İngiltere İsrail politikasında neden rota değiştirdi? Doha Enstitüsü 4 kritik nedeni sıraladı

İngiltere İsrail politikasında neden rota değiştirdi? Doha Enstitüsü 4 kritik nedeni sıraladı

Doha Enstitüsü, İngiltere’nin işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yönelik politika değişimini inceledi. Rapor, Londra’nın yerleşim ürünlerine ithalat yasağı ve yerleşim faaliyetlerini destekleyen kişi ve şirketlere yaptırım kararlarının yanı sıra İsrail’in işgalini “hukuka aykırı” olarak tanımlamasında uluslararası hukuk ve İngiltere iç siyasetindeki değişimin etkili olduğunu savundu.

İngiltere’nin İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim politikasına karşı 8 Eylül’de açıkladığı yeni önlemler, Londra’nın uzun süredir izlediği politikada dikkat çekici bir değişime işaret etti. Doha Enstitüsü tarafından yayımlanan analizde, İngiltere’nin yeni yaklaşımının yalnızca diplomatik söylemdeki sertleşmeden ibaret olmadığı; ekonomik ve hukuki sonuç doğurabilecek araçların ilk kez daha kapsamlı biçimde devreye sokulduğu belirtildi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, 8 Eylül’de Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada, hükümetin “İsrail’in Filistin topraklarındaki devam eden işgalinin hukuka aykırı olduğu” sonucuna vardığını açıkladı.

Miliband ayrıca işgal altındaki topraklardaki İsrail yerleşimlerinden İngiltere’ye mal ithalatının yasaklanacağını ve yerleşimlerin inşası, altyapısı, finansmanı ve gayrimenkul faaliyetlerine katkı sağlayan kişi ve şirketlerin yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını duyurdu.

YERLEŞİMLERE KARŞI POLİTİKA ADIM ADIM SERTLEŞTİ

Doha Enstitüsü, son kararın yaklaşık iki yıldır devam eden kademeli bir değişimin sonucu olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Rapora göre Keir Starmer hükümeti 2024’ten itibaren İsrail’e yönelik bazı silah ihracat lisanslarını iptal etmiş, Mayıs 2025’te İsrail’le serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesine ilişkin müzakereleri durdurmuş ve sivil işgalci şiddetiyle bağlantılı bazı kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulamıştı.

2026’da ise İngiliz şirketlerine İsrail işgallerinde ekonomik ve finansal faaliyette bulunmamaları yönündeki hükümet yönlendirmeleri sıkılaştırılmıştı.

Raporda, 8 Eylül kararının önceki adımlardan farklı olarak bireysel yaptırımların ötesine geçtiği ve “yerleşim projesinin devamını mümkün kılan hukuki ve ekonomik yapıyı” hedef almaya başladığı değerlendirmesi yapıldı.

ULUSLARARASI ADALET DİVANI KARARI ÖNE ÇIKTI

Doha Enstitüsü’ne göre İngiliz politikasındaki değişimin temel nedenlerinden biri uluslararası hukuk alanındaki gelişmeler oldu.

Uluslararası Adalet Divanı, 19 Temmuz 2024 tarihli danışma görüşünde İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki devam eden varlığının hukuka aykırı olduğunu belirtmiş ve diğer devletlerin bu durumun sürdürülmesine yardımcı olmama yükümlülüğüne işaret etmişti.

Raporda, bu kararın Londra’nın yeni politikasının hukuki zeminini güçlendirdiği savunuldu.

E1 PROJESİ LONDRA'DAKİ ENDİŞEYİ ARTIRDI

Raporda öne çıkarılan bir başka gelişme ise İsrail’in E1 yerleşim projesi oldu. E1, Doğu Kudüs ile Maale Adumim arasında yer alan bölgede yeni konutların inşasını öngörüyor. İngiltere, projenin Batı Şeria ile Doğu Kudüs arasındaki coğrafi bütünlüğü bozabileceğini ve gelecekte kurulabilecek bir Filistin devletinin yaşama kabiliyetini tehlikeye atabileceğini savunuyor.

Miliband, 19 Ağustos’ta yaptığı açıklamada E1 ihalesini “kabul edilemez ve yıkıcı” olarak nitelendirmiş ve projenin iki devletli çözüm ihtimalini tehdit ettiğini belirtmişti.

Doha Enstitüsü de E1 projesini İngiliz politikasındaki değişimi hızlandıran başlıca etkenlerden biri olarak gösterdi.

RAPOR: GAZZE, İŞÇİ PARTİSİ'NİN İÇ SİYASET SORUNUNA DÖNÜŞTÜ

Doha Enstitüsü’nün analizinde dış politika gelişmelerinin yanı sıra İngiltere iç siyasetindeki değişime geniş yer ayrıldı. Rapora göre Gazze saldırısı, İşçi Partisi yönetimi ile partinin geleneksel seçmen tabanının bir bölümü arasında ciddi bir ayrışma yarattı.

Enstitü, 2024 genel seçimlerinde Müslüman nüfusun yüksek olduğu bazı seçim bölgelerinde İşçi Partisi'nin oy kaybetmesini ve Mayıs 2026 yerel seçimlerindeki ağır kayıpları, İsrail-Filistin politikasındaki değişimin iç siyasi nedenlerinden biri olarak değerlendiriyor.

Raporda, Keir Starmer’ın Haziran 2026’da başbakanlıktan ayrılmasının ardından İşçi Partisi liderliğine ve başbakanlığa gelen Andy Burnham’ın Gazze konusunda önceki hükümetten daha farklı bir çizgi izlemeye başladığına dikkat çekildi.

Reuters da Burnham’ın 9 Eylül’de Batı Şeria’daki yerleşimlerden yapılan ithalatın engellenmesini savunduğunu ve İngiltere’nin iki devletli çözümü korumak için harekete geçmesi gerektiğini söylediğini aktardı.

‘İKİ AYRI DEĞİŞİM VAR: HUKUKİ VE SİYASİ’

Doha Enstitüsü, İngiliz politikasındaki değişimi iki başlık altında değerlendiriyor. Bunlardan ilki hukuki değişim. İngiltere daha önce İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı kabul ederken, yeni yaklaşımda yalnızca yerleşimlerin değil, işgalin devamının kendisinin hukuka aykırı olduğu görüşünü benimsedi.

İkinci değişim ise kullanılan siyasi dilde ortaya çıktı.

Miliband, Batı Şeria’daki bazı Filistinli toplulukların yerlerinden edilmesini tanımlarken “etnik temizlik” ifadesini kullandı. Doha Enstitüsü, bunun İngiliz hükümetinin yalnızca bireysel yerleşimci şiddetini eleştirmekten daha geniş bir siyasi değerlendirmeye geçtiğini gösterdiği görüşünde.

RAPOR: İSRAİL'LE İLİŞKİLERDE KAPSAMLI KOPUŞ YOK

Ancak Doha Enstitüsü, yaşanan değişimin İngiltere-İsrail ilişkilerinde köklü bir kopuş anlamına gelmediğinin de altını çizdi.

Raporda İngiltere’nin İsrail’le 1967 sınırları içindeki ticari ilişkilerine yönelik genel bir yaptırım uygulamadığı, askeri ve istihbarat işbirliğini durdurmadığı ve İsrail devlet kurumlarını hedef alan kapsamlı yaptırımlara yönelmediği belirtildi.

Bu nedenle Enstitü, değişimin şimdilik esas olarak Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetleriyle sınırlı kaldığını değerlendiriyor.

Rapora göre yerleşimlerden İngiltere’ye yapılan ihracatın toplam ekonomik büyüklüğü de iki ülke arasındaki ticaret hacmiyle karşılaştırıldığında oldukça sınırlı.

Ancak Enstitü, kararın ekonomik etkisinden çok oluşturduğu “emsalin” önemli olduğu görüşünde.

Analizde, benzer yaklaşımın ilerleyen dönemde finansman, sigorta, yatırım ve yerleşimlerle bağlantılı uluslararası şirketlere genişletilmesi halinde ekonomik etkinin çok daha büyük olabileceği belirtildi.

İSRAİL'DEN SERT KARŞILIK: İNGİLİZ KONSOLOSLUĞU KAPATILDI

İsrail yönetimi İngiltere’nin kararlarına sert tepki gösterdi. İsrail, İngiltere'nin Doğu Kudüs'teki konsolosluğunu kapatma kararı alırken bazı İngiliz vatandaşlarının ülkeye girişini de yasakladı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Londra’nın kararını İsrail’in iç işlerine müdahale olarak nitelendirdi ve Miliband’ın kullandığı “etnik temizlik” ifadesini reddetti.

Doha Enstitüsü ise İsrail’in sert tepkisinin yalnızca yaptırımların doğrudan ekonomik maliyetiyle açıklanamayacağı görüşünde.

Rapora göre İsrail açısından esas risk, yerleşimlerle İsrail’in 1967 sınırları içindeki toprakları arasında uluslararası düzeyde giderek daha belirgin bir hukuki ve ekonomik ayrım oluşması. Enstitü, İngiltere'nin kararının başka Avrupa ülkeleri için de örnek teşkil etmesinin İsrail yönetimindeki kaygıyı artırdığı değerlendirmesini yaptı.

12 ÜLKEDEN ORTAK MESAJ

İngiltere’nin adımı tek başına da kalmadı. İngiltere, Fransa, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç'in dışişleri bakanları 8 Eylül’de ortak bir açıklama yayımladı.

12 ülke, İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek yerleşimlerle mal ticaretine yönelik ulusal veya Avrupa düzeyindeki kısıtlamaları uygulama ya da destekleme niyetlerini açıkladı.

DOHA ENSTİTÜSÜ: ŞİMDİLİK SEMBOLİK, AMA ÖNEMLİ BİR EMSAL

Doha Enstitüsü, raporunun sonuç bölümünde İngiltere’nin yeni politikasını İsrail’le ilişkilerde temel bir kopuş olarak değerlendirmiyor.

Ancak Enstitü’ye göre değişim, “söylem ve kullanılan araçlar açısından anlamlı bir dönüşüm” oluşturuyor.

Raporda, İngiltere’nin daha önce ağırlıklı olarak diplomatik kınamalarla sınırlı kalan yaklaşımının ekonomik ve hukuki sonuç doğuran önlemlere doğru ilerlediği belirtildi.

Enstitü, bu politikanın ilerleyen dönemde ne ölçüde etkili olacağının ise iki gelişmeye bağlı olacağını savundu: Yerleşimlere yönelik yaptırımların finans, yatırım ve şirketlere genişletilip genişletilmeyeceği ile İsrail’in özellikle E1 projesi başta olmak üzere Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini hangi hızla sürdüreceği.

Raporda mevcut önlemlerin kısa vadede İsrail’in hesaplarını değiştirecek büyüklükte bir baskı aracı olmadığı, ancak başka ülkeler tarafından benimsenebilecek siyasi ve hukuki bir emsal oluşturduğu sonucuna varıldı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN