Üzülmek

Genç bir baba. Kucağında bir bebek yastığı.

Bebeklerin kokusu cennetten gelirmiş. Öyle derler.

Henüz hiçbir dünyeviliğin, hiçbir kötülüğün karışmadığı temiz bir koku.

Siz de, bebeğinizin mis gibi kokusunu derin derin içinize çektiniz mi?

Oğlunuzu ya da kızınızı sevmenizin bir parçasıdır bu koku.

İyi teneffüs ederseniz, sizin ruhunuza da faydası vardır.

Kirinizi pasınızı alır.

Gamınızı kederinizi uçurur, götürür.

Baba, oğulcuğunun kokusunu duyuyor iki koluyla sarıldığı küçücük yastıkta.

Oğulcuğu, Mustafa Bedirhan’ı bir gün önce teröristler öldürmüş.

Bedirhan’ın resmini gördünüz mü? Ne kadar güzel gülüyor.

Bebekleri melekler güldürürmüş.

Hiç melek gülüşü görmedim ama, bebeklerin gülüşünün meleklerin gülüşünden daha güzel olduğunu zannediyorum.

Bu gülüş, öldürülebilir mi?

Yani, insanlıktan zerre kadar nasibi olan, bu gülüşe, bu güzelliğe kıyabilir mi?

Allah’ım! Oğlancık, babasının kucağında. Başında babasının kepi, yan dönmüş. Ama nasıl güzel gülüyor. İnsan, canını verir böyle bir güzellik için.

Bedirhan’ın yastığına sarılmış, tören alanında bir hüzün anıtı gibi kaskatı duran Baba Serkan Karakaya, bebeği ölmeden belki yarım saat önce, bebeğini kucağına almış, onunla oynamış.

Bir babanın en güzel halidir, bebeğiyle güldüğü, ona dokunduğu, onu sevdiği hal.

Terör, o güzel hali de öldürmüş.

O küçücük tabuta bakmak ne kadar ağır Ya Rabbi!

Astsubay Serkan Karakaya’nın başına kıyametler koptu.

Sadece oğlu ölmedi Serkan’ın.

Gurbette, taa Yüksekova’da, hayatı, zorlukları, gurbeti onunla paylaşan eşi de öldü.

Nurcan hanım, eşine doğum günü sürprizi yapmış. Bedirhan’ı yanına alıp eşinin yanına, üs bölgesine gelmiş.

Gelirken, üsteki askerlere de yemekler, tatlılar getirmiş.

“Biz, babamıza geldik.”

Belki de böyle demiştir Nurcan Hanım, eşiyle karşılaştığı zaman.

Bu, bir coşkudur, heyecandır.

Güzel bir oğulun taçlandırdığı tertemiz bir sevgidir.

Terör, o sevgiyi de öldürdü.

Biz anlayamayız böyle büyük bir acıyı, ne katdar çok bilmiş görünsek de...

Hüzünleniriz.

Üzülürüz.

‘Üzülmek.’

Bir şeyin kopmasına eski Türkçede ‘üzülmek’ denir.

Mesela, tespihin, gerdanlığın ipinin kopmasına...

Üzülmek, insanın içinin kopmasıdır.

Belki kelimenin kuvvetini tarif edemediğimiz için, bazen, ‘içimden bir şey koptu’ diye ifade ederiz.

İşte böyle, üzülürüz.

Bu anlamak sayılmaz. Fakat, kıymetli bir şeydir.

Bir annenin, bir babanın ve bir bebeğin arasındaki ‘dünya cenneti’nin... Bir sevgi ocağının acımasızca paramparça edilmesine...

Bebeğin ölümüne, annenin ölümüne...

Babanın yanışına ben çok üzüldüm.

Bu üzülmenin içinde, bir şey daha var.

Beşer dediğimiz mahlukun, böyle ağır bir kötülüğü işlemesine uzaktan da olsa tanıklık etmenin, böyle bir şeyi işitmenin, haber almanın, böyle bir kötülüğün insan tarafından yapılabiliyor olmasını bilmenin sebep olduğu büyük ruhsal tahribat.

Şu yaşadığımız devirde, sade kendi memleketimizde değil, başka yerlerde de... ne kadar çok maruz kaldık böyle yıkımlara!

Cinsi, cibilliyeti, menşei ne olursa olsun...

Doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden, ne taraftan gelirse gelsin...

Teröre küfür etmekten, lanet okumaktan, böyle yana yana yazmaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

YORUMLAR (6)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
6 Yorum