Back To Top
Demokrasimizin temel ihtiyacı kuvvetler ayrılığı

Demokrasimizin temel ihtiyacı kuvvetler ayrılığı

 - Son Güncelleme: 07.06.2019 Cuma 08:29
- A +

Türkiye demokrasisi, kuvvetler ayrılığı prensibinin yerleşmesi bakımından 1924 Anayasasından başlayarak çok önemli fırsatları kaçırmıştır. Öncelikle 1924 Anayasası Meclis’in üstünlüğü ve “kuvvetler birliği” esasına dayanıyordu. Bu anayasa ‘millet iradesi’nin üstünlüğünü esas almış, ancak hürriyetlerin kullanımını teminat altına alacak esasları belirleyememiştir.

“Türkiye’nin On Uzun Yılı” adlı kitabında kuvvetler ayrılığının önemine dikkat çeken Taner Demirel 1924 anayasasının eksikleri konusunda şöyle bir tespitte bulunuyor: “Hürriyet, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. (m. 68) denilerek klasik liberal özgürlük anlayışı anılmış, ancak bu özgürlüklerin hayata geçirilmesinde faydalı oldukları kanıtlanmış hükümlere, siyasi iktidarı sınırlandırabilecek, muhalefetin varlığını teminat altına alabilecek kontrol ve denge mekanizmalarına yer verilmemişti. Anayasa mecliste çoğunluğu elinde bulunduran gücün (ya da siyasi partinin) temel hak ve hürriyetlere karşı bir tehdit oluşturabileceği ihtimalini düşünerek bunu önleyici herhangi bir tedbir getirmiş değildi. (s. 65)”

Maalesef siyasi tarihimizin bütün aşamalarında iktidarlar, bütün planlarını sürekli iktidarda kalma üzerine yaptıkları için, demokrasinin icaplarından olan denge-denetleme, kuvvetler ayrılığı gibi prensipleri ertelemeyi tercih etmişlerdir.

Mesela İsmet İnönü, 1950 seçimleri öncesinde “demokrasinin icaplarına göre” planlanacak bir anayasa değişikliğine işaret etmesine rağmen, seçimlerden CHP’nin birinci parti çıkacağı varsayımına dayanarak, muhalefetin taleplerini dikkate almamış, değişimi seçim sonrasına ertelemeyi tercih etmiştir.

***

Kabul etmek gerekiyor ki, değişimi ertelemenin bedeli her zaman ağır olmuştur. Zira o günün şartlarında oy çokluğuna sahip olan bir iktidar, milletvekillerinin büyük bir bölümünü ele geçirdiği için muhalefet üzerinde baskı oluşturabilecek bir güce erişebiliyordu. Oysa seçim sisteminde denge-denetlemeyi sağlayacak bir değişiklik yapılabilmiş olsaydı “DP’nin CHP’ye duyduğu güvensizliği bir nebze olsun hafifletebileceği gibi, DP iktidarının otoriter eğilimlerini, hiç değilse bir ölçüde frenleyebilecek bir sistemin oturtulabilmesi anlamına gelecekti.” (Taner Demirel, Türkiye’nin On Uzun Yılı, s.67)

Bir varsayım olarak belirtmek gerekirse, eğer o gün iktidarların sınırlandırılması kurallara bağlanabilseydi, beldi de Türkiye 1960 ihtilalini yaşamayacaktı. Ama ne yazık ki araba devrilmeden, siyaset sistem değişikliğini başaramamştır.

Sonrasında 1961 Anayasası ile ‘güçler ayrılığı’ –yasama-yürütme-yargı prensibi ile sağlanmış, yürütmenin dışında bağımsız yargı organları oluşturulmuştur. Ancak kimlerin meclise seçileceği parti başkanları tarafından kontrol edildiği için, giderek Meclis de tek dam ya da tek parti tarafından kontrol edilir hale gelmiştir.

1982 anayasası ise katı ve serttir. Milli Güvenlik Konseyinin düzenlediği kanunların anayasaya aykırılığı iddia edilemez şartı getirilmiştir, neyse ki 2001 değişiklikleriyle bu düzenleme anayasadan çıkarılmıştır. Ancak bu anayasa ile otoritenin ağırlığı artmış, hak ve hürriyetlerde sınırlamalara gidilmiştir. Güçlü devlet, otoriter idare kavramları ön plana çıkmıştır, yürütme organı ve Cumhurbaşkanı makamı güçlendirilmiştir. Denge-denetleme, güçler ayrılığı sadece yasal metinlerde varlığını sürdürmektedir.

Ve kuvvetler ayrılığına son darbe 16 Nisan referandumu ile yapılmıştır. “Başkanlık sistemi” sloganı ile başlatılan süreç, “Türk tipi başkanlık” modeline dönüşmüş ve sonunda yasama, yürütme ve yargı cumhurbaşkanının kontrolüne verilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ‘kuvvetler ayrılığı’na veda edildiğinin altını çizen Prof. Dr. Kemal Gözler, “Elveda kuvvetler ayrılığı, elveda anayasa” makalesinde şu çarpıcı tespiti yapıyor: “Kuvvetler ayrılığı teorisi, anayasacılığın en temel ve en eski teorisidir. Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde ‘anayasa’ da olmaz. Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir devlet, ‘anayasal devlet’ değildir.. Bu husus, en güzel, en çarpıcı bir şekilde 16 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 16’ncı maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir:

‘Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa da yoktur.”

Hasılı, bugün yaşadığımız hukuki ve siyasal sorunlarımızın temelinde de yine kuvvetler ayrılığına dayalı bir sistem inşa edememe bulunmaktadır.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 11 Haziran 2019 23:28
İmparatorluğu yok eden ittihatçilar da demokrasi, hürriyet naraları atıyordu, sonrası ne olduğu malum, Çin de Rusya da demokrasi olsaydı çoktan parçalanmışlardı şimdiye kadar.
Kuvvetler ayrılığı ülkemize ait bir demokrasi sorunu değildir. Dünyanın en güçlü ülkesi ABD aynı zamanda bir ileri demokrasi ülkesidir. Ama orada bile kuvvetler ayrılı sadece yönetilenlerin hukukunu belirlerken var... ABD'deki kuvvetler ayrılığı, uluslararası hukuku hiçe sayan bir devlet başkanı karşısında esas duruşta. Demokrasi, emperyalistleri hesaba çekecek bir kuvvetler ayrılığı tesis edemiyor. Bu yüzden demokrasi emperyalizm karşısında çuvallamıştır... İşin bu tarafını es geçerek sürekli demokrasi tavsiye etmek, emperyalizmle bir ünsiyet kurarak mümkündür...
KARAR OKURU 08 Haziran 2019 19:19
0
hala demokrasi ile emperyalizmin ayrımını yapamıyorsunuz. demokrasi dolayısıyla kuvvetler ayrılığı bir ülkenin vatandaşlarını kendi devletine karşı korur. emperyalizm ise bir ülkenin kendi vatandaşı olmayan kişilerin yaşadığı diğer ülkelere olan tavrıdır. bir devlet son derece demokratik bir yönetime sahipken aynı derecede emperyalist de olabilir, örnek ingiltere ve amerika. diğer taraftan hiç demokratik olmayan ülkeler de emperyalist olabilir, örnek rusya ve çin. yani emperyalizm o ülkenin yönetim biçiminden bağımsızdır.
KARAR OKURU 09 Haziran 2019 10:59
1
19.19, Demokrasiye hakaret ediyorsun.
KARAR OKURU 09 Haziran 2019 11:58
1
@ 19:19, Tam da emperyalizmin ürettiği demokrat bir tipsiniz. Ye iç başka işe karışma...
cumhur 07 Haziran 2019 20:49
Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa...A.Veysel Söz başka icraat başka !Önce kimin ne için çalıştığını iyice anlamamız gerekir!Yılların tecrübeleriyle kazanılmış tecrübeleri bir çırpıda terk etmek ve sınama yanılma yoluna gidersek daha başımıza çok şeyler gelir.Mevlam vatan ve milletimize yardım etsin.gelecekten umutsuzum.Gittiğimiz yolun sonu görünüyor...
Abdullah GARİB 07 Haziran 2019 14:43
S.A Sayın Mehmet OCAKTAN Beyefendiye; Bütün erkleri beraberinde toplayan Peygamberlerdir. Onlarda çevresine danışırdı. Örnek; Uhud savaşını Peygamberimiz(SAV) savunma savaşı olmasını istedi fakat sahabeler Meydan savaşı istedi ve sahabenin dediğini kabul eden Peygamber(SAV) var. Gelelim Hulafa raşidine onların danışma meclisleri var. Kendi başlarına karar veremiyorlar. Zaten Peygamberimizin dini konularda otoritesi tartışmasızdır. Dünyevi konularda farklı yorum yapılabilmektedir. Gelelim Türkiye'ye; Sayın Erdoğan Tek başına; Devlet, hükümet ve yargıç....Adaletin ne olacağını varın siz düşünün!
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 14:09
demokrasimizin temel ihtiyacı o kadar çok ki say say bitmez. Biz en iyisi vazgeçelim bu demokrasi sevdasından. Size (artık) yakıştıramıyorum bu tür demokrasi yazılarını. Demokrasilerde hak, adalet, liyakat vardır. Tutarlılık vardır. Mantık vardır. binali yıldırım, zeybekçi ve bursa adayını parlatıp, diğerleri hakkında tek söz etmemek hak, adalet, liyakat ve tutarlılık ilkelerine hiç uymuyor. Durum buyken, "ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" diyenleri hatırladım. Acaba bu söz yanlış mıydı?
musto 07 Haziran 2019 11:23
Başkanlık sistemini aç oku bal gibi kuvvetler ayrılığı var CB niçin parti başkanlığı yapma yetkisi verildi işte size kuvvetler ayrılığı parti başkanı olarak konuştuğunda devleti eleştirdiğinde muhalefet görevi yapıyor. Dış politika beka meselesi hak hukuk bürokrasiyi savunduğunda resmi görevini icra ediyor. Tek sıkıntımız konuşurken hangi şapkasıyla konuştuğunu açıklasalar eleştirenler yazık boş yere tazminat ödemez veya hapse girmezler.
Haluk dursun 07 Haziran 2019 11:16
"Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak..." Tevfik Fikret‘in İttihat terakki döneminde yapılan yağma hareketini hicv etmek için yazdığı ‘Han-i Yağma‘ şiiri çok güzel,değişen bir şey varmı?
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 11:02
Ülke zaten şu anda Anayasayla değil, KHK larla yönetiliyor. Meclis de göstermelik, hiçbir fonksiyonu yok. Zaten İstanbul seçimlerine abanmaları da bu yüzden, İstanbulda kaybederlerse bu Uyanış sürecek ve iktidarları yani başkanlık sistemi sarsılacak.
Takipci 07 Haziran 2019 10:19
1)Akilli Emin arkadasa tesekkur ederim, 'Kok Sebep'lere işaret etmiş. 2) Turkiyemiz geri kalmis musluman bir ulke, her alanda zikzaklar yasanmasi kacinilmazdir. 3)Eski Turkiyede zikzaklara ragmen degisimin yonu ileriye doğru idi. Yeni Turkiyede maalesef degisim ibresi geriye doğru, hemen hemen her alanda...
Sabahattin 07 Haziran 2019 10:01
Kuvvetler ayrılığı Türkiye'de hiç olmadı. Bu son alaturka CB sisteminden önce de yoktu. Kuvvetler ayrılığının çalışması için bağımsız hareket edebilen, temsil kapasitesi olan yasama lazım. Yani MVler parti başkanlarının emir kulu olmaktan çıkmalı. MV adaylarını parti başkanları belirlediği sürece bağımsız bir meclisten söz edilemez. MV bağımsızlığının da tek bir yolu var: dar bölge ve ön seçim. Kürt fobisinin ve güvenlikçi zihniyetin çocuklarımızın hayatına ipotek koymasına izin vermemeliyiz.
musto 07 Haziran 2019 12:18
0
1961 Anayasasında Senetomuz vardı meclis kararları senetodan geçerdi eğitim düzeyi yüksek kişiler ve cumhur başkanı kontenjanından atanmış kişilerce oluşurdu 12 eylüle kadar görev yaptı.Çözüm olamadı hangi sistemi getirirsen getir seçimden seçime sandığa gitmekle demokrasi olmaz.
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 07:11
Kuvvetler ayrılığı demeyin. Başka bir isim bulun bu prensibe. Bizim halkımız güçlü lidere inanır. Ayrıyı gayrıyı sevmez. Bir olalım diri olalım der. Birlikten kuvvet doğara inanır. Kuvvetler ayrılığına sıradan halktan destek bekliyorsanız başka bir isim bulun.
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 06:26
Olaya pozitif yandan bakarsak, bu yasadiklarimizda, gercek medeni bir devlet ve milletin nasil olmasi gerektigini ogreniyoruz. Insallah pilimiz bitmeden duzeltebiliriz kendimizi.
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 06:24
Kuvvetler ve denetim. denetim olmadigi icin siyasi pozisyonda bulunan devlet adamlarimiz, ailelerini, yakinlarini, tanidiklarini gorevlere aliyorlar. Ustune ustelik vergi olarak toplanan paralarimizin nereye gittigini veya dogru mu harcaniyor bilmiyoruz. Denetim olmadigi icin, hesap verilmiyor; yapilanlar yanlarina kaliyor malesef. Yani devletin mali deniz, yemeyen… Yabancilarin dedigi gibi, Trust but Verify. (Guven ama kontrol et).
KARAR OKURU 08 Haziran 2019 00:02
1
Vergi için toplanan paraların nereye gittiğini bilemiyoruz diye aptalca bir serzeniş olamaz. Bildiğin bir yanlış varsa suç duyurusunda bulun. Gevezelik yapmaya gerek yok.
KARAR OKURU 08 Haziran 2019 19:27
0
00:02 beyefendi vergilerimizin nereye gittiğini bilebilmek için sayıştayın denetleme yapması lazım. sayıştayın yetkileri budana budana kuşa çevrildi. kuş kadar yetkisiyle belediyeleri denetleyip rapor yazanlar ise kırk katırla kırk satır arasında bırakıldı.
KARAR OKURU 09 Haziran 2019 11:52
0
Vergilerin nereye gittiği açık seçik bellidir. Şunu diyebilirsiniz, ben vergilerin böyle harcanmasını istemiyorum. Demokrasilerde seçmenler yönetime karışamaz, yöneteni seçer. Beğenmiyorsa bir sonraki seçim değiştirir.
Deli Emin 07 Haziran 2019 06:08
3-Toplum veya kişiye fikrini, tercihini sorduğumuz konuda ne kadar bilgi sahibi! Siyasal hayatın baş aktörü olan seçmen kitlesi, tercihi ile diğer kesimin kaderini belirlediğinin ne kadar farkında? Demokrasisi oy sandığına endeksli, halk dalkavukluğu kültürü üzerinden işleyen toplumların siyasal tarihinde bu gerçeklik atanıp, sadece kural ve kurumsal düzenlemeler ve demokrasi, özgürlük ekseninde bakış ile analiz eksik ve hatalıdır. Çünkü HALK İRADESİ ESASTIR PUTÇULUĞU İLE, HALKI HALK ADIN KANDIRMANIN ARACIDIR. DESPOTİZM BUNU KULLANARAK GÜÇ TEKELİNİ Geçirir.Ülkemiz bunu yaşamakta.
Deli Emin 07 Haziran 2019 05:57
2- Türkiye de kural ve kurumlar devlet(aile) ve lider( baba) otoritesi eksende alınarak yapılmasının psikolojik, siyasi, zihni gelişmememişlik ile alakası var. Göz ardı edilen faktör budur. Bir iş adamı, baba çocuktaki gelişmesine bakarak işi, sorumluluğu evladına bırakır.Zamanı gelmesen önce bırakılan iş ile birlikte işletmede yok olabilir. Allah dahi yetimler özelinde malların idaresini ancak RÜŞTE erme haline bağlar.Gelişme ve sorumluluk verme gerçeği Bun dayanır. Şimdi ülke Toplumsallığımız fikri ve biyolojik gelimişliğimize bakalım ne durumdayız..!
Deli Emin 07 Haziran 2019 05:53
1Mehmet bey bizde bir çok akademisyen çözümlemelerini, ortaya çıkmış sonuçlara neden bulan, parçacı anlayış ile yapar. Oysa sonuca etki eden bileşenler içinde ki faktörleri atladığında varılan yargı eksik, hatalı olabilir. Türkiye Siyasi Tarihi meselesinde bakışta böyle bir eksiklik var. Nedir bu? Toplumlar insan teki gibi, biyolojik, zihinsel büyüme, gelişme, olgunlaşma yasasına tabidir. İnsanlar arasında biyolojik olarak gelişme, büyüme olmasına rağmen zihinsel ve kültürel olarak farklılık oluyorsa toplum içinde bu gerçeklik vardır. Türkiyede bu gerçek atlanır.
Batılı ülkelerin yaptığı caniliklerde kuvvetler ayrılığı ne işe yarıyor?...
23 Nisan şiiri gibi olmuş. İngilizlerin anayasası yok. Batının aydınlatıcı 16. Maddesine göre ne olacak... ya da Batının kucal açtığı Sisi Selman gibi zalimlerin anayasaları var... Yahudi soykırımı yoktur diyenin hapse atıldığı Batılı ülkelerde kuvvetler ayrılığı ne işe yarıyor.
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 02:22
din işleri yüksek kurulu kurulsun, kuvvetler onda toplansın. meclise başkanlığa milletveliline gerek kalmadı zaten. hiç bir fonksiyonları kalmadı
KARAR OKURU 07 Haziran 2019 01:36
Demokrasiyi bir tren, bir araç ve atlama tahtası olarak gören yaklaşık % 50 lik bir kitle bu yazdıklarınızı okur mu; okusa da anlayabilir mi Mehmet bey? Uzun ince bir yolda gidiyoruz Sn.Ocaktan.Allah yardımcımız olsun...
Ocaktan, yazdıklarınızın yazmak istedikleriniz olduğu kanaatinde değilim. Artık bu işin lamı cimi kalmadı. Yandaş gazeteciler yazdıkları sayesinde geçiniyorlar. Siz ise yazmadıklarınız sayesinde gazetecilik yapıyorsunuz. Hangisi daha zor Allah bilir?..
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN