ABD merkezli The New York Times (NYT) gazetesi, Başkan Donald Trump'ın ABD'yi İsrail ile birlikte İran'a karşı kapsamlı bir savaşa sokma kararının perde arkasını yazdı. Beyaz Saray muhabirleri Jonathan Swan ve Maggie Haberman tarafından kaleme alınan makale, özellikle 11 Şubat'ta Oval Ofis'te Binyamin Netanyahu ile yapılan ve bugün gelinen noktada tamamen suya düştüğü anlaşılan o iddialı planların Durum Odası'ndaki (Situation Room) gerilimli toplantılarda nasıl kabul edildiğini gün yüzüne çıkardı.
ABD’nin İran’a karşı savaşa nasıl sürüklendiğine ilişkin perde arkası, New York Times’ta yayımlanan ayrıntılı haberle ortaya çıktı. Jonathan Swan ve Maggie Haberman imzalı habere göre sürecin kırılma noktası, 11 Şubat’ta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Beyaz Saray’a yaptığı ziyaret oldu. Netanyahu, Oval Ofis çevresindeki temaslarının ardından Trump ve dar bir ekibe Durum Odası’nda son derece gizli bir sunum yaptı; bu sunumda İran’ın askeri kapasitesinin kısa sürede çökertilebileceği, rejimin sarsılacağı ve uygun koşullar oluşursa ülkede yönetim değişikliğinin mümkün hale geleceği savunuldu. Haberde, Trump’ın bu sunumdan etkilendiği ve Netanyahu’nun çizdiği tabloya olumlu yaklaştığı aktarıldı.
İranlı yetkili: Savaşa da barışa da hazırız
PLANIN ÖMRÜ ÇOK KISA OLDU
Ancak New York Times’ın aktardığına göre 11 Şubat’ta çizilen bu büyük planın ömrü çok kısa oldu. Ertesi gün yalnızca Amerikalı yetkililerin katıldığı yeni toplantıda, ABD istihbarat birimleri Netanyahu’nun önerdiği çerçeveyi dört başlık altında inceledi. İran’ın tepe yönetimine ağır darbe vurulması ve ülkenin askeri kapasitesinin zayıflatılması mümkün görülürken, halk ayaklanmasıyla rejim değişikliği sağlanabileceği yönündeki bölüm gerçekçi bulunmadı. Haberde CIA Direktörü John Ratcliffe’in bu senaryoyu “farcical” olarak nitelediği, Marco Rubio’nun da bunu daha sert ifadelerle desteklediği belirtildi. Böylece 11 Şubat’ta Netanyahu’nun Trump’a sattığı planın en iddialı bölümü daha 24 saat dolmadan Washington’un kendi kurumları tarafından çöpe atılmış oldu.
Buna rağmen Beyaz Saray’daki siyasi çizgi değişmedi. Habere göre Trump, Netanyahu’nun sunduğu paketin özellikle “rejim değişikliği” bölümü çökmüş olsa da, İran’ın üst düzey liderliğinin hedef alınması ve askeri kapasitesinin felce uğratılması hedeflerinden vazgeçmedi. New York Times, Trump’ın İran konusunda uzun süredir Netanyahu’ya birçok danışmanından daha yakın düşündüğünü, İsrail liderinin tezlerinin Trump’ın zaten taşıdığı sert yaklaşım ile büyük ölçüde örtüştüğünü yazdı. Haberde, Trump’ın İran’ı yalnızca bölgesel bir rakip değil, kökten zayıflatılması gereken tarihsel bir düşman olarak gördüğü vurgulandı.
EN GÜÇLÜ İTİRAZ VANCE'DEN GELDİ
Süreç boyunca en güçlü itirazın ise Başkan Yardımcısı JD Vance’ten geldiği aktarıldı. New York Times’a göre Vance, İran’la tam ölçekli bir savaşın hem askeri hem siyasi hem de ekonomik açıdan ağır sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu. Bölgesel kaos, yüksek can kaybı, ABD mühimmat stoklarının erimesi, Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde enerji fiyatlarında yaşanacak sıçrama ve bunun Trump’ın siyasi koalisyonunda yaratacağı sarsıntı, Vance’in öncelikli endişeleri arasında yer aldı. Haberde Vance’in böyle bir savaşı “kaynakların büyük bir dikkat dağınıklığı” ve “çok pahalı” bir tercih olarak gördüğü, yine de son aşamada Trump’a bunun kötü bir fikir olduğunu söyleyip karar alınması halinde destek vereceğini bildirdiği belirtildi.
Genelkurmay Başkanı Dan Caine’in tutumu da haberde dikkat çeken başlıklardan biri oldu. Caine’in toplantılarda doğrudan savaşa karşı siyasi bir tavır almadığı, fakat riskleri sürekli masaya koyduğu aktarıldı. New York Times’a göre Caine, İran’a karşı büyük çaplı bir harekâtın Amerikan mühimmat stoklarını ciddi biçimde tüketeceği, özellikle füze savunma kapasitesinde aşınma yaratacağı ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sanıldığı kadar kolay sağlanamayacağı konusunda uyarılarda bulundu. Ancak Caine, bunun kötü bir fikir olduğunu açıkça söylemek yerine, seçenekleri ve muhtemel sonuçları sıralayan bir askeri danışman çizgisinde kaldı.
Beyaz Saray'dan 'nükleer' açıklaması: Söz konusu değil
HAMENEY'İN TOPLANTISI PLANI ÖNE ÇEKTİ
Habere göre Şubat ayının son günlerinde gelen yeni istihbarat, karar sürecini hızlandırdı. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in üst düzey isimlerle birlikte açıkta bir toplantı yapabileceğine ilişkin bilgi, Washington ve Tel Aviv’de zamanlamayı öne çeken bir gelişme olarak değerlendirildi. Aynı dönemde Jared Kushner ve Steve Witkoff’un İranlılarla diplomatik kanal üzerinden temas yürüttüğü, ancak bu temaslardan kısa vadede sonuç alınamayacağı görüşünün ağır bastığı ifade edildi. New York Times, Trump’ın aslında kararını haftalar önce büyük ölçüde verdiğini, asıl sorunun “yapıp yapmamak” değil “ne zaman yapmak” haline geldiğini yazdı.
Nihai kararın verildiği toplantı ise 26 Şubat akşamı Durum Odası’nda yapıldı. Habere göre toplantıda herkesin pozisyonu artık netleşmişti. Savunma Bakanı Pete Hegseth harekâtın en güçlü savunucusu olarak öne çıktı. Rubio ise rejim değişikliği ya da halk ayaklanması hedefleniyorsa bunun yapılmaması gerektiğini, ancak amaç İran’ın füze programını yok etmekse bunun başarılabileceğini söyledi. Vance itirazlarını yineledi. Basın ve siyasi sonuçlara ilişkin kaygılar da masaya geldi. Buna rağmen Trump, toplantının sonunda “Bence bunu yapmalıyız” diyerek İran’a yönelik operasyon için siyasi iradesini ortaya koydu. Ertesi gün Air Force One’dan gönderdiği mesajla da “Operation Epic Fury” için resmî onayı verdi.
BELİRLEYİCİ UNSUR TRUMP'IN İÇGÜDÜSÜ OLDU
New York Times’ın haberinin ortaya koyduğu en çarpıcı tablo, savaş kararının sağlam ve tartışmasız bir stratejik zeminden değil, önemli parçaları daha baştan çöken bir plan üzerinden ilerlemiş olması. 11 Şubat’ta Netanyahu’nun Beyaz Saray’da sunduğu ve Trump’ı etkileyen planın “rejimi çökertme” bölümü, ABD istihbaratı tarafından çok kısa sürede gerçekçi bulunmadı. Fakat bu durum, ne Trump’ın askeri harekâta yönelmesini durdurdu ne de Beyaz Saray’daki şahin kanadın baskısını azalttı. Habere göre sonuçta belirleyici olan unsur, kurumsal şüpheler ya da askeri çekinceler değil, Trump’ın kendi içgüdüsü ve Netanyahu’nun çizgisiyle kurduğu siyasi uyum oldu.
Trump'tan insanlık dışı tehdit: Bir medeniyet bu gece yok olacak

