Ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye’de enflasyonun düşmemesinin temel nedeninin teknik yetersizlikler değil, bilinçli bir siyasi tercihler bütünü olduğunu belirtti. Eğilmez’e göre, Türkiye uzun süredir enflasyonla iç içe geçmiş bir büyüme modelini benimsemiş durumda ve bu tercihin ardında, büyümeden ve onun yarattığı refah illüzyonundan vazgeçemeyen siyasi yapı yer alıyor.
Türkiye’nin yaklaşık yarım yüzyıldır enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettiğini belirten Eğilmez, bunun en uzun kesintisiz istisnasının 2008–2016 dönemi olduğunu kaydetti. Bu süreç dışında Türkiye, enflasyonun tetiklediği tüketim artışı yoluyla büyüyen bir yapıyı sürdürdü.
PANDEMİ SONRASI PATLAMA VE SONUÇLARI
TÜİK’in verilerinden hareketle hazırlanan grafiğe göre, Türkiye ekonomisi 2020 yılında pandemiyle birlikte derin bir daralma yaşadı. Ancak 2021’de bu çöküş, güçlü bir büyümeyle telafi edildi. Bu büyüme, büyük ölçüde kredi genişlemesi ve iç talep artışıyla sağlandı. Eğilmez, bu süreçte aynı zamanda enflasyonun tohumlarının da atıldığını vurguladı.
Yıl sonunda enflasyon yükselmesine rağmen faiz indirimlerinin devreye alınması, enflasyonun kontrolsüz biçimde yükselmesine neden oldu. 2022 ve 2023 yıllarında TÜFE üç aylık ortalamalarla yüzde 80’e yaklaşırken, büyüme ise yüzde 5 civarındaki potansiyel düzeyini aşmadı.
Eğilmez’in grafikte yer verdiği kırıklı trend çizgileri, büyümenin potansiyel düzeyde yatay seyrettiğini ancak enflasyonun yukarı yönlü eğilim gösterdiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Yani büyüme sabit kalırken enflasyon yapışkan hale gelmiş durumda.
ENFLASYONLA BÜYÜME, İŞSİZLİĞE KARŞI KALKAN
Eğilmez’e göre, Türkiye’de siyaset kurumu düşük enflasyonu hedeflemenin gerektirdiği zorlayıcı yapısal adımlardan kaçınıyor. Çünkü enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek; verimlilik artışı sağlamak, teknolojiyi geliştirmek, küresel markalar yaratmak gibi zaman alıcı, meşakkatli süreçleri zorunlu kılıyor. Ancak bu yollar kısa vadede büyüme üretmediği gibi, geçici durgunluk ve işsizlik de yaratabiliyor.
Türk siyasetçisi için esas tehlike de burada başlıyor. Eğilmez bu durumu şöyle açıklıyor:
“Türk siyasetçisi, enflasyonu halka bir şekilde anlatabilse de ekonomik küçülmenin yarattığı işsizlik artışını anlatabilmesinin çok zor olduğunun bilincindedir.”
Eğilmez’e göre, yüksek enflasyonun bir başka “kullanışlı” yönü ise makro göstergeleri olduğundan büyük gösterme imkânı sunması. TÜFE yükselince, nominal olarak GSYH artıyor ve bu da kişi başına düşen gelirin de yükselmiş gibi görünmesine neden oluyor. Bu durum, ekonomik refah hissini çarpıtsa da siyasi aktörlere kendilerini başarılı gösterme zemini sağlıyor.
'TÜRKİYE’DE ENFLASYONUN YÜZDE 5’LERE DÜŞMESİNİ BEKLEMEK GERÇEKÇİ DEĞİLDİR'
Eğilmez, “Yüksek enflasyon, GSYH’yi ve dolayısıyla kişi başına geliri, gerçekte olması gerekenden daha yüksek göstermek suretiyle siyasetçiye övünme olanağı da yaratır.” değerlendirmesinde bulundu.
Eğilmez yazısını, mevcut ekonomi-politik yönelim değişmediği sürece enflasyonun kalıcı biçimde düşmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak tamamlıyor. Ona göre, yüzde 5 seviyelerine gerileyen ve orada kalıcılık gösteren bir enflasyon oranı, yalnızca tercihler değişirse mümkün olabilir:
“Sonuç olarak, Türkiye’de enflasyonun yüzde 5’lere düşmesini ve bu düzeyde kalıcı olmasını beklemek, mevcut siyasal-ekonomik tercih seti değişmediği sürece gerçekçi değildir."
