Sosyal mühendislik

Gün geçmiyor ki sosyal medyada, bir grup köylü çocuğun, önlerinde öğretmenleri, üstlerinde modern kıyafetleri, ellerinde enstrümanlarıyla poz verdiği, siyah beyaz bir köy enstitüsü fotoğrafı paylaşılmasın. Tabi yanlarında klişe yorumlar da hiç eksik olmuyor: “Neredeydik nereye geldik”, “İşte 1940’ların modern Türkiyesi…” vs.

Köy Enstitüleri projesi bir kesimce çokça romantize edilirken diğer bir kesimce eleştirilir. Ancak bu projeyi hatırlayıp ah vah edenlerin de, şiddetle muhalefet edenlerin de meseleye farklı bir perspektiften bakmalarında, soğukkanlılıkla yeniden düşünmelerinde fayda var.

18-09/24/ekran-resmi-2018-09-24-225001.png

Bugünden geriye baktığımızda, Köy Enstitüleri Projesi’nin ari ırkı “inşa etmeye” çalışan “der Führer” Hitler ve “El Caudillo” Franco gibi diktatörlerin yıldızının parladığı, faşizmin makbul bir şey sayıldığı yıllarda gerçekleştirilmiş, zamanın ruhuna uygun -yani gayet faşizan- bir proje olduğunu görürüz.

O yıllarda “ebedi şefimiz” ölmüş, yerini “milli şefimiz” İnönü’ye bırakmıştır. Ebedi Şef’in, toplumu yukarıdan aşağıya doğru şekillendirme, “Batılılaştırarak medenileştirme” kararlılığı milli şef tarafından sürdürülmektedir.

Bugün daha sık kullanılan adıyla söylersek, bu tipik bir “toplum mühendisliği” projesidir.

Dönemin iktidarına göre “cahil” milletin -gerekirse zorla- adam edilmesi lazımdır. Türkiye yüzünü batıya çevirmiştir. Batılılaşacaktır. Başka yapacak bir şey, gidecek bir istikamet yoktur. Yirmi sene evvel köleleri olmamak için çarpıştığı İngiliz’in şapkasını, Fransız’ın pantolonunu giyecek, İtalyanlar ayarında piyano ve opera sanatçıları yetiştirecek, kendininkilerini atıp kovduğu düşmanlarının ölçü, zaman birimlerini kullanacak, alfabelerini benimseyecektir. Çünkü ilerlememizin tek yolu “eskiye ait tüm kokuşmuşluklarımızdan” kurtularak Batılılaşmak, her şeyimizle daha dünkü düşmanımız Avrupalılara benzemektir.

Ebedi Şef zamanında yapılan “inkılaplar” büyük şehirlerde belli ölçüde etkili olmuş ama nüfusun yüzde sekseninin yaşadığı köylere nüfuz edilememişti. Bu proje özellikle köylü çocuklarının devrimleri ve yeni rejimi içselleştirmeleri için gerekliydi.

Köy Enstitüleri Projesi “adam edilmek istenen köylüler” tarafından hiç de öyle sanıldığı gibi coşkuyla kucaklanılmadı. Herşeyden önce, projenin maliyeti büyük ölçüde köylülere yüklenmiş, fukara köylüler projeyi finanse etmeye, kurulacak enstitünün müstakbel öğrencileri olan çocuklarıyla beraber binaların inşaatında çalışmaya zorlanmışlardı. Bu okullarda yetişen gençler isteseler de istemeseler de aynı okullarda öğretmen olmak ve sonraki nesilleri “eğitmek” zorundalardı. Köylülerden dindar olanlarının gözünde bu proje zaten, “gavurlaşmış yöneticilerin”, milleti “zorla gavurlaştırma” projesiydi. Tabiatıyla kimse bu projeyi “cahil” halka sormamıştı. Zamanın ruhu, halkı ikna etmeye gerek hissettirmiyor, gönüllülük aranmıyordu.

Projede “milli” unsurların endoktrinasyonu da eksik değildi. Ama bu da modernleşme projesinin bir parçası olarak kurgulanmış sun’i bir milliyetçilik anlayışını, kurgulanan ulus devletin yeni dini olarak yaygınlaştırma çabasıydı. Türkiye Cumhuriyeti’nin batılı anlamda bir “ulus devlet” olması için milliyetçiliğin seküler bir din olarak yaygınlaştırılması ve bunun için gerekirse E. J. Hobsbawm’ın ifadesiyle “geleneğin icadı” şarttı.

***

Hikâyenin sonrasını hepimiz biliyoruz: Millet, bulduğu ilk fırsatta kendini zorla kalıplamak, “adam etmek” isteyenleri alaşağı etti. Bir daha da iktidar yüzü göstermedi.

Özetle Köy Enstitüleri Projesi, hasretle anılacak, ardından ahuvah edilecek bir proje değildi. Modernist bir zorbalık projesiydi.

Kalkınmak, modernleşmek, ülkeyi güzelleştirip ileri taşımak için insanların farklı fikirleri olması çok normal. Ancak iktidar, kendi anlayışını herkese zorla dayatmaya, kitleleri zorla kendi inancının mümini yapmaya kalkınca iş değişiyor.

Bugünkü iktidarı özellikle eğitim konusunda birtakım dayatmalar yapmakla, belli bir anlayışı halkın tümüne zorla kabul ettirmeye çalışmakla suçlayanlar, Köy Enstitülerinin de bir dayatma olduğunu teslim etmedikçe eleştirilerinin anlamlı ve tutarlı olmayacağını görmelidirler.

YORUMLAR (21)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
21 Yorum