Dünyanın dört bir yanından din özgürlüğü savunucularını, sivil toplum aktörlerini ve siyasi liderleri bir araya getiren Uluslararası Din Özgürlüğü Zirvesi (IRF Summit) 2026, bu hafta geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Zirvenin öne çıkan başlıklarından biri, Çin’in Uygur Türklerine ve diğer dini azınlıklara yönelik yürüttüğü politikalar oldu. Uygur Hareketi (CFU) İcra Direktörü Rushan Abbas, zirvede yaptığı "spotlight" konuşmasında, Pekin yönetiminin inanç özgürlüğünü baskılama yöntemlerini ve bu durumun küresel güvenlik üzerindeki etkilerini ayrıntılandırdı.
SİSTEMATİK BASKI VE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ
Rushan Abbas konuşmasında, Doğu Türkistan'da devam eden cami yıkımları, Uygur kadınlarına yönelik zorla kısırlaştırma uygulamaları ve çocukların ailelerinden koparılarak devlet kontrolündeki kamplara yerleştirilmesi gibi ağır hak ihlallerini dile getirdi. Rejimin baskılarının yalnızca Uygur bölgesiyle sınırlı kalmadığını belirten Abbas; Hong Konglular, Tibetliler, Güney Moğolları ve Falun Gong uygulayıcılarının da benzer sistematik zulümlere maruz kaldığını vurguladı.
Abbas ayrıca, kendi aile fertleri üzerinden yürütülen baskılara da değinerek, kız kardeşi Dr. Gulshan Abbas’ın uydurma suçlamalarla 20 yıl hapse mahkûm edilmesini, ÇKP’nin muhalif sesleri susturmak için başvurduğu "yakınları cezalandırma" yöntemine örnek olarak gösterdi.
ULUSLARARASI DİPLOMASİ VE STRATEJİK TEMASLAR
Zirve süresince Uygur Hareketi heyeti; eski ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Michael Waltz ve Avrupa Parlamentosu Üyesi Miriam Lexmann gibi kritik figürlerle bir araya geldi. Gerçekleştirilen paneller ve brifinglerde, Çin’in inanç özgürlüğünü bastırma stratejilerinin uluslararası toplumu nasıl tehdit ettiği üzerine teknik bilgiler paylaşıldı. Politika yapıcılarla yapılan görüşmelerde, devam eden soykırım ve insanlığa karşı suçlara karşı somut adımlar atılması çağrısı yinelendi.
KÜRESEL BİR İNSAN HAKLARI ACİL DURUMU ÇAĞRISI
Dini zulmün izole bir kriz olarak değil, küresel bir mesele olarak ele alınması gerektiğini savunan Rushan Abbas, zirvedeki konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Çin’in dini toplulukları sistematik olarak hedef alması, bunun yalnızca bir Uygur meselesi olmadığını, baskıyı sınırlarının ötesine taşıyan daha geniş bir kampanyanın parçası olduğunu gösteriyor. Dünya artık bu duruma gözlerini kapayamaz."
Zirve sonunda yayımlanan değerlendirmelerde, Uygur dramının uluslararası ajandada öncelikli yerini koruduğu ve ÇKP’nin sınır ötesi baskılarına karşı demokratik ülkelerin daha koordineli bir tutum sergilemesi gerektiği kaydedildi.
