Misakı Millî’yi keşke yazmasaydınız

Musul konusunun gündeme gelişiyle birlikte yeniden Lozan ve Misakı Millî üzerine tartışmalar başlayınca birtakım ezberler de tekrar meydana çıktı. Bir yanda Millî Mücadele’yi bile önemsizleştirme pahasına Lozan’ın “hezimet” olduğunu kanıtlama peşinde bir tutum dikkat çekerken öbür yanda ise Atatürk’ün sözlerine ve özellikle Nutuk’a kutsal metin muamelesi yapıp döneme ait her konuyu Nutuk’a göre açıklama ve anlama tutumu var. “Misakı Millî metnini Mustafa Kemal yazıp İstanbul’a gönderdi; onlar da bunu Meclis’te okuyup oyladılar” şeklindeki anlatı bunun örneği.

Biliyorsunuz, önceleri Ahd-i Millî diye anılan milli yeminin metni son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Felah-ı Vatan Grubu üyeleri tarafından belirlenmiş ve vatan topraklarının bağımsızlığından taviz verilmeyeceğine ilişkin kararlılık bütün dünyaya ilan edilmiştir. Böylece bir anlamda Millî Mücadele’nin anayasası ortaya konulmuştur. Millî Mücadele tek bir kişinin eseri olmadığından o mücadeleyi başlatan kadroların tamamı bağımsızlık yolunda yürütülecek direnişin esasları üzerinde kafa yormuş, bu konuda birbirleriyle tartışmış ve sonunda bir hareket tarzı üzerinde anlaşmışlardı. Misakı Millî’de ifade edilen hususlar Millî Mücadele’nin bugünkü tabirle kırmızı çizgilerini ifade eder.

***

Atatürk Nutuk’ta son Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinden bir bölümüyle Ankara’da bir araya geldiklerinde “milletin amal ve makasıdının kısa bir programa esas olacak surette toplu bir tarzda ifadesi”nin de görüşüldüğünü anlatır ve şunu söyler: “Misakı Millî unvanı verilen bu programın ilk müsveddeleri de bir fikir vermek maksadile kaleme alındı. İstanbul Meclisi’nde bu esaslar, hakikaten toplu bir surette tahrir ve tespit olunmuştur.”

Atatürk’ün bu sözlerinden “Misakı Millî’yi ben yazdım” anlamı çıkmaz. Çünkü “görüşüldü” ve “kaleme alındı” gibi ifadeler kolektif bir özneyi işaret ediyor. Bazılarının anladığı ve anlattığı şekilde Misakı Millî metninin taslağını Mustafa Kemal yazıp mebusların eline tutuşturmuş olsaydı bunu Nutuk’ta açıkça söyleyeceği şüphesizdir.

Ancak Atatürk’ün söylemediği bu sözü söyleyen yani açıkça “Misakı Millî’yi ben yazdım” diyen biri var: Meclis-i Mebusan’ın o dönemdeki Başkanvekili Hüseyin Kazım Kadri hatıralarında “Bu misakın benim kalemimle yazılmış ilk müsveddesi Bursa Mebusu Asaf Beydedir. (…) Kemal-i iftiharla söylerim ki bu ‘misak-ı millî’ benim eserimdir ve benim ihtarımla vücuda gelmiştir.” demektedir. (Hüseyin Kâzım Kadri, “Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Hatıralarım”, Yay. Haz. İsmail Kara, İletişim, 1991, s. 165.)

Bu hususta Kâzım Kadri Bey’in kendi açıklaması dışında bir kanıt olmadığı doğru ama saygınlığı ve güvenirliği bilinen bir kişinin böyle bir konuda yalan beyanda bulunmasının mümkün olamayacağı düşünülmek durumunda. Misakı Millî’nin elbette ne fikir olarak ne de metin olarak tek başına Kâzım Kadri Bey’in veya bir başka kişinin eseri olduğu söylenemez. Çünkü ülke topraklarının işgalden kurtarılması ve bağımsızlığın temini yolunda bir milli mücadelenin başlatılması ve bu konudaki kararlılığın bütün dünyaya ilan edilmesi tek bir kişinin fikri değildi. Zaten bilindiği gibi milli yeminin metnini yazmak üzere Meclis’te bir komisyon oluşturulmuş, Misakı Millî’nin nihai şeklini, uzun görüşmeler sonunda, o komisyon belirlemiştir. Bu süreçte Ankara’nın da görüşü alınmış, bazı konularda uzlaşma sağlanmış bazı konularda ise İstanbul’un dediği olmuştur. Örneğin “hatt-ı mütareke dahil ve haricinde” (mütareke başlangıcında mevcut sınırın içinde ve dışında) ifadesine Mustafa Kemal itiraz etmiş ama değişmesini sağlayamamıştır.

***

Diğer yandan Atatürk’ün hem Misakı Millî hakkında hem de bu yemini deklare etmiş olan Felah-ı Vatan Grubu hakkında pek olumlu sayılmayacak ifadeleri var. Osmanlı Mebusan Meclisi’ndeki bağımsızlık ve Milli Mücadele yanlısı milletvekillerinin oluşturduğu bu grup 1920 başlarında Ankara’da yapılan görüşmede Mustafa Kemal’in kendilerine uygun gördüğü Müdafaa-i Hukuk Grubu adı yerine Felah-ı Vatan Grubu adını benimsedikleri için Nutuk’ta eleştirilecektir. “Bu grubu teşkil etmeği, vicdan borcu, millet borcu bilmek vaziyet ve kabiliyetinde bulunan efendiler, imansız idiler, cebin idiler, cahil idiler” diyerek... (Atatürk, “Nutuk Cilt: 1 1919-1920”, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 1970, sh. 361)

Ancak Mustafa Kemal, çoğunluğunu İttihatçı kökenli İslamcı üyeler oluşturduğu için olsa gerek, “Fellah-ı Vatan” diye aşağıladığı bu gruba ilişkin isim tercihinden başka somut bir suçlama dile getirmemiştir. Bununla birlikte Meclis’in İstanbul yerine Ankara’da toplanması ve başkanlığına kendisinin seçilmesi gibi taleplerinin kabul görmemesine de tepki duyduğu biliniyor.

Misakı Millî konusunda bir başka tartışmaya ise bundan birkaç yıl sonra Meclis’teki Lozan görüşmeleri dolayısıyla şahitlik edeceğiz. 27 Şubat 1923 günkü oturumda Lozan’da yürütülen -ve aslında anlaşma sağlanamadığından o günlerde ara verilmiş olan- müzakerelerde izlenen tutum muhalif milletvekilleri tarafından “Misakı Millî’ye aykırı” denilerek kıyasıya eleştirilir. Eleştirilere cevap vermek için kürsüye çıkan Mustafa Kemal Paşa bu oturumda en sert eleştirileri yapanlardan biri olan İzmit mebusu Sırrı Bey’e “Sırrı Bey Misakı Millî’nin ne olduğunu anlamamış” diyerek yüklenir. Bilahare söz alan Sırrı Bey “Misakı Millî’nin, bendeniz, mingayrıhaddin, muharrirlerindenim” der. Mustafa Kemal’in bu sözlere cevabı ise şudur: “Keşke yazmaya idiniz. Başımıza çok belâ koydunuz.” (https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT03/gcz01003200.pdf)

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum