Şehir Üniversitesi’nin kapanması ve vakıf üniversitelerinin geleceği

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Zafer Çelik “Türkiye’nin modern üniversite tarihi, akademik özgürlüklere müdahalelerin yaşandığı olumsuz birçok tecrübeye sahip. Şehir Üniversitesi’nin kapatılması da bunlardan biri olarak tarihe geçti” diyor.

Bir vakıf üniversitesinin garantör üniversiteye devri ilk olarak 2016 yılında Haliç Üniversitesi’nin kötü yönetildiği gerekçesi ile yönetiminin İstanbul Üniversitesi’ne devredilmesi ile gerçekleşmişti. Ancak bu uygulamada Haliç Üniversitesi’nin yönetimi 2019 Ekim’inde İstanbul Üniversitesi tarafından kurucu vakfa geri devredilmişti. Haliç Üniversitesi örneğinde olduğu gibi vakıf üniversiteleri mevzuatına göre üniversitenin yönetiminde bir sorun olduğu tespit edildiğinde sorun çözülünceye kadar üniversite yönetimi garantör üniversiteye devredilmekte, sorunlar çözüldükten sonra ise tekrar kurucu vakfa geri iade edilmekteydi. Bu mevzuata göre Şehir Üniversitesi, Marmara Üniversitesi’nin yönetiminde birkaç yıl faaliyet gösterdikten sonra kurucu vakfa iade edilebilecekti. Şehir Üniversitesi’nin kapatılması konusunda kararlı olan irade ise mevcut düzenlemelerin yetersiz olduğunu fark edince yeni bir kanun çıkardı. Yükseköğretim Kanununda yapılan değişiklikle birlikte Şehir Üniversitesi’nin kapatılması için hukuki zemin hazırlandı.

Kanunda yapılan değişiklikle birlikte artık faaliyet izni geçici olarak durdurulan bir vakıf üniversitesi, mülkiyetindeki taşınmaz ve mal varlığı eğitim-öğretimi sürdürmek için yetersiz olduğu garantör üniversite ve YÖK tarafından tespit edildiği takdirde kapatılabilecektir. Bu düzenleme sonrasında 30 Haziran’da yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Şehir Üniversitesi kapatıldı. Buradaki kritik husus, vakıf üniversiteleri mevzuatına göre kurucu vakıf ile üniversite tüzel kişiliği ayrıştırılmış, kurucu vakfın üniversitenin işleyişine ve gelirlerine müdahalesini engelleyici düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre üniversite, kurucu vakıftan ayrı bir unsur olarak ele alınmış ve kurucu vakıf ve üniversite bir görülmemiştir. Daha açık ifade etmek gerekirse, Ergenekon davaları sürecinde Yeditepe ve Başkent üniversitelerinin kurucuları olan Mehmet Haberal ve Bedrettin Dalan siyasal iktidara darbe yapma gerekçesi ile ceza aldığında dahi üniversiteler kurucu isimlerle ilişkilendirilmemiş ve kapatılması hiç düşünülmemiştir.

Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasına gerekçe kılınan iddialardan biri kamu arazisinin tahsisinin uygunsuz olduğuydu. Oysa geçmişten bu yana birçok vakıf üniversitesine benzer arazi tahsisi yapıldı ve yapılmaktadır. Örneğin ilk vakıf üniversitesi olan Bilkent’in arazileri Hacettepe Üniversitesi’nden alınmıştı. Daha birkaç ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) de tartışmalara neden olan Ankara Medipol Üniversitesi’ne bağışlanan kamu arazileri meselesi gündemdeydi. Ankara Medipol Üniversitesi için sadece bazı kamu arazileri tahsis edilmemiş, üzerine Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının (TCDD) tarihi birçok binası ile içinde lojmanların bulunduğu ve fiili olarak insanların yaşadığı arazi 49 yıllığına üniversiteye kiralanmıştır.

Aşağıda daha ayrıntılı değinileceği üzere kamu hizmeti veren vakıf üniversitelerine uygun arazilerin tahsisi ve arazi kiralama noktasında gerekli kolaylıkların gösterilmesi doğal ve gereklidir.

Vakıf üniversiteleri kurulurken kurucu vakıftan ayrı tüzel kişiliğe sahip bir devlet üniversitesinin garantörlüğünde kurulmaktadır. Devlet üniversitesinin garantörlüğü ile vakıf üniversitesi yönetiminde sorunlar çıkması durumunda bir mağduriyet oluşmaması gerekçesiyle böyle bir düzenleme yapılmıştır.

Vakıf üniversitelerinin mevzuatı, vakıf üniversitesi kurmaya niyetlenen vakıfların taşınır, taşınmaz mal, arsa, eğitim öğretim araç ve gereçleri gibi tüm kaynaklarını vakfetmesini öngörmektedir. İlgili mevzuata göre vakfın üniversite için tahsis ettiği tüm kaynaklar, herhangi bir sorun olduğunda garantör devlet üniversitesine devrolmalıdır. Açıkçası, bahsedilen düzenleme, vakıf üniversitelerinin farklılaşmasına, kendine uygun belirlediği misyona göre hizmet vermesine engel olarak tek tipçi, merkeziyetçi, farklılığa izin vermeyen bir üniversite sistemi oluşturmaktadır. Vakıf üniversiteleri üzerindeki devlet kontrolünün bir diğer göstergesi ise dünyadaki örneklerden farklı olarak vakfın üniversite rektörünü nihai olarak kendisinin belirleyememesidir.

Dünyadaki vakıf üniversiteleri ile kıyaslandığı zaman Türkiye’deki vakıf üniversitelerinin özerklikleri oldukça sınırlı, üniversitelere yönelik kontrol ve müdahale alanları ise oldukça geniştir. Vakıf üniversitelerinin özerkliğine ilişkin en sembolik örnek Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 1819’da Dartmouth Kolejinin isminin eyalet tarafından değiştirilme sürecinde görülmektedir. Kolej mütevellisi, eyaletin isim değiştirme kararını mahkemeye götürür fakat yüksek mahkeme vakıf tarafından daha önce yapılmış bir sözleşmenin yasayla dahi değiştirilemeyeceğini ilan etmiştir. Bu karar ABD’de vakıf ve özel üniversitelere devletin keyfi bir şekilde müdahale edemeyeceğini açıkça göstermiş ve sonrasında ABD’de vakıf ve özel üniversiteler güçlü bir yasal zemine sahip olarak hızlı bir şekilde yaygınlaşmıştır.

Dünya örnekleri dikkate alındığında kamu yararını esas alan ve özel bir çaba olarak kurulan vakıf üniversitelerinin mevcut tek tipçi ve merkeziyetçi sınırlamalardan azade olması beklenmektedir. Ancak Türkiye’deki mevzuat tek tipçi ve merkeziyetçi yapıyı pekiştirmekte ve vakıf üniversitelerin özerklik alanını daha da sınırlamaktadır. Devlet üniversitelerinden daha fazla baskı altında kalmakta, belirli şartları gerçekleştirmediği takdirde kapanma tehdidi ile karşı karşıya kalmakta ve kapandığı zaman ise tüm malvarlıklarını devretmek durumundadır. Bu gerekçeler, Şehir Üniversitesi’nin kapatılma sürecinde diğer vakıf üniversitelerinin sessiz kalmasına neden olmuştur.

Şehir Üniversitesi’nin kapanması meselesi münferit bir mesele olarak görülmemelidir. Kanunda yapılan değişiklik ile üniversitenin kapatılmasının kolaylaşması ve tüm mal varlıklarının garantör üniversiteye devri vakıf üniversitelerini, akademisyenlerini ve öğrencilerini orta ve uzun vadede olumsuz etkileyecektir. İlk olarak muhtemel bir kapanma durumunda vakıf üniversitesinin taşınır taşınmaz tüm malvarlığının garantör üniversiteye devredilmesi ihtimali, vakıf üniversitesi açmayı planlayanların daha dikkatli bir şekilde davranmasına neden olacaktır. İktidara muhalif birileri ile ilişkilendirildiği durumda bir vakıf üniversitesi kendisini nasıl güvenceye alacak? Dahası, vakıf üniversitesi muhalif görülen tüm akademisyenleri üniversiteden uzaklaştıracak mı? Vakıf üniversiteleri daha şiddetli bir şekilde akademisyenlerin akademik özgürlüklerini kısıtlayacaklar mı?

Yakın zamanda farklı medya platformlarında siyasi değerlendirmelerde bulunan bir akademisyenin gerekçe gösterilmeden TOBB Üniversitesi tarafından dönem ortasında işten çıkarılması, gelecek adına olumsuz işaretler vermektedir. Benzer bir durumda vakfı ve üniversiteyi korumak adına vakıf üniversiteleri yönetimi akademik özgürlükler konusunda nasıl bir tavır sergileyecek? Açıkçası vakıf üniversiteleri özellikle mevcut kanun değişikliği ile daha da zor durumda kalacaklardır. Türkiye’nin modern üniversite tarihi, İstanbul Darülfünunun kapatılmasından günümüze kadar akademik özgürlüklere ve üniversitelere siyasal müdahalelerin yaşandığı olumsuz birçok tecrübeye sahiptir. Şehir Üniversitesi’nin kapatılması da bu olumsuz tecrübelerden biri olarak tarihe geçmiştir.

Şehir Üniversitesi’nin kapatılması tecrübesinde olduğu gibi geçmiş olumsuz tecrübelerde de üniversiteler sessiz kalmış, akademisyenler, akademik özgürlüklerinin peşinde olmamıştır. Hatta akademisyenler, özgürlükleri kısıtlayan kararları desteklemişlerdir.

Üniversitelerin ve akademisyenlerin benzer olumsuz deneyimleri tekrar yaşamaması için üniversite fikri ve akademik özgürlükler konusunun tartışılması ve gündeme gelmesi gerekmektedir. Hakikatin peşinde olma ve akademik özgürlüklerin üniversitenin temel kurucu düşüncelerinden olduğunun farkına varılmalıdır. Aksi takdirde, üniversite özerkliğini ve akademik özgürlükleri kısıtlayan gelişmelerle karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.

KİMDİR?

ODTÜ Sosyoloji Bölümünde 2000’de lisansını, 2002’de yüksek lisansını, 2012’de Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünde doktorasını tamamlayan Zafer Çelik, doktora çalışmaları süresinde Chemnitz Teknoloji Üniversites’inde ve Berlin Humboldt Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Çelik, bir müddet Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğretmen olarak daha sonra ise aynı bakanlıkta yönetici olarak çalıştı. 2013 yılından itibaren Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

İlgili Haberler

Şehir Üniversitesi öğrencilerinden 'zorbalık' isyanı

Görüşler Haberleri