Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sağlık alanındaki eşitsizliklerin bulaşıcı olmayan hastalıkların ortaya çıkmasından teşhis ve tedavi süreçlerine kadar birçok aşamada etkili olduğunu bildirdi.
Örgütün yayımladığı “Eşitsizliğin Durumu: Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Risk Faktörleri” başlıklı raporda, kanser, kalp ve damar hastalıkları, kronik solunum yolu hastalıkları ile diyabet ele alındı. Ayrıca tütün ve alkol tüketimi, obezite, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve hava kirliliği gibi risk faktörleri değerlendirildi.
Raporda, bulaşıcı olmayan hastalıkların dünya genelinde görüldüğü ancak bireylerin hastalıklara yakalanma risklerinin ve sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanlarının eşit olmadığı vurgulandı.
GELİR VE EĞİTİM DÜZEYİ SAĞLIK RİSKLERİNİ ETKİLİYOR
DSÖ, bireylerin ekonomik koşullarının, eğitim seviyelerinin, cinsiyetlerinin, yaşlarının ve yaşadıkları bölgelerin hem hastalık risklerini hem de sağlık hizmetlerine ulaşma imkanlarını belirleyen unsurlar arasında bulunduğuna dikkat çekti.
Raporda, eşitsizliklerin yalnızca tedavi aşamasında değil, hastalıklardan korunma, erken teşhis ve risk faktörlerinin azaltılması süreçlerinde de ortaya çıktığı belirtildi.
Konuya ilişkin raporda şu ifadelere yer verildi:
“Bu eşitsizlikler, hastalığı önlemekten ve risk faktörlerine maruz kalmayı azaltmaktan teşhise, tedaviye ve bir durumu yönetmeye kadar her aşamada ortaya çıkabilir. Düşük ve orta gelirli ülkelerden elde edilen kanıtlar, daha az eğitimli nüfusların hipertansiyon ve diyabet oranlarının daha yüksek olma eğiliminde olduğunu gösteriyor.”
YOKSUL KADINLARIN KANSER TARAMASINA ERİŞİMİ DAHA SINIRLI
Raporda, ekonomik koşulları yetersiz ve eğitim seviyesi düşük kadınların rahim ağzı kanseri taraması yaptırma olasılığının daha düşük olduğu kaydedildi.
Tütün kullanımının da eğitim düzeyine göre farklılık gösterdiği belirtilerek daha az eğitim almış erkeklerde tütün tüketiminin, eğitim seviyesi yüksek erkeklere kıyasla daha yaygın olduğu aktarıldı.
KIRSAL BÖLGELERDE SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİM DAHA ZOR
DSÖ raporunda, yaşanılan bölgenin hem sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanlarını hem de çevresel risklere maruz kalma düzeyini etkilediği ifade edildi.
Düşük ve orta gelirli birçok ülkede kırsal bölgelerde yaşayanların hipertansiyon teşhisi ve tedavisi ile rahim ağzı kanseri taramalarına erişiminin kentlerde yaşayanlara göre daha sınırlı olduğu belirtildi.
Raporda, hava kirliliğine maruz kalma konusunda da kırsal ve kentsel bölgeler arasında farklılıklar bulunduğuna işaret edilerek şu değerlendirme yapıldı:
“İnsanların yaşadığı yer, önemli bir faktördür. Birçok düşük ve orta gelirli ülkede, kırsal kesimdeki nüfusun hipertansiyon teşhis ve tedavisi ile rahim ağzı kanseri taramasına erişimi, kentsel kesimdeki nüfusa göre daha sınırlıdır. Kırsal kesimdeki haneler ev içi hava kirliliğine daha fazla maruz kalabilirken kentsel nüfuslar genellikle dış ortam hava kirliliğine daha fazla maruz kalıyor.”
