Back To Top
Tabiat ve eşya karşısında Şark ve Garp medeniyeti

Tabiat ve eşya karşısında Şark ve Garp medeniyeti

- A +

Müslüman Şark’la Batı medeniyetini birbirinden ayıran farklardan biri de, âleme/tabiata ve eşyaya bakışları; tabiat ve eşya karşısındaki konumları olsa gerek. Nitekim Tanpınar, “Şark ile Garp Arasında Görülen Esaslı Farklar” başlıklı yazısında buna işaret ediyor. Ona göre Şark, kendisine bahşedilen tabiatı/eşyayı “olduğu gibi” kabul eder, Batı ise, elinde evirip çevirir, onda “birtakım başka hususiyetler ve mükemmelleşme imkânları arar, onun hakkında en etraflı bilgiye sahip olmaya çalışır ve bu gayretler sonunda bu maddeyi başka bir şey denecek hâle getirir”. Tanpınar, belli ki, Batı’nın eşya karşısındaki bu mütecessis ve müdahaleci tavrından yana. Çünkü çağdaş uygarlık ve teknik, bu bakışın ürünü. Oysa bu tavır, nesneyi tabiattan koparmış, parçalamış, ürettiği teknolojiyi, İ. Oktay Anar’ın “Kitâb-ül Hiyel”inde ifade ettiği gibi; “emirlere asla karşı gelemeyecek sadık köleler”e dönüştürmüştür; yani “makine, tabiatın esir edilmiş bir parçası”dır. Aslında Dadaizm, Sürrealizm gibi modern sanat akımları da aynısını yapıyor: Eşyanın nizamını bozuyor, parçaları yerinden koparıp, doğasına aykırı sûret ve imgeler üretiyor…

***

Ya Şark’ın tavrı? Tanpınar’ın dediği gibi Şark, “eşyaya ancak umumî şeklinde tasarruf eder. Hatta bazen onu tabiattan sanki ödünç alır”; çünkü eşyayı kendi mülkü olarak görmez. Garp ise tabiattan güç devşirme ve ona hükmetme peşinde!.. Bu konuya “Balıklar Kaçar” başlıklı yazısında İsmet Özel de değinir, ancak Tanpınar’ın aksine; “Batı insanı kendine tanrılık izafe ederek eşyaya keyfince tasarruf eder” diyerek Batı’yı eleştirir.

İ. Oktay Anar’ın, “Puslu Kıtalar Atlası”nda da hayata, tabiata farklı bakan iki insan tipi var: Bunlardan biri, elde ettiği bilgiyi, hayatın tabiî nizamını değiştirme pahasına ölümsüzlüğe ve güce ulaşmak için kullanan, bunun için teknoloji icat eden “muhteris” ve “müdahil” Ebrehe’dir. Bünyamin ise, aksine kendisine bahşedilen dünyayı seyreder, ona hükmetme gayesi yok; sadece “kâinat kitabını okumakla memur” bir “müşahit”!.. İşte Müslüman Şark’ın tabiat karşısındaki tavrı bu! Romanın sonunda, tüm çabalarına rağmen, mutlak gücü elde edemeyip Hakikat’e boyun eğen, hayata/tabiata Bünyamin gibi bakmadığı için pişman olan Ebrehe’nin, Bünyamin’e, ölürken söylediği şu sözler, Batı’nın modern bilim anlayışının bir itirafı olarak da okunabilir:

“-Yolun sonu göründü sevgili Bünyamin. (…) Ah! Keşke dünyayı da senin gibi seyredip, senin ona baktığın gibi bakabilseydim! Oysa ben ona bir güç malzemesi olarak bakıp onda kendi karanlığımı gördüm.” (s. 215, 217)

***

Meramım şuydu: İslâm’ın “ilim” ve “bilmek”ten kastıyla Batı’nın “bilim” ve bilmek”ten kastı farklı. Bu fark, tabiata/eşyaya bakıştan kaynaklanıyor. Batı, “müdahil” olup, tabiatı, sadece “dışsal gerçeklik”e odaklı biçimde, güç ve teknoloji devşirmek için deşiyor, Müslüman Şark ise mutlak iktidarın sadece Allah’a mahsus olduğunu, insanın son kertede tabiata hükmedemeyeceğini kabul edip “müşahit”liği seçiyor!.. Biri, tabiata egemen olmaya çalışan ve “dışsal gerçeklik”e odaklı bir bilme merakı, diğeri tabiatı Hakikat’in aynası gören, bu sebeple ona hayranlıkla yaklaşan bir “bilme/bulma” iştiyakı… Biri, “güç” devşirmenin, hükmetmenin, diğeri “kendini bilme”nin; Allah’ı bulmanın peşinde! Modern bilimle, “kutsal bilim” arasındaki en önemli farklar bunlar!

Oysa aslolan, insanın eşyaya ne tümüyle bağlanması ne de tümüyle lâkayt kalmasıdır; çünkü “aramakla bulunmaz, ancak bulanlar arayanlardır”!.. Bulmanın bir “nasip” olması, bizi müşahitliğe, “arama”nın lüzumu ise müdahilliğe götürür. İşte bu ince denge, Müslüman’ı, “kendini bilmek” kaydıyla, hayata karşı hem müdahil, hem müşahit kılar…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 19 Haziran 2017 23:53
Son paragrafınız hariç, yazı boyunca batıyı eleştirip doğunun yanında durdunuz fakat batının kainatı daha yararına kullandığı, verilen nimetlerden yararlanmayı daha iyi bildiği bir gerçek ve bunu doğununda yapması gerektiğini düşünüyorum çünkü bu haşa Allahın yarattığını beğenmemek le alakalı bir durum olduğunu düşünmüyorum
Üniversiteli 19 Haziran 2017 22:42
Bir sentez öneriyorsunuz ama bu o kadar kolay değil. Sizin de işaret ettiğiniz gibi tabiat müslüman aydının gözünde hakikatin aynadaki bir yansıması ya da surete bürünmüş hali. Sentez yapabilmek için bu bakış açısının sorgulanması gerekmez mi?
Halil 19 Haziran 2017 18:55
Sevgili yorum sever okuyucular, yorumlarınızı kısa tutunuz.Uzun yorumlar sıkıcı oluyor.Hem siz yazar mısınız?!..
Ahmet Yaşar 19 Haziran 2017 13:20
Eyvallah, Alaattin Bey. Tanpınar'ın ilginç ve ufuk açan bir yorumuna değinmişsiniz. Kaleminize sağlık. Bildiğiniz gibi, Tanpınar'ın bir de Şark ve Garp başlıklı denemesi var. (Mücevherlerin Sırrı) Bahsettiğiniz yazı ile bu deneme beraber okunursa birbirini tamamladığı görülecektir. Şark ve Garp adlı denemede Tanpınar, Batı için, "...Bütün bu değişikliklerin arkasında araştıran bir ruh, mevcut ihtiyaçlarıyla iktifa etmeyen, durmaktan hoşlanmayan bir hayat, zorlanmaktan korkmayan, her türlü imkanın kapısını zorlayan bir kafa ve nihayet 'felekten bir gün çalmak' tabirine yer vermemiş bir insan vardı." der. 'İnsan' bahsine geleceğim. Şimdi, katkı mahiyetinde söylüyorum: Aristoteles "Metafizika" adlı eserine, "Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler," cümlesiyle başlar. Başka bir ifadeyle, insan özü gereği bilmek ister. Devamında, bilmenin insana zevk verdiğine, gözün diğer duyu organlarına göre baskın olduğuna, dolayısıyla görmenin, bütün duyumlarımız içinde bize en fazla bilgiyi kazandırdığına değinir. İlerleyen sayfalarda 'merak'tan bahseder. Burada, göz ve medeniyet üzerine ayrı bir tartışma yapılabilir, ama bu ayrı bir konu. Demek istediğim, tecessüs, hayret, bilmek, arayış gibi sözcükler, bilimi ve tekniği de aşarak başta felsefe olmak üzere sanat, edebiyat, psikoloji gibi alanlarda da harekete geçirici unsurlar arasında yer alıyor. Hatırlarsınız, Tanpınar "Romana ve Romancıya Dair Notlar"da yine Batı için 'psikolojik tecessüs, introspection, içe dönme' tabirlerini kullanır. Bu merak ve bilme konusu Batı'da pek çok alanda görülebilir. Ama benim kişisel olarak ilgimi çeken ayrı bir mesele var. İncelenen konular. Mesela 'Gülmek' ilginç bir şekilde düşüncenin konusu haline getirilip incelenebiliyor. Psikolojiyi hiç söylemiyorum. Sıkılmaktan gıdıklanmaya kadar insana dair pek çok konu didik didik ediliyor. Ki Tanpınar Şark'ta psikolojinin gelişmemesinin sebeplerine de değinir. Sonuç olarak, insan bahsine gelirsem... İnsan konusunda Tanpınar'da tabii ki zikredilmesi gereken pek çok şey var. İnsanın bir eşref-i mahlukat olduğu, fakat 'realiteye' bakıldığında bütün hayat, insanın yapıp ettikleri, tali' karşısındaki durumu vs. bu tabiri geçersiz kılar, gibi bir yığın görüşe rastlayabiliriz. Şark ve Garp adlı denemeye dönersem, orada, "Bir medeniyetin öyle zannediyorum ki esas farikasını veren şeylerden biri tesis ettiği kıymetler dünyasında insana verdiği mevkidir," der. Tanpınar'ın insan bahsinde sık sık andığı, kurduğu bir cümle vardır. "İnsan mesuliyettir. Biz, insan olmak itibariyle bütün kainattan mesulüz." İlginçtir, Jean Paul Sartre'ın "Varoluşçuluk" adlı kitabında şöyle bir ifade geçer, "İnsan tepeden tırnağa sorumludur." "Ne var ki biz, insan sorumludur, derken, yalnızca kendinden sorumludur demiyoruz. Bütün insanlardan sorumludur, demek istiyoruz. Uzatmayayım, Tanpınar, bir blok, bir bütün halinde görmekten ziyade, bir 'devenir' (to become) olarak gördüğü Batı'yı ve onun insana verdiği mevkiyi, eşya ve insan karşısındaki tutumunu, merakını, hayretini ve arayışını, -kendi döneminin içinden- Şark'ta olmadığını söyler.
Takipci 19 Haziran 2017 12:30
Sark'in tabiata ve esyaya bakisi geri kalmisliginin nedeni olabilirmi?
Alaattin Karaca 19 Haziran 2017 15:30
0
Ahmet Yaşar Bey, derin tahlillere dayanan katkınız için çok müteşekkirim. Dikkatleriniz, tespit ve tahlilleriniz ufuk açıcıydı. Selamlar.
KARAR OKURU 19 Haziran 2017 22:37
0
Güçlüyken de eşyaya böyle bakıyorduk.
KARAR OKURU 19 Haziran 2017 10:04
Çok ilginç insanımızın batı karşısındaki duruşu.batı hemen her şeye darvinist kabul üzerinden yaklaşır doğru olmadığını bilmesine rağmen.varlığını kendi dışındaki toplumları asimile-yok etme-sömürme üzerine kurgulamış şayet bunları yapacak şartları oluşturamamışsa bu seferde kendi toplumu üzerinde mezhep savaşları vb yok etmeyi hedefler,illa birilerini yok edecek.barbarlık üzerine sözde medeniyet inşa etmiş batı karşısında bizim aydınlarımız nerde duracak nerde yürüyecek onlarla halen bu açmazı çözebilmiş değiliz.tanpınarı iyi bilirim,heleki günlüklerinden sonra iyice savruldum tanpınar için.kafamda birbirinden kopuk tanpınarlar oluştu.batıyı tüm çıplak gerçekleriyle görüp-bilip ısrarla batı medeniyeti vurgulamaları yapan yazarlarımızın paradoksu kaç kuşağın yitip heder olmasına sebebiyet verdi bilseniz
Ahmet Yaşar 19 Haziran 2017 14:57
0
kıymetli kardeşim, bugün, her şeyden evvel bizim dünyaya açılmamız, bilimde, felsefede, edebiyatta, kültür ve sanatta, hatta dinde yeni ve güzel olanı yakalayıp orijinal şeyler söylememiz gerekiyor. Bu toprakların evlatları ölmeden, yirmi birinci yüzyılda bir yenilik yapmak zorundalar. Ancak bunu asla kendi içimize kapanarak gerçekleştiremeyiz. Elbet Batı emperyal, sömürgeci, iki yüzlü, bireyci, kapitalist, ne derseniz deyin, fakat sanatın edebiyatın felsefenin vs. alanların evrensel olan yönünü görüp faydalanmamız gerekiyor. Savaş hep vardı. Kan ve göz yaşı hep vardı. Mesela İslam ortaçağı Yunan'dan düşünce ve felsefe konusundaki birikimi almakta beis görmedi. Medeniyet, hiç olmazsa tarihe baktığımızda, bir birikimdir. Bu birikimde doğu batı ayrımı yok. Alabiliriz, okuyabiliriz, kullanabiliriz. Tek sorun taklit aşamasını geçip yeni şeyler söylemekte. Üretimde, ama her alanda üretim. Bir vida üretimi de, fikir üretimi de. Öteki türlü daha felaket olur, inanın. İçe kapanma olur. Tanpınar yahut başka biri, tarihteki isimleri bir kalıba oturtuyoruz. Bu doğru değil. Bilhassa duygu adamları, sanatçılar, şairler, dahiler, ressamlar vs. çelişkileriyle değerlidir kanaatimce. Çelişkisiz şaire, çelişkisiz düşünüre rastlamadım. Yapılacak şey, onu öyle kabul etmek, sevmeyebilirsiniz, hatta ben saygı da duymayabilirsiniz diyorum. Hani sevmek zorunda değilsin, saygı duy, deniyor ya. Ben kabul etmiyorum. Saygıda duymayabilirsin. Ama bir şey var ki, O, öyle...
KARAR OKURU 23 Haziran 2017 05:00
0
Efendim meselesinin medeniyet ve kültür cihetine Sayın Mehmet S. Aydın Hoca'nın "Siyasetin Gölgesinde Kültür ve Medeniyet" adlı eseri üzerinden bakmayı arzu edebilirsiniz...
Ahmet Yaşar 19 Haziran 2017 06:13
Eyvallah, Alaattin Bey. Tanpınar'ın ilginç ve ufuk açan bir yorumuna değinmişsiniz. Kaleminize sağlık. Bildiğiniz gibi, Tanpınar'ın bir de Şark ve Garp başlıklı denemesi var. (Mücevherlerin Sırrı) Bahsettiğiniz yazı ile bu deneme beraber okunursa birbirini tamamladığı görülecektir. Şark ve Garp adlı denemede Tanpınar, Batı için, "...Bütün bu değişikliklerin arkasında araştıran bir ruh, mevcut ihtiyaçlarıyla iktifa etmeyen, durmaktan hoşlanmayan bir hayat, zorlanmaktan korkmayan, her türlü imkanın kapısını zorlayan bir kafa ve nihayet 'felekten bir gün çalmak' tabirine yer vermemiş bir insan vardı." der. 'İnsan' bahsine geleceğim. Şimdi, katkı mahiyetinde söylüyorum: Aristoteles "Metafizika" adlı eserine, "Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler," cümlesiyle başlar. Başka bir ifadeyle, insan özü gereği bilmek ister. Devamında, bilmenin insana zevk verdiğine, gözün diğer duyu organlarına göre baskın olduğuna, dolayısıyla görmenin, bütün duyumlarımız içinde bize en fazla bilgiyi kazandırdığına değinir. İlerleyen sayfalarda 'merak'tan bahseder. Burada, göz ve medeniyet üzerine ayrı bir tartışma yapılabilir, ama bu ayrı bir konu. Demek istediğim, tecessüs, hayret, bilmek, arayış gibi sözcükler, bilimi ve tekniği de aşarak başta felsefe olmak üzere sanat, edebiyat, psikoloji gibi alanlarda da harekete geçirici unsurlar arasında yer alıyor. Hatırlarsınız, Tanpınar "Romana ve Romancıya Dair Notlar"da yine Batı için 'psikolojik tecessüs, introspection, içe dönme' tabirlerini kullanır. Bu merak ve bilme konusu Batı'da pek çok alanda görülebilir. Ama benim kişisel olarak ilgimi çeken ayrı bir mesele var. İncelenen konular. Mesela 'Gülmek' ilginç bir şekilde düşüncenin konusu haline getirilip incelenebiliyor. Psikolojiyi hiç söylemiyorum. Sıkılmaktan gıdıklanmaya kadar insana dair pek çok konu didik didik ediliyor. Ki Tanpınar Şark'ta psikolojinin gelişmemesinin sebeplerine de değinir. Sonuç olarak, insan bahsine gelirsem... İnsan konusunda Tanpınar'da tabii ki zikredilmesi gereken pek çok şey var. İnsanın bir eşref-i mahlukat olduğu, fakat 'realiteye' bakıldığında bütün hayat, insanın yapıp ettikleri, tali' karşısındaki durumu vs. bu tabiri geçersiz kılar, gibi bir yığın görüşe rastlayabiliriz. Şark ve Garp adlı denemeye dönersem, orada, "Bir medeniyetin öyle zannediyorum ki esas farikasını veren şeylerden biri tesis ettiği kıymetler dünyasında insana verdiği mevkidir," der. Tanpınar'ın insan bahsinde sık sık andığı, kurduğu bir cümle vardır. "İnsan mesuliyettir. Biz, insan olmak itibariyle bütün kainattan mesulüz." İlginçtir, Jean Paul Sartre'ın "Varoluşçuluk" adlı kitabında şöyle bir ifade geçer, "İnsan tepeden tırnağa sorumludur." "Ne var ki biz, insan sorumludur, derken, yalnızca kendinden sorumludur demiyoruz. Bütün insanlardan sorumludur, demek istiyoruz. Uzatmayayım, Tanpınar, bir blok, bir bütün halinde görmekten ziyade, bir 'devenir' (to become) olarak gördüğü Batı'yı ve onun insana verdiği mevkiyi, eşya ve insan karşısındaki tutumunu, merakını, hayretini ve arayışını, -kendi döneminin içinden- Şark'ta olmadığını söyler.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN