Back To Top
Dr. Seven Erdoğan yazdı: Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir başlangıç mümkün mü?

Dr. Seven Erdoğan yazdı: Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir başlangıç mümkün mü?

 - Son Güncelleme: 05.09.2018 Çarşamba 09:28
Dr. Seven Erdoğan yazdı: Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir başlangıç mümkün mü?
- A +

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Seven Erdoğan, Ankara ile Brüksel arasında yaşanan yeni süreci değerlendiriyor.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki uzun soluklu ilişkinin temelleri, 1961 yılında imzalanarak Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında ortaklık kuran Ankara Anlaşması ile atıldı. Taraflar arasında 1963’te işlerlik kazanan ortaklık ilişkisinde inişli çıkışlı dönemler her zaman oldu. 1980 darbesi sonrasında Türkiye-AET ilişkileri kopma noktasına geldi. 1987 yılında Türkiye’nin AET’ye yaptığı beklenmeyen üyelik başvurusu, ilişkilere ivme kazandıran bir şok etkisi vazifesi gördü. Türkiye bu başvuru ile AET ile arasındaki ilişkileri hem düzeltme hem de ortaklığın ötesine taşıma niyetinde olduğunu ortaya koydu.

Yunanistan, İspanya ve Portekiz’i kapsayan Akdeniz genişlemesini yeni tamamlayan AET, Türkiye’nin üyelik başvurusu karşısında tedbirli davranırken Soğuk Savaşın bitmesi Avrupa’da Türkiye’ye dair yapılan hesapların tamamıyla değişmesini beraberinde getirdi. En nihayetinde değişen koşullara rağmen Türkiye’nin halen kendisi açısından önemli olduğu sonucuna varan AB, 1996 yılında Türkiye ile arasında işler hale gelen gümrük birliği yoluyla Türkiye’yi üyelik hayalinden vazgeçirmeye çalıştı. Ortaklık ilişkisini derinleştiren gümrük birliği, Türkiye tarafından üyelik öncesi geçici bir dönem olarak algılandı. Bu nedenle, 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde AB’nin gelecek dönemde üyesi haline getirmeyi planladığı ülkeler arasında yer almayan Türkiye büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

AB üyesi ülkelerden Türkiye’yi destekleyen açıklamalar gelmesine rağmen, henüz AB makamlarının sessizliklerini korudukları dikkatlerden kaçmamalı.

AB’nin genişleme gündeminden dışlanan Türkiye’nin açıkça ortaya koyduğu sert tepki, 1999 depremi sonrasında ortaya çıkan koşullar, özellikle de AB üyesi Yunanistan’la ikili ilişkilerde yaşanan iyileşme neticesinde; 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye, AB üyeliğine aday ilan edildi. Bu kararın ardından ilişkilere hâkim olan güven ve iyimserlik havası, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda kendisinden beklenen ev ödevlerini yapma noktasında istekli hale gelmesini beraberinde getirdi. 1999-2005 arasında Türkiye AB üyeliği yolunda önemli reformlara imza attı. Bu sayede AB içinde Türkiye’nin üyeliğine muhalif kesimlerin engelleme çabalarını boşa çıkararak, 2005 yılında AB ile katılım müzakerelerine başladı.

Türkiye ile arasında ciddi sorunlar olan Güney Kıbrıs, 2004 yılında AB üyesi haline geldi ve sonrasında da AB üyeliğini Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmaktan geri durmadı. Türkiye AB’nin yeni üyelerini içerecek şekilde, AB ile arasındaki gümrük birliğinin kapsamını genişletmesine rağmen; bu kararı tanımadığı bir devlet olan Güney Kıbrıs’a uygulamaması 2006 yılında katılım müzakerelerinin fiiliyatta durması anlamına gelen blokaj kararlarının alınmasına neden oldu. Bu kapsamda katılım müzakerelerinde bazı fasılların açılması ve açık olan fasılların kapanması Türkiye’nin AB ile arasındaki gümrük birliğini herhangi bir ayrım yapmadan tüm üye devletlere uygulamasına tabii kılındı. Bu soruna zaman içinde yeni sorunların da eklenmesiyle birlikte Türkiye-AB ilişkileri tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşar hale geldi. 2006 yılında başlayan bu kötü gidişat, tarafların ilişkilerde eski iyimser havayı yeniden yakalamak üzere gösterdikleri çabalara rağmen (açılması mümkün bazı üyelik fasıllarının açılması, Pozitif Gündem kanalıyla açılması mümkün olmayan fasıllara ilişkin hazırlıkların yapılması ve bu alanlarda ilerleme sağlamaya çalışılması, yasadışı göç konusunda işbirliğine gidilmesi gibi) geride kalan 12 yıllık süreçte bir türlü sona erdi.

2006 sonrasında AB üyesi haline gelmeye dair umutları giderek tükenen Türkiye, eski reform ivmesini tamamen kaybederek AB katılım sürecinde atması gereken adımları külfet olarak görür hale geldi ve zaman içinde reform yapma isteğini tamamen yitirdi. Avusturya, Fransa, Almanya gibi AB üyesi ülkelerde Türkiye’nin AB üyeliğine karşıt bir tutum içinde olan lider ve siyasi hareketlerin güç kazanması da Türkiye’nin AB’ye uyum hevesini tüketti. Bu dönemde AB makamlarıyla sıklıkla görüş ayrılıkları yaşayan Türkiye, AB’ye uyumunu arttırıcı adımlar atmadığı gibi AB’ye uyum adına yapılan bazı reformlardan, özellikle idam cezası, geri dönmeyi dahi açıkça dillendirdi.

Türkiye, yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB üyesi ülkelerden beklediği desteği göremedi ve bunun hayal kırıklığını yaşadı. Son dönemde Türkiye, AB ile ortak müttefiki konumundaki ABD ile Türkiye’de terörle bağlantılı faaliyetler yürüttüğü iddia edilen ABD vatandaşı bir rahibin yargılanması, Rusya’dan savunma amaçlı S-400 füzelerinin satın alınması gibi konularda derin fikir ayrılıkları yaşıyor. Kendi ülkesinin mimarı olduğu küresel sisteme bile açıkça meydan okumaktan uzak durmayan ABD Başkanı Trump’ın keyfi uygulamaları, Türkiye’de olduğu gibi AB üyesi ülkelerde de hoş karşılanmıyor. Trump yönetiminin Türkiye’yi özellikle de Türk ekonomisini hedef alan plan ve uygulamaları hayata geçirmesi, siyaseten yaşanan krizlere karşın halen Türkiye ile köklü ve büyük çaplı ekonomik ilişkilere sahip olan AB üyesi ülke liderlerinin Türkiye’yi destekleyen açıklamalar yapmalarını beraberinde getirdi. ABD ile müttefiklik ilişkisinde sıkıntılar yaşarken Avrupa’dan gelen bu destek, Türkiye’de büyük bir memnuniyet yarattı. Zaten uzun zamandır AB ile arasındaki ilişkilerde yeni bir olumlu hava yaratma konusunda istekli olan Türkiye’de, AB katılım sürecinin yeniden canlandırılmasına yönelik sesler daha yüksek duyulur hale geldi.

29 Ağustos 2018 tarihinde, üç senelik bir aranın ardından Dışişleri, Adalet, İçişleri ile Maliye ve Hazine Bakanlarının katılımıyla toplanan Reform Eylem Grubu, Türkiye’nin bu konuda ciddi bir siyasi iradeye sahip olduğunun en büyük göstergelerinden biri oldu. Toplantı sonrasında bakanlarca yapılan ortak açıklamada, Türkiye’nin AB hedefinden vazgeçmediği açıkça belirtildi. Bu amaç doğrultusunda gelecek dönemde yeni müzakere fasılları açmak, gümrük birliğini güncellemek, vize muafiyetini sağlamak ve AB makamlarıyla sıkı temas halinde olmak üzere çaba içinde olunacağının altı çizildi. Buna ek olarak, reform sürecinin hızlandırılması kapsamında ilk olarak önceki yıllarda AB tarafından sıklıkla talep edilen temel haklar ve yargı alanlarında yeni adımlar atmaya hazır olunduğunun sinyalleri verildi. Türkiye, ilk etapta AB ile ilişkileri geliştirmek üzere önceki dönemde aşama kaydedilen ya da AB tarafından da talep edilen alanlara odaklanma tercihinde bulunarak makul bir politika tercihinde bulundu.

Geçmiş dönemde AB ile yaşanan gerginliklerde AB’nin Türkiye ile işbirliğine ihtiyaç duyduğu göç, terör gibi konulardaki işbirliğinden geri adım atma çıkışında bile bulunan Türkiye’nin bugün gelinen noktadaki tutumu ve söylemi 2006 sonrasında izlenen çizginin oldukça dışında. Türk makamları son günlerde, AB üyelik kriterlerini yeniden Ankara kriteri olarak benimseyerek üyelik hedefi gerçekleşmese dahi bu kriterleri hayata geçirmeye önem veren bir profil çiziyor. Zira bu durum kolaylıkla dış politikada ve ekonomide yaşanan zorluklar karşısında benimsenen akılcı bir değişim olarak yorumlanabilir. Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir aşamaya geçilmesi, Türkiye’nin ortaya koyduğu yeni çizgide samimi ve kararlı olduğunu kanıtlaması ve Türkiye’nin değişen tutumunun AB tarafından ikna edici bulunmasına bağlı. Türkiye’nin de yeni üye kabulü, özellikle de Türkiye’nin AB üyesi olması, noktasında büyük bir isteksizlik içinde olan AB’yi ikna etmek konusunda daha ciddi bir çaba ve irade göstermesi gerekli.

AB üyesi ülkelerden Türkiye’yi destekleyen açıklamalar gelmesine rağmen, henüz AB makamlarının sessizliklerini korudukları dikkatlerden kaçmamalı. Ancak yine de uzun bir sessizlik döneminin ardından başta AB’nin lider ülkesi konumundaki Almanya olmak üzere AB üyesi ülkelerde ortaya çıkan bu olumlu havanın, AB makamları düzeyinde de yansımalarının olacağı muhtemel. Ancak bu yansımaların Türkiye’nin beklentilerini karşılar nitelikte olup olmayacağını şimdiden kestirmek bir hayli zor. AB içindeki kilit ülkelerden biri konumundaki Fransa’nın devlet başkanı Macron’un Türkiye ve Rusya ile stratejik ilişkiler geliştirilmesi gerektiğini dair yaptığı açıklamalar ve Türkiye ile Rusya’yı birlikte ele alması nedeniyle Türkiye’nin üyelik ihtimalini görmezden gelen yaklaşımı, bu sürecin Türkiye’nin istediği şekilde gelişmesinin en azından kısa vadede imkânlar dâhilinde olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Türkiye’nin Macron’un açıklamaları karşısındaki sert tepkisi de AB makamlarına üyelik dışındaki alternatiflere kapalı olduğuna dair güçlü bir mesaj niteliğinde.

18-09/05/05krt11a_tum-copy.jpg

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN