Back To Top
Dünyanın tuzu olmak

Dünyanın tuzu olmak

 - Son Güncelleme: 30.06.2017 Cuma 23:46
- A +

Matta’ya göre Hz. İsa kalabalıkları görünce dağa çıkar, ardından bir grup insan gelip etrafına toplanınca, meşhur dağ vaazına başlar. “Dünyanın tuzu sizsiniz” der ve ekler: “Ama tuz tadını yitirirse bir daha ona tuz tadı nasıl verilebilir? Artık dışarı atılıp ayak altında çiğnenmekten başka işe yaramaz.” (Matta, 5/13). Bu vaazdaki tuz metaforu hakikaten çarpıcıdır. Bir yoruma göre ilâhî buyruklar uyarınca sımsıkı bir mümin olmak ve sulandırılmamış bir hayat yaşamak tuz gibi yakıcıdır. Malum, tuz yakıcı olduğu kadar da koruyucudur. Mesela, ete sıvandığında o eti çürüyüp kokmaktan korur. Mümin de tuz misali dünyaya ve hayata sıvandığında her şeyden önce kendini dünyevileşmeden korur. Tuz aynı zamanda tattır. Kendisi acıdır ama yemekler ancak bu acılıkla tatlanır. Tat ile tuz kelimeleri bundan dolayı bir arada kullanılır. “Tuz tadı” tabiri her ne kadar oksimoronik görünse de tuzun damakta bıraktığı tat çok esaslı bir tattır.

***

Dağ vaazının tarihî ve sosyolojik zeminine gelince, Hz. İsa döneminde içi çoktan boşaltılmış ve hikmet, irfan ve vicdandan yoksun bir hal almış olan Yahudilik Ferisî yobazlarca ahlâkî yozlaşma ve kokuşmanın meşruiyet aygıtına dönüştürülmüştür. Bu yüzden Hz. İsa, Ferisîlerce empoze edilen gayr-i ahlâkî, şekilci ve gösterişçi dindarlık söylemini kıyasıya eleştirmiş ve ısrarla derin ahlâkî duyarlılığın şekillendirdiği bir din ve dindarlık anlayışını salık vermiştir. Hz. İsa’nın tebliğ ve davette bulunduğu dönem özellikle din adamları ve yöneticilerle ilgili skandalların, çok çeşitli suiistimallerin sıkça yaşandığı bir zaman dilimi olarak tarih kayıtlarına geçmiştir. Din adamları arasında baş gösteren menfaat ve nüfuz kavgası, dinî emirlerin keyfi yorumlanması ve adamına göre fetva çıkarılması gibi sorunlar da Hz. İsa tarafından sıkça eleştirilmiş; ancak bu eleştiriler dönemin din baronlarını ve müesses dinî yapılarını çok rahatsız etmiştir.

Morris S. Seale’nin bir makalesinde mukayeseli olarak gösterdiği üzere Hz. İsa’nın dağ vaazında altı çizilen birçok ahlâkî ilkenin tasavvuf tarihindeki Melâmetî anlayışla önemli ölçüde benzeşmesi dikkat çekicidir. Melâmetîlik hicrî III. (IX.) yüzyılda Horasan bölgesinde ortaya çıkıp daha sonra bütün İslam dünyasında yaygınlık kazanan bir tasavvufî mektep ve meşreptir. Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmamayı (Mâide 5/54) kendilerine temel ilke edinen Melâmetîlerin belli başlı özellikleri şöyle özetlenebilir: Kendi nefsinde bir varlık görmemek ve nefsin her türlü benlik iddiasını terk edip gönülleri terakki ettirmeye çalışmak; başkalarının kusurlarıyla ilgilenmeyi bırakıp kendi kusurlarıyla meşgul olmak; halk ile tahalluk, Hak ile seyr üzere yaşamak, yani halkın içinde sıradan biri gibi olmak ve fakat Allah’ı bir an bile hatırdan çıkarmamak; ibadetleri ifa ettikten sonra hemen unutmak ve böylece nefsin ucb, kibir ve riyaya meyletmesine fırsat tanımamak; nefsin bir şeye çaba göstermeden sahip olmayı istemesi hâlinde o şeyi alın teriyle kazanmaya koyulmak… Kısacası, Melâmetîlik gösteriş, kendini beğenme ve şöhret düşkünlüğü gibi ahlâkî âfetlere karşı nefsi kınamak suretiyle adam gibi adam olmaya çalışmaktır. Bu anlayışın sonucu olarak Melâmetîler amellerini gizleme taraftarı olmuşlar, kalbî ve fiilî amellerinin başkaları tarafından bilinmesini hoş karşılamadıkları gibi kendilerini fark ettirecek özelliklerle ortaya çıkmaktan da sakınmışlardır.

***

Özellikle son zamanlardaki genel toplum manzaramız beni bir Melâmetî gibi davranmaya ve İslam’ı Melâmetî perspektifle yorumlamaya sevk ediyor. Çünkü etrafıma baktığımda hemen herkes dünyanın tuzu değil de “bal küpü” olma sevdasına kapılmış görünüyor. Hatta bugünkü genel hayat tarzımız, “Bal tutan parmağını yalar” modunda seyrediyor. Böyle bir hayat modu tuzun bile kokacağına işaret ediyor. Bu yüzden, hâl-i hazırda ahlâkî duyarlılığı sıfırlanmamış her bir insan tekinin tıpkı tuz gibi yakıcı olması, yaraya kendini basması gerekiyor. Malum, tuz kendinden verir, kendini eritir. Topyekûn çürüyüp kokuşmaktansa birilerimizin tuz misali kendinden verip kendini eriterek en azından çürümeyi geciktirmek için didinmesi lazımdır. Aksi halde, bu kritik yıllar tarih kütüklerine dünyevî nimetlerle sınandığımız yıllar olarak kaydolacak, fakat sadece bununla kalmayacak, sınavı kaybettiğimiz yıllar olarak da anılacaktır. Tarih, “pek çok müslümanın yokluk zamanında dilden düşürmediği ihlas, takva gibi değerlerin varlıkla sınanma tecrübesinden sonra parasızlıktan başka bir şey olmadığı anlaşıldı” diye de yazacaktır. Bu yüzden, yakın gelecekte, en azından istikbaldeki kırk-elli yıllık süreçte biz müslümanların hemen hiçbir insan evladına din, ahlak, hak, hukuk namına söz söylemeye yüzü olmayacak, iki çift laf etmeye kalkıştığımız anda ise, “Sizi de gördük” mealindeki tepkiler hepimizin suratına tokat gibi çarpacaktır. Kısacası, hemen her birimizin tuz değil de bal küpü olma şehvetine kapılıp birer dünya arsızına dönüşmesiyle ortaya çıkan büyük yıkımdan belki de en çok dinî-ahlâkî değerler nasibini alacak ve sonuçta tüm söylemlerimiz, sembollerimiz ve vaktiyle temsilciliğini üstlendiğimiz değerlerle birlikte gelecek nesillerin ibretle bakıp seyredeceği bir enkaz yığını olacağız.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 04 Temmuz 2017 13:52
Allah ilminizi arttırsın Yüreğinize ve kaleminize kuvvet.
KARAR OKURU 04 Temmuz 2017 12:56
Zümer 49: İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: 'Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir' der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler. Dindar kesim yukaridaki gibi bir durum yaşıyor. Her alanda sahip olmaya basladigi güç ve makamın ödül olarak verildiğini düşünüyor. Kibirlenmiş durumda. Sıra bizde modunda. Halbuki bunun da bir sınav olduğunu unutmamaları gerekiyor. Diğer bir sebep laik kesime karşı geçmişin yarattığı güvensizlik. Dindarlar geçmişte kendilerini ne kadar öteki hissettiyse laik kesim de şimdi aynı şeyi hissediyor. Bu durum laik kesimin empati yapabilmesi için de bir fırsat aslında. Tesettürlü insanların, namaz kılanların geçmişte dışlanmanlarından dolayı samimi özür dileyebilmeleri lazım. Dindar kesim gücü yeniden kaybederse eskisinden daha kötü durumlara düşmekten korkuyor. Bu konuda laik kesime niye güvensin? Dolayısıyla "yeniden onlar geleceğine; hatasıyla, günahıyla benim gibi olanlar gücü kaybetmemeli düşüncesinde." Mevcut kazanımları son şans olarak görüyorlar. Dindarlık adına yapılanlar da laik kesimin geçmişteki kaygılarını malesef haklı çıkarıyor. Laik kesimi dinden çıkmış olarak gören ve gücü tamamen ele geçirince "dinden çıkan öldürülür" hükmünü uygulamayı hayal eden bir kesim de yok değil. Kendi gibi yaşamayan herkesi zinakar gören ve zinayı önlemek için kadını sosyal hayattan silmeyi hedefleyenler de yok diyemeyiz. Ele ele yürüyen gençlere bile zina yapmış muamelesi yapacak bir alt yapı da yok diyemeyiz. Herkesin zorla namaz kıldırılacağı, içki içenlerin öldürülebileceği bir düzen isteyenler de yok diyemeyiz. İslamofobinin temel kaynağının bunlar olduğunu düşünüyorum. Bu fobiyi anlasa bile bu amaçlardan bir adım geri atmayacak dindar kesim de var. Niye geri adım atsın ki! Allah'ın bunu istediğini düşünüyor. Çözüm: Her kesim samimiyetle ve sürekli karşı tarafı anladığını ifade etmeli. Yetmez. Her kesim kendi aşırı ucunu eleştirmeli. Siyasiler oy kaygısına düşmeden bunu yapmalı. yobazlığa da hayır. Din düşmanlığına da hayır. Örneğin CHP'nin geçmişteki başörtüsü yasaklarinin yanlis, haksız ve zulüm olduğunu ifade ettiğini duymadım. Keşke o zamanlar da adalet için herkes birlikte yürüyebilseydi. AKP'nin de yukarıda ifade edilen aşırılıklara karşı açık bir tavır takındığını görmedim. Kimsenin yaşam tarzıma karışmıyoruz söylemi var ama "acırsanız acınacak hale gelirsiniz","kininizi diri tutun" gibi söylemler de mevcut. Tüm taraflar diğer tarafın kaygılarını haklı çıkaracak zihniyete sahipse sorunlarımızı maalesef çözemeyiz. Eger böyleyse, ortak tek bir yanımız kalmış görünüyor. Hepimiz vatanımızı seviyoruz. Gidecek başka yerimiz yok. Birbirimize düşmemizi bekleyen akbabalar çok. Bu konuda en büyük görev siyasilere düşüyor. "hayra ve barışa yönelik işler yapmak" için her şeyden önce söylemlerine dikkat etmeli ve halkı egitici bir tutum içinde olmalılar. Kendilerini seven çok. Onların sözü ilim bilim adamlarından daha önemli. Dini ve milli değerlerimizi kullanmamalı ama herkes sahiplenebilmeli. Sorumluluklarını unutmamalılar. Bu anlaşmazlıklar devam ederse, nefislerin "her yolu mubah görme" hatasından uzak durmasını bekleyemeyiz. Hangi taraf olursa olsun. Allah'a emanet olun. Sevgiyle...
Alper Tunga 03 Temmuz 2017 04:14
Hayır, binlerce kez hayır. Sizin gibi bilim insanları daha çok görünür olmalı. Aydınlatmalı, zihinleri ve kalpleri bulunduğu çıkmazdan kurtarmalı. Sizi ilgi ile izliyorum. Sizin gibi değerler daha çok olmalı ve değer dünyamızı değiştirmeli. Bizde İslam Felsefesi alanında gerçek bir formasyondan geçerek ve evrilerek geldik. 12 Eylül gibi bir dönemin zulmünü yaşayan 78 kuşağının öğrencileri olarak bu duyarlılığı taşıyanlardanız. Bu nedenle sizin gibi kişilere bu neslin daha çok ihtiyacı var. Hemde çok. Aydınlanma ise sizin gibi bilim adamları ile olacak. Skolastik bir öğreti ile değil. Saygılarımla.
acı gerçekler 02 Temmuz 2017 21:31
Sayın hocam, sanki bizim dinimizde ahlaki ilkeler öğretiliyor da müslümanlar buna dikkat etmiyor gibi konuşuyorsunuz. Halbuki bizim dinimiz ahlak öğretmiyor. Ka'b bin Eşref suikastinden önce katil peygambere soruyor: "Kab dışarı çıksın diye yalan söylememe izin var mı?" Peygamber de diyor: "Var". Bizim dinimiz daha ilk günden "amaca giden yolda herşey mübah" diniydi. Sonradan böyle olmadı. Kurtlar Vadisi gibi bir dizi kalkıp Musa ve Hızır'ın gemi delme hikayesini "bazen toplumun faydasına kanundışı iş yapmak gerekebilir; bunda Allah'ın tanıyıp mazur gördüğü bir hikmet vardır ve siz bu kanunsuz derin devlet adamları olarak aslında kahramanlarsınız, veya Allah'ın iradesini geçekleştiriyorsunuz" diye yorumlatabiliyor dizinin ermiş kişisine. Çünkü buna müsait bir hikaye. Sonra da soruyoruz: "acaba niye FETÖ çıktı, IŞİD çıktı?" Bir durup düşünelim acaba niye? Peki bu din, bu FETÖ'nün, IŞİD'in, Boko Haram'ın yaptıklarını hasarsız atlatabilecek mi? Sonraki nesiller islama hala saygı duyup inanabilecek mi? İnsanlar vicdanlarıyla doğuyor. Yeri gelir vicdanın karşısında iman bile ayakta duramaz. Herkes vicdanını, farzedilen bir öteki hayat çıkarı için bastıramaz; bunu sadece bazı zayıf ruhlu insanlar yapabiliyor. Toplumun çoğu açısından ise dinin hala ayakta durmasının tek sebebi bazı şeylerden haberleri olmamaları. İnsanların büyük çoğunluğu hala gayet sağlıklı bir doğal vicdan hassasına sahipler. Bu da demektir ki dinin çökmesi bu bilgi toplumunda artık an meselesi. Bir iki nesil sonra "deizm tehlikesi" artık deizm gerçeği haline gelecektir. Malesef bundan kaçış da yok gibi görünüyor. Bunun sebebi şu anki mevcut, aymaz, reform yapma isteksizliği değil; çünkü bu din zaten reform edilemez. Dinimiz daha en baştan vicdanla çatışma halinde olarak, vicdanı kuşatma altına almak isteyen bir din olarak kurulmuş. Böyle bir savaşı da hiçbir din kazanamaz.
KARAR OKURU 02 Temmuz 2017 20:43
Aynen katılıyorum çok doğru tespitler
KARAR OKURU 02 Temmuz 2017 20:32
Allah razı olsun.Tuzun kokması ancak böyle anlatılabilinir.Harika bir hatırlatma.İnşaallah ders alanlardan oluruz.Ya Rab bize mehamet et.
KARAR OKURU 02 Temmuz 2017 17:01
içim acıyor.diyorum ki 'acaba dindarların mağdur olması daha mı hayırlıydı?'.ah ah böyle mi olacaktı? ben erdoğan'ı o fakir sofralarına mütevazice oturduğu için, mazlumları savunduğu için sevmiştim.şu an gelinen noktadan çok üzgünüm.ayrıca,devlet her kesime,her cemaate karşı eşit mesafede durmalıdır her daim.eğer bir görevi alevi hak ediyorsa o göreve o getirilmeli.torpile son verilmeli
KARAR OKURU 02 Temmuz 2017 12:48
İfsad etmeden islah etmek çok önemlidir. Tuz olacağız derken çin tuzu olusak bütün bir toplum en azından ovozite hastalığına tutulur. Islahın ana omurgası ötekileştirmeden muhatap olmaktır. Tebliğ usulünde muhatap ötekileştirilirse ıfsad ıslahın üzerine çıkar. 2000 li yıllarda müslüman toplumun imtihanıda bu her halde (zannımca).
KARAR OKURU 01 Temmuz 2017 23:00
"....Hz. İsa’nın tebliğ ve davette bulunduğu dönem özellikle din adamları ve yöneticilerle ilgili skandalların, çok çeşitli suiistimallerin sıkça yaşandığı bir zaman dilimi olarak tarih kayıtlarına geçmiştir. Din adamları arasında baş gösteren menfaat ve nüfuz kavgası, dinî emirlerin keyfi yorumlanması ve adamına göre fetva çıkarılması gibi sorunlar da Hz. İsa tarafından sıkça eleştirilmiş; ancak bu eleştiriler dönemin din baronlarını ve müesses dinî yapılarını çok rahatsız etmiştir....." Hocam bu pasaj da anlattığınız bozulma hali şu anki 2017 Türkiyesi ne ne kadar da benziyor, degil mi ! Peki neden,neyi yanlış yapıyoruz? Sebep ,sonuç, sebep döngüsüne kapıldık..Allah Resülunün (sa)b bahsettigi VEHN hali ..Dünyevi ,sulta, kadın,para,masa ve dünyalık hırsı.. Ben buna sebep olanın biziz diye düşünüyorum.. Adam bozulunca alem bozulur..Bozulan alem de, ademi bozar! Bizim idareci ve bunlara takılan avami ve havasi hacı,hoca, akademik hocalar elbirliği ile Ferisilik modundalar ..
KARAR OKURU 01 Temmuz 2017 20:44
Kol kırılır yen içerisinde kalır, müslüman kesim bu deyimi çok kullanıyor. Yani hataları ve yanlışları belli etmemek gerektiğini, karşı tarafın bu hataları aleyhte kullanacakları gibi bir duygusallık yaşıyorlar; yalanların yatsıya kadar zamanı olduğu söylemini de sürekli kullanarak. Teorileri ve pratikleri birbirinden kopuk, söylemleri filiyata yansımıyor. Samimi deyiller, gücü ele geçirince zorbalığı meşru hale getiriyorlar vb. gibi düşünceler toplumda çok yayıldı. Samimi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları evrensel beyannamesindeki hakları temel alan bir anlayış (birçoklarının zaten bu islamda var dedikleri) gelişmedikçe, bu örnekler geçmişte vardı, şimdi de var ve gelecekte de var olacak.
sabetay dönmez 01 Temmuz 2017 20:03
zuhulen öztürk yerine özdemir yazmışım, özür beyan ederim. devamlı görüştüğüm özdemir soyadlı bir melami arkadaşım var da.. çokomilk gibi hiç aklımdan çıkmaz kereta.
sabetay dönmez 01 Temmuz 2017 18:01
p.s: nesimi' nin dergah ilahisidir- nefesidir o mirim.
KARAR OKURU 01 Temmuz 2017 15:06
40 - 50 yıl diyerek çok iyimser dűsünmüşsünüz sayın hocam...insanlar çoktaaaan o noktaya geldi
Allah razı olsun ellerine yüreğine sağlık dünyevileşme Med çağını yaşıyor bizde bu çarkın içinde son sürat ilerliyoruz korkum tuzun da kokmasıdır Allah meçhul akibetimizi hayr eylesin
Yağmur Atsız 01 Temmuz 2017 14:47
Fevkalade önemli bir metin...Kutlarım! Yağmur Atsız PS.: "Ben Melamet Hırkasını kendim geydim eynime..." diye başlayan çok ilginç bir türkü vardır bu babda.
Lutfi B. 01 Temmuz 2017 13:43
Hz. İsa a.s. örneği hayata olumlu anlamda yön vermek için ortaya çıkanların mücadelesi dünya perestlerin baskı ve tepkisi sonucu genellikle yalnız kalmaları ve etkilerinin nostaljik bir hatıra olarak tarihe mal olması ile -maalesef- neticelenmiştir. Ama gündelik menfaat peşinde hayatını heder eden ve kazanç içinde olduğunu sanan dünya perstler bugün neredeler ve ne haldeler diye kendimize sormak ve nefsimizin değil aklımızın doğru dediğine -nefsimize ağır gelse de- uygun davranmak durumundayız. Bir de tuz gibi olmayı bal küpü gibi olmaya tercih edenlerin sayısının artması ve birlikte, çürümeye yüz tutmuş toplum gidişatına dur demesi gerekir. Tek başına verilen mücadeleler çoğu defa etki alanı son derece sınırlı ve nostaljik olmaktan kurtulamayan çabalar olarak tarihte yerlerini almaktan kurtulamamışlardır. İbretlik olan şudur ki, Mustafa hocanın yazısının altına toplumumuzun hemen tamamı gerek akli perspektif ve gerekse mantıki açıdan imza atabilir bir yapı ve karakterde olmasına rağmen pratikte genellikle tam tersi bir hayat yaşamasıdır. Bu çok bilinmeyenli bir bilmecedir. Bu bilmeceyi çözmeyi becerdiğimiz zaman herşey olması gereken yöne evrilecektir.
atila kutlutaş 01 Temmuz 2017 11:35
Bu güzel yazınız için teşekkür ederim hocam. meselemizin bam teli, cam üflemenin püf noktası. teşekkür ederim.
KARAR OKURU 01 Temmuz 2017 10:46
Hocam, sizi de gorduk tepkisi icin 40-50 yila gerek yok. Bugun dahi boyle tepki veren binlerce insan var, ben dahil.
Mutlu Yücel 01 Temmuz 2017 09:50
Güzel bir yazı ne diyelim. Okumanın, mantıklı düşünmenin, en önemlisi haksız, hukuksuz bir düzenin kirletemediği bir kişilikten dışarı taşan bir makale. Bu birikiminden biz de faydalandık teşekkür ederiz. Melâmilik,anladığım kadarıyla, çalışmak, paylaşmak ve son derece gösterişten uzak olarak sade yaşamak demektir. Aksi, adaletsizliği, dünya malına tapınmayı davet eder ki, sonunda bu hedefe kilitlenen kişi, hedefe ulaşmak için her şeyin mubah olduğuna hükmeder. Bu hükümdür ki ruh güzelliğini silip süpürüp dışarı atar, geriye it artığı bir beden bırakır. Şimdi bizim gibi adaleti, daha önemlisi onun da bir üst kümesi olan “demokrasisi “ kıt düzenlerde zannetmem ki hiçbir dini güzel görüş çatlağını bulup ta su gibi aka. Bir bayramda karşısına çıkan son derece gösterişli giyinmiş bir kız çocuğuna bakan yoksul çocuğunun ona kin duymaması ve ya da ona özenmemesi, onun sahip olduğuna sahip olmak için iç dünyasında esen fırtınaya yakalanmaması çok zor. O yaşta beyine kazılan bu isteğin gerçekleşmesi için artık her şey o çocuk için mubahtır. Çocuğu ve o çocuktan, kirlenerek büyüyen kişiyi bu fırtınadan korumanın yolu, nimeti ve külfeti ( Melamilik gibi )hakça paylaşan bir dini anlayışa herkesin yönelmesini beklemekle olmaz. Şayet olur derseniz, size derler ki! Bütün dinler adil olmayı çalışmayı ve paylaşmayı emreder, aksini söyleyen bir din var mı ki illâki Melamilik diyet tutturuyorsun? Din kişinin kendini kâmilleştirmek için seçtiği şu vaya bu yoldur ve sorgulanamaz. Bu yol kişi ile Allah arsına uzanır. O yolu virane bırakmamanın yolu, memlekette adaleti, demokrasiyi ful etmekten geçer. Demokrasi demek ille de bir Danimarka, Almanya olmak demek ta değildir. Bir Küba de olunabilir. Yapılan anketlerde halinden en çok memnun olanlar, yaşama sevincini en çok duyanların başında Küba halkı gelir. Her Küba’ lının salonunda bir masa dört sandalyeden fazla bir eşya da göremezsiniz. Orada dört şeritli yollar, lüks arabalar da yoktur, ama mutlu yaşarlar. Çünkü Kübalı çocuğunun aç kalacağı endişesi taşımaz, sağlık hizmetleri herkese eşit uzaklıktadır. Herkes zengin değildir ama eşittir. Adalet düzeni işte budur. Almana geçmişinde mazlumları sömürmüş ve Küba ya göre lüks yaşamakta ama onları mutlu eden bu lüks yaşamaktan öte nimeti ve külfeti eşit dağıtıp adaleti tesis etmeleri, ilerde çocuklarının aç açık kalmaması huzurunu hissetmelerindendir. Onun için Kılıçtaroğlu’nun adalet yürüyüşünden mutlu oluyorum. Keşke daha korkusuz olsa resmen ve özellikle Ahmet Türk gibi barışçı aydınları da resmen ve ısrarla davet etse, onu da baş tacı etse. Herkes için ama sözde değil fiiliyatta da herkes için üzerlerine çamur atılmasından da korkmadan adalet dese.
KARAR OKURU 03 Temmuz 2017 17:53
1
Eğrilikte nam salmış bir parti yada düşüncenin adalet arayışı!sahtedir gayri itibarıdır.Ancak Adalet insan için olmazsa olmaz bir olgudur.Cunku keser dönüp sap dönüyor, geriye baktığında zulümden başka sermayesi olmayan zihniyetin Adalete sarılması, yada Adalet diye birşeyin farkına varması beni şaşırtıyor. Hangi davranışları adil oldu diye sormak istiyorum? Bu ülkeye iyilik yapmak istiyorlarsa gölge etmesinler yeter.
evin 01 Temmuz 2017 09:26
hz. isanın torunları kabul edilen süryanilerin vakıflarına, ibadet yerlerine türkiye tarafından el konuldu. bilmiyorum haberiniz var mı? 2000 yıldır dünyadaki zulümde değişen birşey olmamış galiba...
Şehrin Insanı 01 Temmuz 2017 06:10
Boşverin hocam insanları. Köye gidin. Etrafınızdaki dostlarınız ağaçlar, ırmaklar olsun. Kendinize zaman ayırın. Sadece hayattan "tat" alarak.
sabetay dönmez 01 Temmuz 2017 06:01
şair eşref ve birkaç arkadaşı bektaşi olmaya karar vermişler ve izmir' de bektaşi tekkesine gitmişler. baba bunları haremlikte oturtmuş, çilingir sofrasını kurmuş, kafalarını cilalamış..nihayet sebeb-i ziyaretlerini sormuş, bizimkilerde bektaşi olmak istiyoruz babacığım deyince baba: bektaşi olup ta ne yapacaksınız, bizde namaz yok , abdest yok, taat yok ki diye cevap vermiş. bunun üzerine eşref: ohoo biz zaten bektaşiymişiz demiş ve dergahtan çıkmışlar.sayın özdemir melamimeşrep olasım geliyor deyince, bu hatıra aklıma geldi:)) not: memleketimizde avdeti ve mühtediler(?) genellikle bu iki meşrepte yuvalanırlar; zira zahiri ibadetleri riya olur endişesiyle zamanla terk eden bektaşilik, melamilik ve kalenderilik gibi yollar bu kesimler için ideal kamuflajı sağlarlar.
Şamil Öztürk 01 Temmuz 2017 02:27
'Kısacası, hemen her birimizin tuz değil de bal küpü olma şehvetine kapılıp birer dünya arsızına dönüşmesiyle ortaya çıkan büyük yıkımdan belki de en çok dinî-ahlâkî değerler nasibini alacak ve sonuçta tüm söylemlerimiz, sembollerimiz ve vaktiyle temsilciliğini üstlendiğimiz değerlerle birlikte gelecek nesillerin ibretle bakıp seyredeceği bir enkaz yığını olacağız.' Cümle herşeyi özetlemiş.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN