Kötülüğe dayanıklı bir devlet nasıl kurulur?
Bir önceki yazımda “Kapasitesi yüksek, keyfiliği düşük bir devlet nasıl tasarlanır?” diye sormuştum.
Bu yazıda cevabı aramaya başlıyorum. Cevabı vermeye değil, aramaya.
Önerilerim elbette tartışmaya ve eleştiriye açık.
Amacım sihirli bir reçete yazmak değil, kalıpların dışında düşünmek.
Biz sistemleri, sonunda iyi insanların işleteceğini varsayarak kuruyoruz.
Dürüst hâkimler. Vicdanlı savcılar. Namuslu bakanlar. Temiz bürokratlar...
Bu varsayıma güvenemeyiz.
Kurumlar, kötü niyetli insanların elinde bile keyfiliği zorlaştırmalı, ihlalleri görünür kılmalı ve ihlalin bedelini kaçınılmaz hâle getirmeli.
Montesquieu, iktidarın ancak iktidar tarafından durdurabileceğini görerek kuvvetler ayrılığı prensibini savunmuştu.
Amerikan Anayasası’nın mimarlarından James Madison, iki asırdan fazla önce, “insanlar melek olsaydı hükûmete gerek kalmazdı. İnsanları melekler yönetseydi, hükûmete dışarıdan da içeriden de denetim gerekmezdi” demişti. Oysa ne insanlar melek, ne de yönetenler. Çözümü de aynı metinde vermişti: Hırs, hırsla dengelenmeli.
Denetim ve yargı kurumlarının, yürütmenin olası yanlışlarına karşı fren vazifesi yapması gerekir.
Hâkimlerin atanması, terfisi, görev yeri ve geleceği yürütmenin elindeyse, fren çalışmaz.
Peki neler yapılabilir?
Birçok ABD eyaletinde yapıldığı gibi, yüksek yargı mensuplarını seçimle göreve getirmeyi ve ilk derece hâkimleriyle ilgili düzenlemeleri onların onayıyla yapmayı düşünebiliriz.
Seçimle gelmek, yürütmenin yargı üzerindeki nüfuzunu azaltacaktır.
Ama bunun doğuracağı problemi de göz ardı etmemek lazım: Hâkimler, seçilebilmek için kitleleri memnun edecek ama adil olmayan kararlara imza atabilirler. Örgütlü çıkar gruplarının etkisine açık hâle gelebilirler.
Bu durumdan kaçınmak için belki ilk filtre meslek profesyonelleri olabilir.
Mesela her ilin barosu, o ildeki hâkimler arasından seçim yapabilir; daha sonra yapılacak halk oylamasına baro seçiminde ilk üçe girenler katılır.
Peki kararın uygulanması?
Mahkeme karar verir, ama o kararı kolluk uygular.
Kolluk sadece yürütmenin kontrolündeyse, yürütme kendi aleyhindeki kararların uygulanmasını engelleyebilir.
O yüzden yalnızca yargıdan emir alan, müstakil bir adli kolluk gücü düşünülmeli.
Bu gücün görevi, yargının verdiği kararların uygulanmasını güvence altına almak olmalı.
Tabii silahlı güce sahip bir yargının, yeni bir Leviathan'a dönüşmesi tehlikesine karşı bu güç bölünmeli. Küçük birimlere ayrılmış bir yapının farklı mahkemelerle ilişkisi ve denetimi ayrıca tasarlanmalı.
Hiçbir kurum, gücünü kullanarak denetimden kaçamamalı. Hiçbiri.
Şeffaflık da çok önemli.
Yargılamalarda gizlilik istisna, denetlenebilirlik esas olmalı.
Bu yalnızca izlenebilirlik için değil, hukuka aykırılığın gizlenmesini zorlaştırmak için yapılmalı.
Delil tutarlılığını incelemede, emsal kararları bulmada ve nihai kararlardaki olası tutarsızlıkları tespit etmede sıkı şekilde denetlenen yapay zekâ modellerinden yararlanılmalı.
Beccaria'nın iki buçuk asırdan fazla önce söylediği hâlâ geçerli: Caydırıcı olan cezanın şiddeti değil, kaçınılmazlığıdır.
Yakalanmayacağını bilen, ağır cezadan korkmaz.
O yüzden yargının suçluların yakasına yapışacağı garanti edilmeli.
Ağır yolsuzluk suçlarında asla af ve zamanaşımı olmamalı.
Servetinin kaynağını izah etme yükü, kamu hizmeti görenin üzerinde olmalı.
Kamu zararını ortaya çıkarana, kurtarılan paradan pay verilmeli.
Bunların herhangi birini istismar etmeye kalkanlara da ağır yaptırımlar uygulanmalı.
Elbette bu önerilerin hiçbiri kusursuz değil. Her biri yeni bir istismar kapısı aralayabilir.
Bu yüzden her çözümün yanına bir soru yazmak lazım: Bunu kim kötüye kullanabilir ve kullanırsa ne olur? İyi bir tasarım, bu soruya cevabı olan tasarımdır.
Meselemiz iyi insanlar iktidara gelsin diye dua etmekten ziyade, en kötüsünün bile iktidarda iyi davranmak zorunda kalacağı bir düzen kurmak olmalı.
Melek beklemeyi bırakalım.
Başa bizzat şeytan geçse bile gücü kötüye kullanmasını zorlaştıran, yaptıklarının hesabını vermekten kaçmasını engelleyen bir düzen kuralım.
