Avrupa bizi düşünmeli, biz de Avrupa’yı

Birleşik Krallık’ın halkoylamasıyla AB’den ayrılma kararına varması elbette ki hem Avrupa’da hem bizde çokça tartışılacak. Bu tartışmaların bize Avrupa’nın tanımı üzerine bir kere daha düşünme fırsatını da sunmasını umuyorum. O yüzden bugün güncel ayrıntılara değil de Avrupa’nın tanımı meselesine değinmek istiyorum. Bunun için de yine biraz geriye gitmem gerekiyor.

30 Aralık 1997 tarihli Yeni Şafak yazımda Fransız düşünür Edgar Morin’in Avrupa tanımına değinmişim. Morin önemsediğim bir düşünürdür. Aktardığım önermeleri Avrupa’yı Düşünmek kitabından. İlgili bölümü alıntılıyorum:

“Morin’in temel önermesini, çok kabaca, şöyle özetleyebiliriz: Avrupa’yı uzun süredir dinamik kılan güç, bir düzen-düzensizlik-yeniden örgütlenme sürecidir. Bu süreç Avrupa için bir sarmal işlevi görür, yani durmaksızın yinelenir. Morin bu sürece diyaloji adını veriyor. Bu hem siyasal hem kültürel bir süreçtir. Biraz açacak olursak, Avrupa’nın temel hedefi sürekli bir bütünlük ve merkezleşme arayışıdır. Bu arayış kıtadaki iç çatışmaların artmasına neden olur. Her merkezleşme arayışını bir bölünme ve düzensizlik dönemi izler. Bu dönemin sonucunda da Avrupa yeniden örgütlenmeyi başarır.

***

Peki ama bunun bir temeli var mı? Morin’in övgüler düzdüğü çeşitlilik ve çoğulculuk dışında geriye ne kalıyor? Avrupa için bir düzen ve örgütlenme ilkesinden söz edilebilir mi? Morin’in cevabı oldukça net: ‘Hayır. Çünkü Avrupa’nın temeli, temellerin (İmparatorluk, Akdeniz, Hristiyanlık) yitirilişidir. Avrupa’nın düzeni, hareket halindeki bir şantiyenin düzensizliğidir. Avrupa, Avrupa haline eko-örgütleyici bir anarşi içinde gelmiş ve hiçbir zaman, onu oluşturan öğelere göre üstün konumda bir örgüt anlamında varolmamıştır.’

Morin’in önermelerinden oldukça önemli sonuçlar çıkıyor. İlki, Avrupa’nın temelini oluşturan şeyin, onun öğelerini kuşatan bir örgüt olmadığı. İkincisi, Avrupa’da her zaman, sözü edilen merkezleşme eğilimini temsil eden odaklar olduğu. Bu odaklar Avrupa’nın durmaksızın altüst oluşlar yaşamasının ana nedenidir. Başka bir deyişle, Avrupa kendini ne zaman bir güç odağının önderliğinde homojen kılmaya çalışırsa, yeni altüst oluşlar yaşaması kaçınılmazdır.”

Yine aynı Avrupa tanımına değindiğim 9 Ağustos 2000 tarihli bir başka Yeni Şafak yazısında da şunu belirtmişim:

***

“Uzun süredir değindiğim iki başlık, İki-Hızlı Avrupa ve Çekirdek Avrupa oluşumu işlevsellik kazandıkça, AB çok daha biçimsel ve gevşek bir görünüm sunacak ve asıl oluşum merkezde neşet edecek. Bugün için Çekirdek Avrupa’nın öncüsü Almanya. Bu yüzyılda Avrupa’daki merkezleşme eğilimini temsil eden ve iki başarısız girişim yaşayan bu ülke, şimdi üçüncü kez şansını deniyor. Dolayısıyla, karşımızda başrolü Almanya’nın üstlendiği, İngiltere ile Fransa’nın iki ayrı kutupta karakter oyunculuğu ile yetindikleri bir diyaloji oyunu var. Bu büyük oyuna dışarıdan etkiyecek aktörler ise ABD ve Rusya. Avrupa’yı, şöyle ya da böyle, yeni bir altüst oluş bekliyor ve yaşlı kıtanın 21. yüzyılda ne ölçüde bir güç odağı olacağını bu süreç belirleyecek. Türkiye de doğru adımlar atmayı ve iç dinamiklerini sağlıklı işler kılmayı başarırsa, bu sürecin önemli aktörlerinden birine dönüşebilir.”

Bunları, aradan geçen onca yıl içinde Avrupa’nın stratejik aklının Türkiye üzerine yeterince düşünmediğini vurgulamak için aktardım. Türkiye AB’nin geleceği için belirleyici aktörlerden biridir. Zamanı geldi artık, Avrupa Türkiye’yi düşünmek ve önemini kavramak zorunda. Bizim de “Avrupa dağılıyor” izlenimine kolayca kapılmamamız gerekiyor. Son bir husus daha: Şimdilerde Avrupa’da gerçekleşen şey yeni bir temelin, yani modernizmin yitirilişi ise, Avrupa’yı çok sancılı bir dönem bekliyor olabilir. Buna da kafa yormamız şart.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum