Avrupa futbolu gerileme döneminde

EURO 2016’da geriye sadece 3 maç kaldı. Çeyrek finallerden sonra da turnuvaya ilişkin genel kanım değişmedi, izlediğim 48 maçın toplamından edindiğim sonuç belli: Futbol kalitesinin düzeyi yetersiz. Bu kalite eksikliği Avrupa futbolundaki gerileyişe işaret ediyor. Bir önceki yazımda “İzlanda ve Galler türünden sürprizlerin turnuvaya kattığı heyecanla avunanlar olabilir” diye yazarken de bunu vurgulamaya çalışmıştım.

İzlanda hepimizde bir sempati oluşturdu, çıkışlarını da önemsiyorum. İskandinav futbolu dökülürken, o ekolün tek parlayan yıldızı oldular. Ama Fransa karşısında dağıldılar. Bizim eleme grubumuzdaki performansları da etkileyiciydi. Gelgelelim, aynı grupta Hollanda’nın 4. olup elenişi, bizimse zar zor turnuvaya katılabilmemiz düşündürücüydü. Bunu Avrupa futbolundaki genel gerileyişin işareti olarak da okumak gerekir.

Türk futbolunun bu gerileyişten nasıl sıyrılacağını göstermek teknik heyetin ve federasyonun işi. Futbolumuzun geleceği için ayrıntılı ve uzun vadeli bir yol haritası koymalılar önümüze. Bizim tartışacağımız şey de bu yol haritasının artıları, eksileri olmalı. Aynı şey Avrupa’nın başlıca markaları için de geçerli. Özellikle de İngiltere, İspanya ve Hollanda için.

TEDBİRLİ FUTBOL ÇIKMAZ SOKAK

Avrupa’nın futbol markaları arasında ayakta kalan tek ad Almanya. 2014 Dünya Kupası’nda da Avrupa’nın en göze çarpan takımıydılar. Biraz irtifa kaybetmiş olmakla birlikte, EURO 2016’da da öyleler. Fransa’ya gelince: Onları Almanya karşısında test etme fırsatı bulacağız. Buraya kadar ciddi bir rakiple karşılaşmadan geldiler. Ev sahibi olmanın avantajını kullanıp finali de görebilirler. Ama ben yarın akşam sonucu değil, Almanya önünde sergileyecekleri futbol kalitesini ölçü alacağım.

Bir de yükselen yıldızların oluşturduğu hayal kırıklığı var tabii. Belçika ve Hırvatistan gibi. Yakaladıkları kadro kalitesini taktik yetersizliğe kurban ettiler. Avrupa futbolundaki gerileyişin nedenlerinden biri de bu. Hücum futboluna yeterince yer verecek cesaretin sergilenmemesi. Tek bir örnekle yetineyim:

Galler-Belçika çeyrek finalinde ilk yarı 1-1 bitmiş. Belçika’nın hocası Wilmots 2. yarının başında Carrasco-Fellaini değişikliğine gidiyor. Yani “İlk yarı biraz zorlandık. Ben nasıl olsa gol atarım. Aman, kazaen bir gol yiyip zor duruma düşmeyeyim, tedbiri elden bırakmayayım” diyor. Tedbirli futbola yaslanmanın bedelini de ağır biçimde ödüyor. Almanya-İtalya maçındaki sıkıcı taktik mücadeleye hiç girmiyorum bile. Avrupa futbolunun, biz de dahil, önümüzdeki dönemde bu hallere kafa yorması gerekiyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.