Tuna boylarında çarpılmayalım mı Avroya!

Akında değildik, bin atlı da değildik ama Gazella Turizm’in nehir gemisi turuna başlarken çocuklar gibi şendik.

Çoğumuz, döviz kuru henüz suni ataklara kalkmadan iki ay kadar önce yazılmıştık tura. Başımıza geleceklerden habersiz...

Kim bilebilirdi ki seyahat günü çattığında, içeceğimiz suyun bir küçük şişesi 28 TL’leri bulacak Tuna kıyılarında.

Yahya Kemal’in Akıncılar şiirindeki duygularla başlasa da bazı şeyler sonrasında ters gelişti. Elde olmayan nedenlerle...

Maduro, Venezuelalıları nasıl heybetli bir zayıflama rejimine soktuysa, döviz kuru da bu serüvende bizim baş diyetisyenimiz oldu.

Avro perhizi, litreyle kiloyla ağırlık taşımaktan kurtardı grubu, üstümüzdeki rahat harcama fazlalıklarını aldı.

Talih bir kere inada bindirmeye görsün, sökün eder aksilikler. Nehir bile son ayakta sürpriz yaptı, Budapeşte’ye akmam diye tutturdu.

Ortaçağ İşkence Aletleri Müzesi’ndeki nadide parçalardandır, Nuremberg Bakiresi’ne adını veren Alman şehrinden çıkmıştık sefere.

Trene, ‘kara vapuru’ derdi ya eskiler. Bindiğimiz de yataklı kompartımanlardan oluşan bir ‘nehir treni’. Vagon katarı gibi, uzunlamasına süzüle süzüle yol alan bir gezici otel.

Şiirdeki akıncılar, bir yaz günü bin atlı belki geçtiler Tuna’dan kafilelerle...

Fakat kur farkına çarpıldığımız yetmezmiş gibi üstüne biz, o gün geçemedik bir de Tuna’dan nehir gemisiyle. Bratislava molasından sonraki gün yani. Geçit vermedi kuruyan su.

Şayet İran’a yağacak yağmurları çalan bulut hırsızlarının aktüel bir müdahalesi olmadıysa, kafaya takmış bizle uğraşan bir dış gücün sıkı komplosu değildiyse...

Düpedüz Tuna’nın azizliğine uğradık, kapris yaptı heyetimize, ne garezi vardıysa!

Viyana’dan kalkarken haber ulaştı, Budapeştepe’ye yakın sular çekilmiş. Nehir yatağındaki seviye bir metrenin altına düşmüş.

Tuna boyunda, melankolik türküdekine benzer öksüz bir göçmen kızı da görmemiştik zaten.

Kala kala elimizde, Plevne Marşı’yla hüzünlenmek kaldı: “Tuna nehri akmam diyor, kenarımı yıkmam diyor, şanı büyük Osman Paşa, Plevne’den çıkmam diyor...”

Ve Tuna ordularını yad eden diğer kahramanlık türküleri...

Fuat Köprülü’nün “Tuna boylarında sıra selviler”le açılan Akıncı Türküleri şiirinden şu buruk dizeler mesela:”Söğüt dallarında hasta serçeler, eski akın destanını heceler, Tuna ağlıyormuş bazı geceler, göğsünde kefensiz şehitler varmış...”

Ya da bir serhat erinin, Estergon Kalesi’ni efkar basarken yaktığı ‘bre dilber aman’ feryatlı şu türkü: “Estergon Kâl’ası su başı durak, kemirir gönlümü bir sinsi firak, gönül yar peşinde yar ondan ırak, akma Tuna akma ben bir dertliyim, yar peşinden koşar kara bahtlıyım...”

Nehirden gidemesek de akın durur mu, isteyenler karadan bir solukta ulaştı Estergon’a, ateş alıp geldiler.

Bazılarımızsa eski görmüşlüğüne sayıp Budapeşte’de aylaklıklarla oyalandı.

Neyse ki uzaklara kelle koltukta gaza değil, en nihayet sayfiyelere bayramlık bir macera turu bizimki.

Bir teneffüslük ayrılıktan gerçekliğe döner gibi, Tuna seyrine Slovakya üstünden döndü kalabalığımız.

Fakat nereye gidersen git kaçış yok, tüm haşmetiyle yakalandık yine Avro diyetine. Gündem Türkiye, bütün masalar dahil.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.