Görüşler

Demokrasimizin arızalı damarları

Demokrasimizin  arızalı damarları

Avukat Abbas Bilgili, Türk demokrasisinde ‘arızalı olduğunu’ belirttiği yerleri solcu, ülkücü, islamcı, Kürtçü yazarların cümleleri üzerinden irdeledi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ‘Tüm yetkiler ve karar verme gücü cumhurbaşkanına aittir’ diyen Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Uçum’u da eleştiren Bilgili renk farklı ama kalıbı aynı sıkıntılı modelle karşı karşıya olduğumuzu belirtiyor.

Demokrasinin elbette eleştirilecek yönleri var, ancak bütün eleştirilere rağmen çağımızın genel kabul görmüş yönetim modelidir diyebiliriz. Bu nedenle de demokrat olmanın olumluluğa işaret ettiğini belirtmemiz gerekir. Demokrasinin tam anlamıyla ve bütün kurallarıyla işlediği bir düzene kavuşamayışımızın bir çok sebebi olmakla birlikte, toplumun farklı katmanlarında demokrasiye mesafeli ve hatta anti demokratik damarların olduğu da bir hakikat. Çok partili hayatta serbest ve eşit oydan ibaret basit bir görünürlüğü olan demokrasinin elbette çağdaş gelişmelere paralel başka kuralları da var. Ancak burada üzerinde durmak istediğimiz husus, toplumumuzun farklı katmanlarındaki demokrasi alerjisinin, demokrasiyi içselleştirmeyi engellediğini hatırlatmaktır. Lider ya da partiyi kutsallaştırarak, tek adamlık, şeflik ve hatta diktaya yol açabilecek bu hastalıklı damarların meydana getirdiği demokrasi zafiyetine dikkat çekmek istiyoruz.

SOL MAHALLEDEKİ DARBECİ DAMAR

Sol mahalledeki iki düşünce insanı ve yazardan alıntı yapmak istiyoruz. Önemli bir entelektüel olan Doğan Avcıoğlu, klasik demokrasiden hiç hazzetmediğini yazılarında sürekli vurgulamış, sandıksal demokrasi, cici demokrasi gibi kavramlarla demokrasiyi aşağılamıştır. Yazdığı bazı kitaplar darbeci askerlerce el kitabı olarak kabul edilmiştir. Parlamenter sisteme saldırmaktan geri durmamıştır. Şu cümleler ona aittir:

“… devrimciliği değil, tutuculuğu kolaylaştıran parlamenter sistem, kalkınma çabasındaki ülkeler için elverişli bir sistem değildir. Devrim, devrimci bir politik sistem içinde başarıya götürülebilir.” (Doğan Avcıoğlu, Devrim ve Demokrasi Üzerine, Tekin Yayınevi, s. 304)

Doğan Avcıoğlu, batı tipi çok partili rejimlere olumlu bakmayarak tek partili demokrasiyi savunmuştur. (aynı eser, sh. 359). Tek partili demokrasinin ne kadar demokrasi olduğunu izah etmeye sanırım gerek yok. Mısır, Suriye ve Irak’ta bir ara görülen Baas diktatörlüklerinin benzerini savunan Doğan Avcıoğlu bugün dahi Türk solunda hatırı sayılı bir saygınlığa sahiptir. Geçmişte CHP içinde araştırma görevlisi olarak da görev aldığını düşündüğümüzde demokrasiyi besleyen sol damarda ciddi tıkanma potansiyeline sahip olduğunu kabul etmek gerekir.

Sol mahalleden Yalçın Küçük’ün ise daha net ve daha sivri bir dille demokrasiye saldırdığını görüyoruz. Bir televizyon programında sorulan soruyu, “ben demokrat değilim, bana demokrat denilmesini de anneme küfür edilmiş sayar ve ‘ben de senin ananı’ derim” diye yanıtlıyordu. Ardından da ekliyordu “sosyalistler demokrat değil, devrimci olur.”

Yalçın Küçük’ün demokrasi konusundaki bu söylemi ile solun demokrasi söylemi arasındaki büyük çelişkiyi şimdilik bir kenara bırakarak, soldan gelen bu saldırının demokratlığa olumsuz katkısında kuşku olmaması gerektiğini hatırlatmak isteriz.

ÜLKÜCÜLER NE DİYOR?

Şimdi de ülkücü bir yazardan alıntı yapacağız. Necdet Sevinç, ülkücü camiada hayli sevilen bir isimdi. Yazdığı kitaplar 70’li yıllarda elden ele dolaşırdı. Yazılarında sert ve keskin ifadeler kullanır ve bu tavır da zamanın gençliği tarafından çok beğenilirdi. O dönemde yazdığı Ülkücüye Notlar isimli bir kitapçık hayli gürültü koparmıştı. Ülkücü gençlere ve ülkücü teşkilatlara öneriler içeren bu kitapçık baştan sona emredici, itaati kutsallaştıran, eleştiriye yer vermeyen keskin ve katı ifadelerle dolu bir metindi. Kitap yayınlandıktan sonra sol basında “ülkücülerin faşistliğine dair önemli bir metin” olarak kabul edildi ve eleştirildi. Bu eleştiriler karşısında kitapçığa mesafe konuldu ise de, ülkücü gençlerin elinden eksik olmadı. Yeni baskıları yapılmaya devam edildi.

Demokrasinin ve hukukun hiç yer almadığı bu kitapçıktan aldığımız şu cümlede teşkilat ve lider otoritesi şöyle anlatılmaktadır: “Teşkilatta demokrasi yok, merkezi otorite ve o merkezi otoriteye mutlak itaat vardır. Lider ne diyorsa ne istiyorsa o olur. Lider ne yapıyorsa doğru olan odur.” (Necdet Sevinç, Ülkücüye Notlar, Türk Dünyası Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 1979, s. 54) Bu cümlede de açıkça belirtildiği üzere, lider ne diyorsa o olur, ne yapıyorsa doğrudur! Bu düşünce ile beslenen bir gencin demokrasiyi, hukuku, insan haklarını, eleştiriyi benimsemesi mümkün olur mu?

Oysa aynı camiada rahmetli Erol Güngör, “Lisedeki milliyetçilik anlayışımla şimdiki arasında büyük bir fark vardır. Bir ilim disiplininden geçmiş olmak, yaş ve tecrübe, bilgi ve özellikle Batı ile temas insanı büyük ölçüde değiştiriyor” (Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Ötüken Yayınevi, 7. Baskı, İstanbul 2011, s. 566) demişti. Milliyetçiliği demokrasi ile buluşturan bu görüşün yanında, Ülkücüye Notlar’a takılıp kalanlar olduğunda da kuşku yok. Bugün ülkücü camiaya mensup olanların farklı partilere dağılmalarında bu durumun payının olduğunu düşünüyoruz.

SİYASAL İSLAMCILAR NE KADAR DEMOKRAT?

Siyasal İslamcıların da darbeci sol ve biatçı ülkücüden farkının olmadığı söylemek mümkün. İslamcı camianın önemli isimlerinden İslam Hukuku hocası Prof. Dr. Hayrettin Karaman’a göre “Demokrasi Müslümanların siyasi sistemi olamaz.” (Hayrettin Karaman, 29 Mayıs 2014, Yeni Şafak). Önemli bir isim olan Karaman’ın bu görüşünün İslamcı cenahta etkili olmaması mümkün değil. Ancak belirtelim ki, aynı kanaatte olmayan İslamcı yazar, akademisyenler de var ve şura, meşveret üzerinden İslâmla demokrasiyi bağdaştırdıklarını biliyoruz. Hayrettin Karaman’ın görüşünü paylaşan çok sayıda İslamcının mevcut olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

İdeolocya Örgüsü isimli kitabında İslamcı bir yönetimin teorisini yapmaya çalışan Necip Fazıl Kısakürek, “Başyücelik” adı altında tam anlamıyla seçkinci, askerci, baskıcı bir totaliter yönetim modeli önermiştir. İdeolocya Örgüsü’nde “Kanunun bir şey söylemediği yerde Başyücenin emri kat’idir.” (Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1976, sh. 262) deniliyor. Yine aynı kitapta “Kaza (yargı) cihazı onun adına işler ve adalet onun adına dağıtılır” (sh. 263) deniliyor. Görüldüğü üzere, İslamcı yönetimin başındaki “Başyüce” tam anlamıyla bir diktatördür. Esasen İslamcı camiadaki demokrasi noksanlığında bu görüşlerin de etkili olduğunu söyleyebiliriz.

KÜRT SİYASAL HAREKETİ NE KADAR DEMOKRAT?

Türkiye’deki Kürt siyaseti içerisinde farklı gruplar olmakla birlikte, en büyük grubu Abdullah Öcalan’ın temsil ettiğini kabul etmek gerekir. Bir terör örgütü (PKK) olarak binlerce insanın kanını akıtan bu grubun legal yönünü ise şu anda DEM Parti temsil etmektedir. PKK’nın Stalinist bir örgüt olduğunda kuşku yok. Ancak, Öcalan’ın daha kapsamlı bir çatı örgütü olan KCK’nın da kurucusu ve teorisyeni olduğu biliniyor. Komşu ülkeleri de ilgilendiren KCK ile ilgili Öcalan tarafından kaleme alınmış bir sözleşme mevcuttur. Örgüt için bir anayasa işlevi gören KCK Sözleşmesi’nin bir maddesinde Abdullah Öcalan’a verilen rol şu şekilde düzenlenmiştir: “Her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur. Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin temel politikaları gözetir ve temel konulardaki en son karar merciidir.” (Abdullah Öcalan, KCK Sözleşmesi, md. 11’den)

Bu metinde vurgulanan “Önderliğin son karar mercii olması” kuralının yukarıda örneklerini verdiğimiz “lidere itaat” ve “Başyüce’nin kat’i emri” gibi kavramlarla benzerliği dikkat çekicidir. Şüphesiz Kürt siyaseti içerisinde demokratik hukuk devleti çerçevesinde siyaset yapmak isteyenler de var. Ancak en büyük ve en etkili olan grubun başındaki Öcalan’ın kaleminden çıkmış KCK Sözleşmesi’nin demokratik bir hukuk devleti sunmadığı açıktır. Kaldı ki, Öcalan’ın diğer metinlerinde de klasik demokrasiye saldırının mevcut olduğunu unutmamak gerekir.

VE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET MODELİ!

Alıntı yaptığımız solcu, ülkücü, islamcı, Kürtçü yazarların cümlelerinin benzerliğini ve demokrasi açısından oldukça sorunlu olduğunu vurgulamaya çalıştık. Şimdi de son yıllarda uygulamaya başladığımız Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mimarlarından, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurumu Başkan Yardımcısı, hukukçu Mehmet Uçum’un yazdığı bir kitaptan bir cümleyi paylaşmak istiyorum. Uçum, bu sistem için “Tüm yetkiler ve karar verme gücü cumhurbaşkanına aittir” diyor. (Mehmet Uçum, 15-16 Temmuz’dan Cumhurbaşkanlığı Sistemine Türkiye’nin Demokratik Birliği Mücadelesinde Yeni Aşama 16 Nisan, Alfa Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2018, s. 115). Benzerliği gördünüz mü? Lideri sorgulamayan ülkücü, tek partili demokrasiyi öven darbeci solcu, her şeye yetkili Başyüceyi savunan İslamcı, önderlik son sözü söyler diyen Stalinist Kürtçü ve tüm yetkiler ve karar verme gücü cumhurbaşkanında diyen ucube sistemin mimarı! Bunları üst üste koyduğunuzda rengi farklı ama kalıbı aynı modelle karşı karşıya kaldığımız görünecektir.

Böyle bir sistem başka yerde var mı diye merak edenlerin meraklarını da giderelim. Fransa’nın mutlak monarşi döneminde “Güneş Kral” olarak bilinen 14. Louis’nin “Devlet benim” sözü de bunların bir başka versiyonudur. Bir örnek daha var; çiftlikte devrim yaparak yönetimi ele geçiren hayvanlar güzel günler beklerken, domuzlar dizginleri ele geçirince Napolyon isimli domuz müthiş bir diktatörlük kurar. Artık Napolyon’un, “Üstün bilgileriyle önderliği üslenmeleri doğaldı.” (s. 45, George Orwell, Hayvan Çiftliği, Çeviren: Celal Üster, Can Yayınları, 44. Baskı, İstanbul 2015), çünkü orada da aynı sistem kurulmuştu ve “Napolyon yoldaş her zaman haklıdır” (sh. 135) kuralı orada da geçerliydi.

Sağ ve sol damarlardaki arızanın kalbi sıkıntıya sokması gibi, toplumun sağ ve solundaki defolu durumun demokrasiyi içselleştirmede olumsuzluğa yol açtığı kanısındayız.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir