ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku yok sayan İran saldırısının yol açtığı bölgesel kaos Türkiye’yi de tehdit etmeye başladı. 4 ve 13 Mart arasında Hatay, Gaziantep ve Adana üzerinde üç balistik füze NATO sistemi tarafından düşürüldü. Ankara’nın ve NATO’nun ‘Füzeler İran’dan ateşlendi’ açıklamalarına rağmen Tahran yönetimi suçlamayı en net biçimde reddetti. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ‘Füzeleri biz atmadık, Türkiye’yi hedef almadık’ açıklamaları yaptı.
İHLAL DEVAM EDERSE KRİZ BÜYÜR
Diplomasi çevreleri ‘Saldırılar sürerse iki ülke arasında kriz olur’ uyarısı yaparken, Tahran soru işaretlerinin cevaplanması için Ankara’ya ortak komisyon kurmayı önerdi. İran’ın savaşta Türkiye’yi karşısına almak istemeyeceğine dikkat çeken kimi uzmanlar, saldırının İsrail istihbaratınca iki ülke arasındaki ilişkiyi bozmak amacıyla gerçekleştirilmiş olabileceğini savundu. Kimi güvenlik uzmanları ise füzelerin ordu içindeki kontrol dışı radikal gruplar tarafından atılmış olabileceği ihtimaline dikkat çekti.
‘ÇILGIN’ TEHDİT
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve küresel petrol ticaretini felç etmesi üzerine Trump, savaş bölgesine ilave savaş gemileri ve 5 bin deniz piyadesi sevk etme talimatı verdi. Savunma Bakanı Pete Hegseth’in onayladığı plan kapsamında, Japonya’da konuşlu USS Tripoli amfibi hücum gemisinin bölgeye doğru yola çıktığı bildirildi. Trump’ın bu çılgın adımı ‘kara harekatına hazırlık’ olarak değerlendirildi.

İRAN PETROLÜNÜN KALBİ VURULDU
ÇILGIN RESTLEŞME
ABD, İran petrol ihracatının kalbi Hark Adası’ndaki askeri hedefleri vurdu. Trump, petrol altyapısının da hedef alınabileceği tehdidini açıkça dillendirirken, Tahran ABD bağlantılı petrol ve enerji tesislerini vurma resti çekti; Körfez yeni bir enerji savaşının eşiğine geldi.
rta Doğu’da savaş sürerken, en tehlikeli eşiklerden biri daha aşıldı. ABD, İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının geçtiği Hark Adası’nda askeri hedefleri vurdu; Başkan Donald Trump da operasyonu “Orta Doğu tarihinin en güçlü bombardımanlarından biri” diye duyurdu ve adadaki tüm askeri hedeflerin yok edildiğini savundu. Hark, yalnız askeri bir nokta değil, İran ekonomisinin ana vanası. Bu yüzden saldırı, sahadaki çatışmanın ötesinde doğrudan küresel enerji damarına yönelik bir darbe olarak değerlendiriliyor. Ancak Washington’un verdiği mesaj iki katmanlı. Trump, askeri hedeflerin vurulduğunu söylerken İran’ın petrol altyapısını şimdilik bilinçli olarak hedef almadığını da duyurdu. Buna rağmen açık tehditte bulunmayı da ihmal etmedi: Hürmüz Boğazı’nda gemilerin “serbest ve güvenli geçişi” engellenirse bu kararın anında gözden geçirileceğini ilan etti. ABD böylece, İran’ın petrol ihracat merkezini fiilen nişangâha koydu ve “bir sonraki aşama ekonomik boğma olabilir” sinyalini verdi. İran cephesi ise geri adım atmak yerine resti büyüttü. Reuters’ın aktardığına göre Tahran, Hark’taki petrol ağının vurulması halinde ABD ile çalışan şirketlere ait petrol ve enerji altyapısını hedef alacağı uyarısında bulundu. İran tarafı aynı zamanda BAE’yi de açık biçimde işaret etti; ABD güçlerinin bazı Körfez noktalarından İran’a saldırı düzenlediğini öne sürerek bu ülkelerdeki Amerikan askeri varlığının bulunduğu yerleri “meşru hedef” sayacağını duyurdu. Böylece kriz, yalnız ABD-İran hattında değil, Körfez monarşilerinin enerji ve liman altyapısını da içine alacak şekilde genişleme sinyali verdi. Sahadaki ilk veriler, saldırının şimdilik doğrudan petrol terminallerini değil askeri tesisleri hedef aldığını gösteriyor. Fars haber ajansı kaynaklarına göre adada en az 15 patlama meydana geldi; saldırıların hava savunma tesisi, deniz üssü, havaalanı kontrol kulesi ve bir petrol şirketine ait helikopter hangarı gibi noktalara yöneldiği, petrol altyapısında ise hemen doğrulanmış bir hasar bulunmadığı öne sürüldü. Reuters, Hürmüz’de sevkiyatın neredeyse durma noktasına geldiğini; küresel petrol akışının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği hatta yaşanan her yeni gerilimin dünya ekonomisi için çarpan etkisi yarattığını vurguladı. Aynı habere göre BAE’nin Füceyre bölgesinde bazı petrol faaliyetleri de insansız hava aracı enkazı kaynaklı yangınların ardından askıya alındı.
HARK ADASI NEDEN KRİTİK?
ABD saldırılarının hedefindeki Hark Adası, İran ekonomisinin en kritik noktalarından biri olarak görülüyor. Basra Körfezi’nin kuzeyinde, İran kıyılarının açığında yer alan ada, ülkenin ana petrol ihracat terminaline ev sahipliği yapıyor. Savaş öncesinde İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı bu adadan gerçekleştiriliyordu. Hark’ı bu kadar önemli kılan unsurlardan biri de coğrafi yapısı. İran kıyılarının büyük bölümü sığ sulardan oluşurken, adanın çevresindeki derinlik büyük petrol tankerlerinin yanaşmasına imkân veriyor. Bu da Hark’ı İran’ın deniz yoluyla petrol satışında vazgeçilmez hale getiriyor. Adada depolama tesisleri ile ülkenin büyük petrol ve doğalgaz sahalarına bağlanan boru hatları bulunuyor. Terminalin aynı anda 10 süper tankere yükleme yapabildiği belirtiliyor. Hark Adası daha önce de İran-Irak Savaşı sırasında ağır bombardımanlara hedef olmuştu. O dönemde ciddi hasar alan tesisler daha sonra yeniden inşa edildi. Uzmanlara göre adadaki petrol ve gaz altyapısına yönelik büyük bir saldırı, yalnız İran’ın ihracatını durdurmakla kalmaz; küresel enerji piyasalarında da sert dalgalanmalara yol açabilir.
KARA HAREKÂTI HAZIRLIĞI MI?
İran’ın Hark Adası’na düzenlenen hava saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’nda suların ısınması, ABD’yi bölgeye dev bir sevkiyat yapmaya itti. Pentagon’un, küresel enerji akışının kesilmesini önlemek amacıyla Orta Doğu’ya 5 bin deniz piyadesinden oluşan bir amfibi hazır grubunu sevk edeceği öne sürüldü. Wall Street Journal’ın savunma yetkililerine dayandırdığı habere göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, CENTCOM’un acil talebi üzerine bölgeye ek savaş gemileri ve bir Amfibi Hazır Grubu (ARG) gönderilmesini onayladı. Japonya merkezli USS Tripoli amfibi saldırı gemisinin, beraberindeki Deniz Piyade Seferi Birliği (MEU) ile birlikte halihazırda bölgeye doğru ilerleyişe geçtiği belirtiliyor. Sevkiyat kararı, İran’ın “Donanmamız yok edilseydi Hürmüz hala kapalı olmazdı” çıkışının ve boğazdaki tanker trafiğinin tamamen durma noktasına gelmesinin ardından alındı. ABD’li stratejistler, bu hamleyi sadece askeri bir tahkimat değil, aynı zamanda yükselen benzin fiyatlarının Başkan Donald Trump üzerindeki siyasi baskısını kırmaya yönelik bir “enerji güvenliği” operasyonu olarak nitelendiriyor. Bölgeye gönderilen bu birimler, hem denizden karaya operasyon yapabilme hem de açık denizde gemi güvenliğini sağlama yeteneğine sahip. Pentagon sözcüleri iddialar hakkında sessizliğini korurken, bölgedeki askeri uzmanlar bu sevkiyatın Hark Adası çevresinde olası bir kara harekatının öncü birliği olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
BU FÜZELERİ KİM ATEŞLİYOR?
Türkiye hava sahasında 10 gün içinde düşürülen üç füze, Ankara ile Tahran arasında yeni bir gerilim başlığı açtı. Milli Savunma Bakanlığı ve NATO atışların İran’dan yapıldığını belirtirken, Tahran sorumluluğu reddediyor. İran’da kontrol dışı hareket eden ya da Mossad’ın sızdığı grupların parmağı olduğu iddiaları var.
ürk hava sahasında NATO sistemleri tarafından art arda vurulan üç balistik füze, yalnız güvenlik değil diplomasi cephesinde de soru işaretlerini büyüttü. Milli Savunma Bakanlığı ve NATO, 4 Mart ile 13 Mart arasında Hatay, Gaziantep ve Adana hattında etkisiz hale getirilen mühimmatın İran’dan ateşlendiğini açıklarken, Tahran yönetimi en üst düzeyden sorumluluğu reddetti. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamalarında ortak vurgu, “Türkiye’yi hedef almadık, füzeleri biz atmadık” mesajı oldu. Türk makamları, ihlallerin tekrar etmesi halinde gerekli tedbirlerin alınacağını vurgularken, olayın teknik boyutlarının aydınlatılması gerektiğini belirtiyor. İran tarafı da bu çerçevede ortak teknik inceleme önerisinde bulundu. Ancak bir yanda MSB ve NATO’nun “İran’dan ateşlendi” tespiti, diğer yanda Tahran’ın kesin yalanlamaları, krizi daha karmaşık hale getiriyor.
Diplomatik çevrelerde dikkat çekilen kritik başlıklardan biri, Türkiye’nin NATO üyesi olması. Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre, saldırının doğrudan Türkiye’ye yönelik kabul edilmesi halinde konu NATO boyutuna taşınabilir. Bu nedenle Ankara’nın kullandığı dilin son derece dikkatli olduğu, hem güvenlik hem de ittifak dengeleri gözetilerek hareket edildiği değerlendiriliyor. Peki füzelerin gerçek hedefi neydi? Bu soruya ilişkin hem Batı basınında hem güvenlik çevrelerinde farklı senaryolar tartışılıyor. Bazı analistler, İran’dan ateşlenen balistik mühimmatın Irak ve Suriye hava sahasını geçerken Türkiye’ye yönelmiş göründüğünü, ancak asıl hedefin Türkiye olmayabileceğini savunuyor. King’s College London’dan savunma çalışmaları uzmanı Rob Geist Pinfold, bu tür atışların daha geniş bir baskı ve istikrarsızlaştırma stratejisinin parçası olabileceğini söylerken, İran’ın bir NATO ülkesini doğrudan hedef almasının çok daha ciddi bir tırmanma anlamına geleceği uyarısında bulunuyor. ABD savunma çevrelerinden bazı isimler de balistik füzelerin yüksek irtifada geniş bir rota izlediğine işaret ederek, esas hedefin Türkiye değil başka askeri noktalar olabileceğini öne sürüyor. Bu çerçevede Doğu Akdeniz’deki ABD unsurları, Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki İngiliz ve Amerikan üsleri ya da Türkiye’deki NATO altyapısı üzerinde duran değerlendirmeler öne çıkıyor. Türkiye’deki savunma çevrelerinde de benzer şekilde İncirlik Üssü ile Kürecik Radar Üssü gibi noktaların dolaylı hedef olabileceği yorumu yapılıyor. Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, İran’ın Türkiye’yi doğrudan hedef alma ihtimalini düşük gördüğünü, füzenin başka bir hedefe giderken Türk hava sahasına girmiş olmasının daha olası olduğunu dile getirdi. Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin de benzer biçimde, İran’ın Türkiye ile doğrudan çatışma istemesinin stratejik olarak mantıklı görünmediğini, hedefin daha çok ABD veya NATO altyapısı olabileceğini söyledi. Bazı uzmanlar ise elektronik karıştırma, yönlendirme hatası ya da acele fırlatma nedeniyle rota sapmasının da ihtimaller arasında bulunduğunu belirtiyor. Bununla birlikte kamuoyunda konuşulan bir başka başlık da provokasyon ihtimali. Bazı yorumcular, İran içindeki kontrol dışı unsurların, Devrim Muhafızları bünyesinde denetim sorunu yaşayan bir birimin ya da iki ülke ilişkilerini bozmak isteyen dış istihbarat unsurlarının devrede olabileceğini öne sürüyor. Ancak şu aşamada bu tezleri destekleyen kamuya açık, bağımsız ve doğrulanmış somut kanıt bulunmuyor.
