyor.

Veya faizleri değerlendirirken sadece oranlara bakıyoruz. Ucuz kredi imkanı doğduğunda kimse perde arkasındaki diğer tehlikeleri görmek istemiyor.

Hatta istihdam örneği de keza öyle. İstihdam artınca, daha çok insan iş bulunca sanki her şey tamam gibi bir sonuç algılanıyor.

Oysa işin rengi hiç de öyle çok parlak olmayabilir.

Gelin doğru bildiklerimizi biraz daha derinden irdeleyelim.

İstihdamdan başlayalım.

İstihdam artışı gerçekten her sorunu hallediyor mu? Eskiden ekonomide 100 oranlık büyümede 25 oranlı istihdam artışı sağlanırdı. Yani yatırım ve refahın ücretlere düşen payının artması için bir alan açılması gerekiyordu.

Şimdi öyle değil.

Artık büyüme olmadan istihdam artabiliyor. Veya 100 birimlik büyüme karşılığında yine 100 birimlik istihdam oluşuyor.

Peki, ekonomik büyüme olmadan istihdam artışı sürdürülebilir mi?

Şöyle ifade edelim: Ekmek sabit iken sofraya yeni gelenler var ise o zaman sofradaki ekmek paydaşlarının payı azalmaz mı? Veya büyüme olmadan istihdam artıyorsa teknolojik gelişmeyi içeren bir büyüme dönemi mi bitti?

Büyüme olmadan istihdam artıyorsa ülkede artık fabrikalar değil, cafeler-oteller iş yapıyor demektir. Sonuç olarak ekonomik büyüme olmadan istihdam artıyorsa ekonomimiz büyümüyor, tersine geriliyor-yozlaşıyor da diyebiliriz.

Şimdi de faize bakalım.

Faiz oranı düşünce tüm sorunlar halloldu sanıyoruz. Oysa tam tersine düşük faiz de yüksek faiz gibi ekonominin dengelerini bozabilmektedir. Düşük faiz rant yaratabilir ve sermayenin verimlilik oranını aşağı çekebilir.

Benim için asıl sorun faizin oranı değil aslında kendisidir. Ekonominin her kanalı, her çarkı faize bağlanırsa asıl sorun orada başlar. Ve bir yerde tıkanırız ki, şu sıralar bunu yaşıyoruz.

Hadi bugünün asıl sorununa gelelim: Bütçe veya maliye politikasına bakalım.

Başbakan Ahmet Davutoğlu Ak Parti kongresinde mesaj verdi: Emeklilere zam yapılacak.

Memurlara toplu sözleşme ile enflasyonun üzerinde zam yapıldı ve sıra emeklilere geldi. 100 lira seyyanen zam ve bayramda ikramiye zaten gündemde yer alıyor.

İyi de bu paralar nerden veriliyor? Tabii ki devletin bütçesinden.

O zaman gelin 2014 genel bütçesine bakalım.

Devlet geçen yıl 675 milyar 762 milyon TL piyasadan para toplamış. Geçen yıl GSYH'nın 1 trilyon 747 milyar 362 milyon TL olduğunu düşününce devletin ekonomideki ağırlığını daha iyi anlayabiliriz. 675 milyar liralık genel bütçe demek GSYH'nın 38,7 lirasını devlet kullandı demek oluyor.

Peki, devlet 675 milyar 762 milyon lirayı nerelerden ve nasıl toplamış?

362 milyar 433 milyon TL vergi olarak.

167 milyar 777 milyon TL sosyal güvenlik primi olarak

43 milyar 479 milyon TL teşebbüs ve mülk geliri olarak

53 milyar 891 milyon TL faiz ve cezalardan

ve diğer gelirler olarak 9 milyar 680 milyon TL.

Ya bu para nerelerde harcanmış?

Sadece 300 milyar TL emekli maaşları dahil transfer harcamalarında.

Ve 147 milyar 465 milyon TL memur giderlerine harcanmış.

Konsolide genel yönetim bütçesi sadece -21 milyar 653 milyon TL açık vermiş. (Bütçe açığı GSYH'nın sadece yüzde 1,2'si)

Batı ülkelerinde bütçe açığının GSYH'ya oranı yüzde 3-4 hatta 7-8 gibi aralıklara dayandığı düşünülürse cüzi bütçe açığımızı büyük başarı görebilirsiniz. Ve kamuoyuna da öyle sunuluyor zaten.

Oysa işin rengi hiç öyle değil. Bir bütçe yönetimi sadece açık veya fazla ile övünülecek anlayış ile idare edilemez.

Maliye politikası "dar düşünce" ile ele alınamaz.

Devlet bütçesi iki ana temel amaca hizmet eder.

1-Sosyal adaleti sağlar: Yani zenginden alır ve fakire verir.

2-Büyümeyi destekler: Yani devlet özel sektörün yapamayacağı kamu hizmet ve yatırımlarını gerçekleştirir. Eğitim, emniyet veya yol-su gibi yatırımlar.

Ek: Maliye politikasının kısa vadeli para politikasının başaramadığı ekonomiyi yönlendirme işlevi ve tali işlevlerini alt detaylar olarak görüyoruz. Yani maliye politikası sadece iki ana görev dışında da çok fazla fonksiyon içermektedir.

Şimdi olayı başa saralım.

Diyelim ki bir ülkede (A ülkesi) devlet çok dinamik olan özel sektörü ve büyümeyi kesmek istemiyor. Yatırıma giden sermayeden bırakın vergi almayı, daha da destekliyor olsun. Hatta yatırım ve büyümeyi destekleyecek altyapı yatırımlarını da bütçe açığı vererek gerçekleştiriyor. Bu sayede istihdamı da artırmış oluyor.

(Bu yönetim anlayışında bütçe açığının hangi oranlarda olabileceği ayrı bir tartışmadır. Örneğin hakim görüş "açık verilerek yapılan yatırımların geri dönüş oranları ile bir orantı kurulmasıdır")

Bir de (B ülkesine) bakalım. Devlet hızlı kalkınma hamlesi içindeki özel sektöre çok ağır vergiler yüklüyor. İstihdam gibi, enerji gibi alanlardan da çok yüksek vergi alıyor. Ama yalı alacak- lüks araba alacak sermayeden ancak fakirlerin tüketim oranı kadar vergi alıyor. Devlet çalışan üzerinden aldığı ve üretim sisteminin girdilerini yükseltici vergileri almasının karşılığında kamu yatırım oranını sadece bütçenin yüzde 10'larına indiriyor. Geri kalan parayı emekli- memur gibi doğrudan katma değer oluşturmayan tüketim kesimlerine aktarıyor.

Ve bütçe açık vermediği gibi fazla veriyor.

Şimdi kendimize yeniden soralım: Hangi bütçe daha başarılıdır?

80'lerde Türkiye'de daha az vergi toplanıp (GSYH'nın %14,5) ve de bütçeden altyapı yatırımlarına daha çok pay ayrılırdı (bütçenin %45'i)

Son yıllarda maliye politikası tersine döndü. Devlet GSYH'nın yüzde 24,3'ü kadar vergi ve diğer gelirler topluyor. Ek olarak GSYH'nın yüzde 9,6'sı oranında SGK primi topluyor.

İşte bu maliye politikası sonucu üretim süreçlerinden toplanan paralar tüketim süreçlerine kanalize ediliyor.

2014 Genel Yönetim Bütçe Dengesi

OCAK-ARALIK

Harcamalar (milyon TL)

675.761.906

Personel Giderleri

126.032.800

Sosyal Güv.Kur. Devlet Primi

21.431.750

Mal ve Hizmet Alımları

76.962.787

Faiz Giderleri

51.712.733

Cari Transferler

299.235.540

Sermaye Giderleri

81.583.603

Sermaye Transferleri

6.187.832

Borç Verme

12.614.861

Gelirler (milyon TL)

654.108.951

Vergi Gelirleri

362.432.782

Sosyal Güvenlik Gelirleri

167.776.901

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

43.479.050

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

4.825.814

Faizler, Paylar ve Cezalar

53.891.000

Sermaye Gelirleri

16.849.144

Alacaklardan Tahsilat

4.854.260

Bütçe Dengesi

-21.652.955

Şimdi olayı örnek -B- ülkesinden biraz daha ilerletelim. -B- ülkesinde üretmek-istihdam etmek ve çalışmak maliye politikası açısından bir ceza gibi görülür. Enerji maliyetleri örneğinde olduğu gibi girdi maliyetleri ayrıca vergilendirilir ve el altından özel sektöre verilen mesaj "üretmeyin" olur.

Devlet bütçesi sağlam tutulur ki, yabancı fon ve yatırımcıların sıcak paralarına güvence sağlansın. Faiz ise düşük tutularak rant ekonomisi (üretim katma değeri faizin altına düşürülür) canlandırılarak teknoloji ve kalkınma hamlesine yönelik yatırımların sermaye kanalları tıkanır. Böyle bir ekonomik modelde 10-15 yıl gibi önemli büyüme oranları yakalanır ama ekonomik gelişme ve kalkınmanın önü kesilir.

Bu konuda lütfen İspanya'yı çok iyi izleyin. Çünkü benzer model uygulayan ve sonunda çok büyük bir kriz yaşayan ülke İspanya'dır.

Gelelim ülkemizde partilerin seçim stratejilerine.

Bütçe fazla veriyor, kasada 40-50 milyar TL para var ve iktidar seçim kaybediyorsa ortada bir sorun var diyenler çok fazlalaştı.

Hakim zihniyet bütçedeki parayı emekli-memurlar başta olmak üzere dağıtalım ve seçimi kazanalım. CHP sadece bu perspektif ile 07 Haziran seçimlerine girdi. Ve şimdi Ak Parti'de bu yolda dağıtmaya başladı.

Yazının başlarındaki ifademize geri dönelim: Ak Parti'nin 12 Eylül kongresinde Başbakan memurlardan sonra emeklilere verilecek zamma işaret etti. İyi ama kime ne kadar zam verilecek?

Mayıs 2015 itibari ile Türkiye'de kayıtlı çalışan sayısı 20 milyon 486 bin kişi. Yine Mayıs itibari ile ülkemizde 11 milyon 158 bin kişi emekli maaşı alıyor.

Emekli maaşlarının dışında 7 milyon 405 bin kişinin genel sağlık sigortasını devlet ödüyor. 3 milyon 730 bin kişi ise işsiz ama genel sağlık sigortasını kendileri ödüyor.

İşin özeti şu: Çalışan sayısı karşısında maaş bekleyen emeklilerin sayısı hepimizin bildiği gibi devasa boyutlara ulaşmış durumda.

Peki bu kadar çok emekli kaç yaşında?

Tablo burada(2013 yılı):

Emeklilerin yaş dağılımı

-39

590.470

40-44

190.180

45-49

717.140

50-54

1.627.745

55-59

1.842.463

60-64

1.686.709

65-69

1.319.065

70-74

976.631

75-79

692.951

80+

740.796

Toplam

10.384.150

Şimdi bu emeklilere ciddi zam ve ikramiyeler verilecek.

Bu arada 20,5 milyon çalışanın da 3,4 milyonunun kamuda çalıştığını unutmayalım. Geriye kalıyor 17,1 milyon.

Zaten sorun da burada.

Maliye politikası özel sektörün önünü açıcı bir noktadan saparak üretimsel değeri olmayan kamusal savurganlığın yükünü özel sektörün üzerine yıkar bir noktaya geldi.

Karşılığında ne mi oluyor?

Büyüme oranının çok çok altında kalan özel sektör işletme sermayesi ihtiyacını (büyük oranda öz sermaye eksikliğini veya zarar kapatma olarak) dış borçla karşılıyor. 2002 yılında sadece 6,7 milyar dolar olan özel sektör döviz açık pozisyonu bugün 177 milyar dolara yükselmiş durumda.

Ve özel sektör 2,70 TL'den dolar isteyince "saçmalamayın" diyoruz.

Oysa bu bir feryattır ve özel sektörün düştüğü zor durumun ifadesidir. Yani maliye politikasının bir an önce revize edilmesi gerekmektedir.

İsrafçı kamunun piyasadan daha az pay alması veya yapıcı maliye politikasının yeniden aktif hale gelmesi gerektiğini gösteriyor.

Özet: Başarı olarak gördüğümüz maliye politikasının aslında ülke ekonomisinde nasıl bir rol oynadığını tartışmak için umarız küçük de olsa bir kapı aralamış olduk. Umarız para politikasını tartıştığımızın yarısı kadar maliye politikasını da tartışmaya başlarız.

Ek: Yukarıda emekli dağılımına baktığımızda yaş dağılımını özel olarak verdik. Çünkü emeklilere verilecek zamların en azından yaş grupları da dikkate alınarak verilmesini son çare olarak öneriyoruz. 80 yaş üstündeki emeklilere belki yüzde 10 değil yüzde 100 bile zam yapılması ele alınabilirken, 60 yaş altında emeklilere çok daha cüzi zamlar düşünülebilir.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum