Görüşler

‘Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan, ah Kalamış’tan’

‘Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan, ah Kalamış’tan’

Kültür Tarihi Araştırmacısı Taner Ay, Türk edebiyatının önde gelen hikaye yazarlarından Ömer Seyfettin’in eserlerinin büyük kısmını Kalamış’ta yaşadığı yıllarda kaleme aldığını hatırlatıyor.

Ömer Seyfettin, meşhûr doktorlardan Besim Bey’in kızı Calibe Hanım ile 1915 yılının sonlarında evlenmiş, ancak 5 Eylül 1918 günü boşanmıştı. Bu bunalımlı döneminde Cavid Paşa’nın Kalamış semtindeki köşkünün bahçesinde bulunan iki katlı bir eve taşınır. Bu ev, Fener-Kalamış Caddesi üzerinde, deniz tarafında ve günümüzdeki Körfez Sokağı ile Yelken Sokağı arasındaki geniş bir arsadaydı. Ancak köşkün arsası 1957 yılında satılacak ve üzerine altı apartman yapılacaktır. Ömer Seyfettin, vefât ettiği 6 Mart 1920 gününe kadar Kalamış’ta yalnızlık içinde ve hastalıklarla boğuşarak yaşamıştı. Eserlerinin büyük kısmını da Kalamış’ta yaşadığı yıllarda kaleme aldığı biliniyor.

Calibe Hanım’ın kendisinden boşanır boşanmaz Mehmet Faik Bey ile ilişkiye girmesi ve aşıkların şen şakrak bir şekilde sık sık Kalamış’ta gezinmeleri, hassas Ömer Seyfeddin’i çok sarsmıştır. Ahmed Rasim, Reşad Nuri, Yakup Kadri, Ali Canib ve Köprülüzâde Mehmed Fuat, onu pek yalnız bırakmamışlardır ama, Ömer Seyfettin kızı Hatice Fahire Güner’e hasretti. Hatice Fahire Güner’in on bir yaşına kadar babasının Ömer Seyfettin olduğunu bilmemesiyse, ayrı bir dramdır. Oysa, annesiyle birlikte Kalamış’a yürüme mesâfesindeki Bahariye’dedir. Bir gün ona gerçeği evdeki hizmetçileri söyler. Babasının hikâyeleriyle de ilk defa okul kitaplarında karşılaşır, sonra annesinden gizli gizli babasının kitaplarını satın alıp okumaya başlar.

Hatice Fahire Güner’in nüfus cüzdanında, “Ömer Seyfettin kızı, Mehmet Faik Bey evlâdı” yazmaktadır. Güner Hanım, Ömer Seyfettin’in kızı olmasının, çocukluğunda ve ilk gençliğinde her zaman ilgi yarattığını, annesini kızdıracak bir şey yaptığındaysa, Calibe Hanım’ın, “Tabii, kimin kızı ki!” diye söylendiğini hep anımsamıştır. Calibe Hanım, kızı on iki yaşındayken, Beyoğlu’na taşınıp terziliğe başlar. Hatice Fahire Güner ise 1935 yılında evlenip Mısır’a gelin gider ve yaşamının on yedi yılını Mısır’da geçirir. Calibe Hanım 1965 yılında, kedisever ve nüktedân oto yarışçısı Güner Elgen ise 2007 yılında vefât ederler.

Ömer Seryfettin hastahânede yatarken hiç ziyâretçisi olmamıştır. Ayrıca, cenâzesine de kimse sâhip çıkmamıştır. Bu yüzden Ömer Seyfettin’in na’şı, tıp fakültesi öğrencilerince kadavra olarak kullanılmıştır. Na’şının kadavra olarak kullanıldığı fotoğrafın bir gazetede yayımlanması üzerineyse Ömer Seyfettin’i tanıyanlar hemen hastahâneye koşarlar. Ancak, iş işten geçmiştir. Arkadaşları, cenâzesinden kalanları Mahmud Paşa Hazîresi’nde defnederler. 1939 yılındaki yol çalışmaları nedeniyle de Ömer Seyfettin’in kemikleri oradan Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledilecektir.

Kalamış deyince, Vâ-Nû’yu ve Müzehher Hanım’ı unutmamamız gerekiyor. Vâ-Nû’nun ilk karısı Meziyet Hanım 21 Ekim 1939 gecesi Ortaköy Şifâ Yurdu’nda çok genç yaşında vefât etmişti. Teselliyi Müzehher Hanım’ın arkadaşlığında arayan Vâ-Nû, bir gece Tepebaşı’ndaki Çardaş Lokantası’da Müzehher’e evlenme teklifinde bulunur. Müzehher de kabûl eder. O sıralar bütün ülke “Refâh Şilebi Hâdisesi” ile meşguldür. Vâ-Nû bu olay üzerine yazdıklarıyla “iktidarı kızdırır” ve cezâ olarak Konya’ya askere gönderilir. Bu yüzden de Konya’da 1942 yılının başında evlenirler. Onların nikâh şahitleri Mevlâna’nın torunlarından Muhammed Bâkır Çelebi ile Şevket Yazman olmuşlardır. Vâ-Nû’nun Muhammed Bâkır Çelebi’nin, Şevket Yazman’ın, emniyetten İhsan Sabri Bey’in, Rakım Çumralı’nın ve Dr. Naci Ceylan’ın sayesinde “rahat bir askerlik” yapmıştır.

Vâ-Nû,terhisinden sonra Müzehher ile Beyoğlu’nda bir pansiyona yerleşirlerse de, Kalamış’ı pek sevdiklerinden, bu sayfiye semtinde kirâlık bir ev aramaya başlarlar. Müzehher Hanım,”O devirde Kalamış’ta Todori’nin sırasında ve hemen karşı köşesinde bir kasap, bir manav ve bir bakkal vardı. Kararmış, ahşap dükkânlar, o kadar,” diye yazacaktır. Sonunda Bakkal Hakkı Bey onlara “Fuat Paşa Arsaları” olarak bilinen yerin hemen karşısına yeni inşâ edilmiş olan bir apartmanı gösterir. Deniz manzaralı dairenin kirası 85 liradır, ayda ellerine geçen paraysa ancak 300 liradır. Ne yapacaklarını bilemezler. Ama, Ali Naci Karacan o daireye geçmelerinde ısrarcı olunca, tutarlar.Tefrişini Beyoğlu’ndaki Ada Mağaza’sından yaptıkları bu evde tam yedi yıl oturacak, dostlarınıysa genellikle Todori’de ağırlayacaklardır. Müzehher Hanım Todori için,”Bizim dar bütçemizi bile sıkıştırmayacak kadar ucuz bir yerdi. Dostlarımızı birer ikişer oraya rahatça davet edebiliyorduk,” der. Vâ-Nû’nun ve Müzehher’in Todori’de sık sık Yahya Kemal’i, Burhan Cahit Morkaya’yı ve karısı Sâmiye Hanım’ı ağırladıklarını biliyoruz. Konya’dan üç bavulla ve bir de tekir kedi yavrusuyla gelen Vâ-Nû ailesinin Burhan Cahit Morkaya ile dostlukları beni hep şaşırtmıştır. Çünkü, Vâ- Nû ailesi kedilere düşkünken, Burhan Cahit Morkaya kedilerden nefret ediyordu.

Todori’nin meyhânesi aslında “Kalamış Aile Çay Bahçesi” ismiyle açılmıştı. Sâhibi Todori Çarkas’tır. Todori’nin Istavro isminde bir oğlu ve Sotiriya isminde de bir kızı vardı. Sotiriya, Kleanti Yosifidis ile evliydi. Todori’nin meyhânesi daha çok Selahattin Pınar’ın 6 Şubat 1960 günü vefât ettiği yer olarak bilinir. Aslında mekân polis kayıtlarına birkaç defa geçmiş ve 1948 yılında orada bir cinâyet bile işlenmiştir.

Todori’nin meyhânesi yıllar boyunca bir edebiyat ve mûsiki mahfili olmuştur. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin Todori için “mektep” dediği bilinir. Ahmed Rasim Todori’ye ara sıra uğrarken, Feridun Fazıl Tülbentçi ve Server Rifat her gün oradadırlar. Çünkü, onlar, Todori’nin patlıcan turşusunu ve ciğer tavasını pek sevmektedirler. Yahya Kemal ise Todori’de genellikle Vâ-Nû’nun ve Müzehher Hanım’ın misâfiridir. Bir iki defa da oraya Salim Rıza Kırkpınar ile gelmiştir. Ama, bir gün, Yahya Kemal Todori’den elini eteğini çeker. Bunun nedeni Salim Rıza Kırkpınar,”Orada bir cinâyet işlendiğini öğrenince, Yahya Kemal Todori’nin meyhânesinde görünmez oldu,” şeklinde açıklamıştır. Yahya Kemal’i Todori’den kaçıran cinâyetse 1948 yılında işlenmiştir.

Feneryolu’nun ünlü eczâcısı Şevket Korol’un oğullarından Fadıl, arkadaşlarıyla birlikte Kadıköyü’nün şöförlerinden Mehmet Ali Tektaş’ı dövmüşlerdir. Ama, aradan birkaç gün geçince, Fadıl ve arkadaşları Todori’de içerlerken, Mehmet Ali Tektaş içeriye girer ve Fadıl’ı sol göğsünün altından vurarak öldürür. Bu olay gazetelerde “Kalamış Cinâyeti” olarak geçer. Mehmet Ali Tektaş cinâyetten ve hakaretten cezâ alır. Mehmet Ali Tektaş’ın ismine basında 14 Temmuz 1950 günü yeniden tesâdüf edilir. Milliyet gazetesinin 14 Temmuz 1950 günlü günlü nüshasının ikinci sayfasında “Hapishânede Arbede” başlığıyla şu haber yer alacaktır:

“Üsküdar’daki Paşakapısı Cezâ ve Tevkifevi’nde kanlı bir hâdise olmuş ve savcılık tahlikata başlamıştır. Katil suçundan mahkûm Mehmet Ali Tektaş ve arkadaşlarıyla yine katilden mahkûm Hayri ve arkadaşları henüz anlaşılamayan bir sebebten dolayı kavgaya tutuşmuşlardır. 15’e yakın mahkûm bıçaklarını çekerek birbirine girmiş ve bu arada Mehmet Ali Tektaş 9 yerinden vurularak yere serilmiştir. Hâdiseyi müteakip hastahâneye kaldırılan Mehmet’in durumu ümitsizdir.”

Bu olay zamanla unutulur ve Todori yeniden muharrirlerin ve bestekârların mahfili olur. ‘60’lı yılların sonundaysa Todori’de en fazla İhsan Ünlüer, Behzat Ay, Ege Ernart ve Nazlı Eray görülürler. Todori’nin hemen karşısında, yolun sağ tarafındaysa Vasil’in meyhânesi vardı. Vasil’in iki katlı ahşap evinin zemin katı meyhânenin kışlık kısmıydı. Yazlarıysa, Kalamış Koyu’na kadar uzanan çınarlı, havuzlu ve kuyulu yere masalar koyar, müşterilerini orada ağırlardı. Aslında Vasil’in müşterileri pek değişmezdi. Ahmed Rasim ve Kemâl Niyâzi Seyhun ara sıra Vasil’e uğramalarına rağmen, müşterileri daha çok semtin Rumlarıydı. Kadıköyü’nün simgesi olan hidrosefal Deli Yani, Vasil’in oğluydu. Kızlarınınsa Kalamış’ta çok cân yaktıkları söylenir. Vasil daha sonra Todori’nin karşısından çıkıp, Fener-Kalamış Caddesi üzerindeki Sebastiyan Oteli’nin yanındaki iki katlı ahşaba taşınır. Ancak, eski müşterileri dağıldığından, birkaç balıkçıdan başka uğrayanı kalmamıştır.

Todori’nin altındaki ve tahta iskelenin başlangıcının solundaki “Köhne” ismiyle bilinen salaş kahvehâne ise 1981 ile 1984 arasında bir edebiyat mahfiliydi. Köhne’nin edebiyatçılarının genellikle iki ayrı masası vardı. İlk masadan M. Yılmaz Öner, dünya çapında bir bilim insanı, kuramcı, felsefeci, şâir ve çevirmen olmasına karşın, maalesef bizde değeri ve önemi bilinmedi. İkinci masadan Haşim Çatış ise, Fenerbahçe Askerî Tesisleri’ndeki lojmanların birinde, ailesiyle birlikte kalıyordu. Asıl soyismi Müftüoğlu’ydu. Bir nedenle onun yerine Çatış’ı kullanıyordu. İlk şiiri 1976 yılında Doğrultu dergisinde yayımlanmıştı, ilk şiir kitabı da 1978 yılında Saçak dergisinin 16 sayfalık, küçük boy ve kapaksız eki olarak verilmişti. İkinci şiir kitabınıysa, on yıl sonra, sadece arkadaşlarına dağıtmak amacıyla, kendi imkânlarıyla bastırmıştı. Daha sonra Didim’e yerleşti ve 1996 yılındaysa bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini öğrendik. Nurullah Can’ın yazdığına göre, İstanbul’a gelmek üzere Mavi Şehir’deki evinden çıkmış, otobüse bindiğinde evde kedisini unuttuğunu hatırlayıp, inmiş. Kediyi dışarıya çıkarıp, bir başka otobüse biniyor. Ama, o otobüs kaza yapınca, Haşim Çatış da çok genç yaşta aramızdan ayrılıyor...

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir