Back To Top
Millî Mücadele karşısında Süleyman Nazif

Millî Mücadele karşısında Süleyman Nazif

 - Son Güncelleme: 01.12.2018 Cumartesi 01:00
- A +

  CUMARTESİ YAZILARI  

İskilipli Atıf Hoca’nın idam edilmesinde Süleyman Nazif’in yazdıklarının rolünün olup olmadığı meselesini tartışmaya açtığımız geçen haftaki yazının bir yerinde aslında kültürel/ideolojik anlamda milliyetçi ve İslamcı sayılması gereken Nazif’in “siyasi çözüm” olarak Osmanlıcılık projesini savunduğunu, Türkçülük ve İslamcılık aleyhindeki en sert yazılara imza attığını hatırlatmıştık.

İstanbul’un işgali sırasında gayrimüslim vatandaşlarımızın düşman ordusunu sevgi tezahüratıyla karşılamasına öfkelenen Süleyman Nazif bütün milletin hislerine tercüman olan “Kara Bir Gün” yazısıyla o gün “Osmanlıcılık” görüşünü terk etmiştir. Bu yazının kamuoyunda uyandırdığı heyecan -ve bilahare Pierre Loti gecesinde yaptığı bir konuşma- yüzünden Süleyman Nazif’in Malta sürgününe gönderildiğini anlatırken parantez içinde şöyle bir ifade kullanmıştık: “Aslında bilinen kişiliği hesaba katıldığında o dönemde Malta’da olmasaydı Millî Mücadele’ye de muhalefet edebilirdi diye düşünülebilir.”

Bu cümleye itiraz edenler oldu. Böyle bir konuda tahmine dayalı bir yorum yapmanın doğru olmadığını, özellikle de Kara Bir Gün yazarı için Millî Mücadeleyi desteklemediği tahmininde bulunmanın mantık dışı olduğunu, niyet okuması yaptığımı vs… söyleyenler çıktı.

Bu sırada değerli üstadımız D. Mehmet Doğan da konu hakkında kendisinin eski tarihli bir araştırması olduğunu hatırlatarak “İslam Şairi İstiklal Şairi Mehmed Akif” kitabının Süleyman Nazif ile ilgili bölümünü gönderme lütfunda bulundu. Sözkonusu döneme ait bazı tanıklıkların yanısıra Süleyman Nazif’in 1 Şubat 1926 tarihini taşıyan “Mustafa Kemal’e inanmazdım” başlıklı yazısına da referans veren D. Mehmet Doğan, “Millî Mücadele sırasında Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa Hukuk-ı Milliye Cemiyeti kurucularından olmasına, çok meşhur “Kara Bir Gün” makalesini yazmasına rağmen, pek mücadeleyi destekler bir konumda olmadığı anlaşılmaktadır” hükmünü veriyor.

Nazif sözkonusu yazısında Millî Mücadele konusundaki tutumundan ötürü kendisini savunmak için, kazanılan zaferin akılla mantıkla açıklanamayacak kadar olağanüstü olduğunu, mucize niteliği taşıdığını bilinen üslubuyla ifade ediyor: “Meğer Hazret-i Muhammed’in daima ümmetinin üstünde şefkatle titreyen mübarek ruhu; Mustafa Kemal’e ‘Yürü…ve korkma! Hesap, mantık, riyaziye, fânilerin icat ettikleri kaide ve ölçülerdir. Ot bitmeyecek kadar harap olan bu yerlerden bir ordu fışkıracak, Avrupa medeniyetinin çelikten kaleleri, yakıp eriten mermileri, senin askerlerinin çıplak göğüsleri üstünde kırılacak’… diyormuş.”

D. Mehmet Doğan’ın konumuzla da doğrudan ilgili olarak yaptığı değerlendirme ise şöyle: “Süleyman Nazif’in kendi ifadesine göre, ümitsizlikle, Millî Mücadele’ye aykırı bir konumda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu konumun, nihai zaferden ve Cumhuriyet’in ilanından sonra onu zor duruma düşürdüğünü tahmin edebiliriz. Bu konumda bir kişinin, bazı ‘ısbat’ gayretleri içinde olması beklenebilir. Bugüne kadar, cevaplandıramadığımız, Süleyman Nazif’in İskilipli Âtıf Hoca’nın yargılanması sürecinde etkisi olduğunu düşündüğümüz ‘İmana Tasallut-Şapka meselesi’ (1925) kitabı böylece yerine oturmaktadır.” (D. Mehmet Doğan, “İslam Şairi İstiklal Şairi Mehmed Akif”, Yazar Yayınları, 2011, sh. 101 vd.)

***

Gelelim Atıf Efendi ile Süleyman Nazif arasındaki polemik konusuna… Atıf Hoca 1924 yılında yayımladığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı risâlesinde büyük fıkıh âlimlerinin çoğunun “kâfirlere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan şapkayı bir zaruret olmadan ve kendi arzusu ile giyinmek küfürdür” düşüncesinde olduklarını, fakat bazı fıkıhçıların “kâfir milletlere ait olan şapkayı kendi arzusu ile giyen bir Müslüman onlara benzemiş ve onları taklit etmiş olduğu için günahkâr olursa da kâfir olmaz” fikrini savunduklarını söylemektedir. Atıf Hoca’nın kendi görüşü şapka kullanmanın “alâim-i küfr ve emâre-i inkâr” (dinden çıkma belirtisi) sınıfındaki günahlardan olduğu yönündedir. En azından yazdıkları bu şekilde anlaşılmaya müsaittir, diyelim... Süleyman Nazif’i öfkelendiren budur. Hoca’nın ismini zikretmeden eleştirir yazdıklarını: “Yeni intişâr eden bir risâleye göre, muharriri dersiam efendi ile kendi kıyafetindeki hoca efendilerden başka, her mümin, hepimiz -hâşâ sümme hâşâ- kâfirmişiz. Heyet-i mecmûasının zihinlerde bırakmak istediği fikir ve kanaat şudur: Biz dinimize kalbimizin tasdikiyle lisânımızın ikrârı kadar, feslerimizin sarığı ve püsküliyle de merbutuz. El-iyazü billah...”

18-12/01/ekran-resmi-2018-12-01-002834.png

Atıf Hoca’nın bu eleştiriye cevap vermesi üzerine ikinci bir yazı daha kaleme alarak ve bu defa muhatabının adını da zikrederek polemiği sürdürür. Bilahare bu iki yazıyı ve Hoca’nın cevabını “Şapka Meselesi” altbaşlığını taşıyan “İmâna Tasallut” isimli bir kitapçıkta bir araya getirir. Her nedense, kaynakların birçoğunda Atıf Hoca’nın kaleme aldığı cevabi yazıya Süleyman Nazif’in bu kitabında yer vermediği suçlaması var. Oysa Atıf Hoca’nın cevabi yazısı Nazif’in toplam 32 sayfa olan risalesinin 11-18 sayfaları arasında bulunuyor. (Süleyman Nazif, “İmâna Tasallut”, Maarif Kütüphanesi, İstanbul, 1341)

Buradaki asıl mesele kitabın Atıf Hoca tutuklandıktan sonra yayımlanmış olması. Nazif bu şekilde “Frenk Mukallitliği ve Şapka” müellifini hedef yapmak veya idam kararına kamuoyunda meşruiyet kazandırmış olmakla suçlanıyor. Ancak, Kara Bir Gün yazarının -bilinen fevri ve gelgitli kişiliğine rağmen- bu niyetle hareket ettiğini, özellikle de yeni rejime hoş görünmek için bu tutumu takındığını düşünmek yine de zor görünüyor. Bütün ömrü kalem kavgalarıyla geçmiş olan Nazif’in iktidarlarla arasının iyi olduğu bir devir de neredeyse hiç olmamıştır. Dolayısıyla meseleye hüznizanla bakıp idamla yargılanmakta olan bir kişiyle daha evvel yapmış olduğu kalem kavgasını böyle bir zamanda kitapçık olarak neşretmesini “düşüncesizlik” olarak görmek daha makul görünüyor. Diğer sabıkalarını ve en yakın dostlarından İbnülemin’in kendisi hakkında “hassa-i temyizden mahrum” dediğini unutmayalım…

İskilipli Atıf’a yöneltilen suçlamaları ve Hoca’nın Millî Mücadele karşısındaki tutumunu ise önümüzdeki hafta değerlendirmeye çalışalım…

18-12/01/brahim-kiras-1543615214.jpg

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 19:57
Kimler manipüle etti ve yönlendirdi izaha muhtaç ama cumhuriyetin kuruluşu ardından başlayan ve başat yönlendiricilerinin yeni cumhuriyetin yandaşlarının olduğu bu verimsiz kavga aynı kısırlıkta sürüyor.
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 13:08
Efendimiz(SAV) bir kavme benzeyen onlardan olur hadisini şapka konusunda nereye oturtacagımızı da birikeri açıklassydı keşke,kafalarımız inanın çok karışık bu mevzularda.Saygıyla.TİREBOLU
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 14:10
3
TİREBOLULU, sen, miladi altı yüzlerde "kavm" hangi anlama geliyordu açıkla, ben sana cevap vereyim.
KARAR OKURU 02 Aralık 2018 13:32
2
kavim millet demek. illa hadise muhalefet edeceksiniz ya. sallayın saçma sapan bişey gitsin. müslüman gavura özenmez gavuru taklit etmez. hadi şimdi "o zaman niye deveye binmiyorsunuz" diye yazın. ki cahilliğinizle beraber zeka seviyenizde ortaya çıksın
musto 01 Aralık 2018 12:29
Sanki modernleşme ATATÜRK ile başlamış MAHMUT zamanında memuriyette fes pantolon ceket vs mecburi hale getirilmiş cumhuriyet ile fes kaldrılıp yerine şapka konulmuş amaç kulluğun kaldırılması bu yönetimde bunların artık yerlerinin olmaması
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 11:33
İskilipli Atıf'ın şapka risalesini okudum. Fazla bir değeri yok. Merhum suçlu-suçsuz idam edilmese çoktan unutulacak sıradan bir hocaydı. Ama şimdi büyük âlim yapılıp nerdeyse Hz Hamza'nın yanında bir mevkie yerleştirildi. Keşke objektif bir araştırma yapılsa da neden idam edildiği belgeleriyle ortaya konsa.
Zekeriyya 01 Aralık 2018 10:43
Rivayette var ki: "Âhir zamanın dehşetli bir şahsı, sabah kalkar; alnında هٰذَا كَافِر yazılmış bulunur." اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ‌ bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile tamim ettiğinden o serpuş dahi secdeye gittiği için inşâallah ihtida eder, daha herkes –yalnız istemeyerek– onu giymekle kâfir olmaz. Risale-i Nur - Şualar(476)
Zekeriyya 01 Aralık 2018 10:40
Sual: Küfür, kalbe ait bir sıfattır. Kalpte o sıfat bulunmadığı takdirde, zünnar bağlanmasından veya ona kıyas edilen şapkanın giyilmesinden ne için küfür hasıl olsun? Cevap: Gizli olan umûra, şeriat emarelere göre hükmeder. Hattâ illet olmayan esbab-ı zahirîyi, illet yerine kabul eder. Binaenaleyh itmam-ı rükûya mani olan bir kısım zünnarların bağlanması ve secdenin ikmaline mani olan bazı şapkaların giyilmesi, ubudiyetten istiğna ve küfre teşebbüh etmeye emarelerdir. Gizli olan o sıfat-ı küfriyenin yok olduğuna kat'iyetle hükmedilemediğinde
Zekeriyya 01 Aralık 2018 10:35
kırk sene evvel bir hadîsin hârika tevilini beyan ederken, cin ve insin şeyhülislâmı Zembilli Ali Efendi'nin "Şapkayı şaka ile dahi başa koymaya hiçbir cevaz yok." demesiyle beraber bütün şeyhülislâmlar ve bütün ulema-i İslâm cevazına müsaade etmedikleri halde, avam-ı ehl-i iman onu giymeye mecbur olduğu zaman, o büyük allâmelerin adem-i müsaadeleri ile onlar tehlikede yani ya dinini bırakmak ya isyan etmek vaziyetinde iken, kırk sene evvel Beşinci Şuâ'nın bir fıkrası: "Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat baştaki iman o şapkayı da secdeye
KARAR OKURU-NC 01 Aralık 2018 09:43
Önümüzdeki yazıyı iple çekiyorum. Şeyhülislam Mustafa Sabri ve İskilipli Atıf'ın başkanlığındaki Teali İslam Cemiyeti, Ağustos 1920'de Milli Mücadele karşıtı iki ihanet bildirisi yayımladı. Bilhasssa ilk bildiride, açıkça Atatürk ve silah arkadaşlarının katledilmeleri istenmişti. (Sina Akşin, İç Savaş ve Sevr'de Ölüm, s. 203 vd.). Sevr Antlaşması ehven-i şer diyen, devlet ve milletin menfaatinin Kuvayı Milliye eşkıyasının fesadını ortadan kaldırmakta gören yine İskilipli Atıf. (bkz. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler, C.2, s.387-
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 13:58
5
kafaya bak. "ihanet bildirisiymiş." 600 küsur yıllık bir imparatorluğun askerleri kendi iradesi dışında bir şeyler yapacaklar ve o devlet aferin mi diyecek. herhalde bir şekilde tepki koyacaktı. daha ortada tc yok. sen kalk bugünden ihanet bildirisi de.
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 09:13
".. Kara Bir Gün yazarının -bilinen fevri ve gelgitli kişiliğine rağmen- bu niyetle hareket ettiğini, özellikle de yeni rejime hoş görünmek için bu tutumu takındığını düşünmek yine de zor görünüyor. Bütün ömrü kalem kavgalarıyla geçmiş olan Nazif’in iktidarlarla arasının iyi olduğu bir devir de neredeyse hiç olmamıştır." Doğruya yakın tanımlama ancak eksik.Şöyle sorun kendinize,S.Nazif cesareti ve hesapsızlığı /hasbiliği bende var mı ?Oysa,RTE devrinde amuda kalkan kalkana. Son yargım,S.Nazif ve M.Akif meşrepdaştır.
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 08:41
1) D. Mehmet Doğan'ın, kitabında/yazısında, bir baş köşe kapmak isterseniz, Mustafa Kemal'e karşı olduğunuzu ihsas etmeniz kafi. 2) İskilipli Atıf, cehaleti boyundan büyük, “tipik” Osmanlı kasaba vaizi. (Tabi ki bu tespit, idamı caizdir, manasına gelmez.)
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 08:24
Şapkayla (Kılık kıyafetle) KAFİR olmak. Bunu söyleyen ahmak, kendini Allah yerine koyuyor.
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 11:22
0
Rahip elbiseleri giyip boynuna haç takarsan elbette küfürdür ama, ceket, pantolon, kravat hep Osmanlı döneminde batıdan gelme günlük kıyafetler. Bütün dünya da bunları kullanıyor, biz hâlâ kılık kıyafetle kâfir olmaktan bahsediyoruz. Eski Türklerle Arapların kıyafetleri bir miydi?
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 11:23
5
Doğru tespit. Peki şapkayla batılı olmaya çalışmaya ne demeli!
KARAR OKURU 01 Aralık 2018 12:58
0
"Şapkayla batılı olmaya çalışmaya ne demeli" diyen arkadaşa : O DA AHMAKLIKTIR !
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN