Görüşler

‘Erdoğan-Biden görüşmesi’ni nasıl okumalıyız?

‘Erdoğan-Biden görüşmesi’ni nasıl okumalıyız?

Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı E. Fuat Keyman “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı ile ilişkilerini Trump dönemi gibi götüremeyeceğinin ortaya çıktığı gerçeğiyle Türkiye’ye dönüyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Yeni seçilen Başkanın yapacağı ilk uluslararası ziyaret Amerikan siyasetinde her zaman politik ve sembolik olarak çok önemli olmuştur.

Yeni Başkanın uluslararası ilişkilere bakışı, dış politika vizyonu, nereye ve neye önem vereceği, nasıl bir eylem-söylem içinde olacağının ip uçlarını ilk uluslararası ziyaretin nereye yapılacağından, hangi konuların konuşulmak istenildiğinden ve ne mesajların verileceğinden anlarız.

Başkan Biden, bu anlamda, bir istisna oluşturmadı.

Biden Başkanlığında Amerika’nın küreselleşen dünyaya bakışını, dış politika önceliklerini ve stratejik vizyonunu, 10-16 Haziran arası Avrupa’ya yapılan ve G7 Liderler Toplantısı (Londra)-NATO Zirvesi (Brüksel)-AB üye ülkeleri liderleriyle görüşme-Rusya Başkanı Putin ile görüşme ve de 14 Haziran’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme gibi yüklü bir programı içeren ilk uluslararası ziyaretinden büyük ölçüde anlamış olduk.

WASHINGTON NE DÜŞÜNÜYOR?

Washington, bu ziyarete çok önem verdi. Haziran başından beri, yazılı ve görsel medyanın, ve düşünce kuruluşlarının yaptığı toplantıların ve yayımladıkları politika notlarının ana gündem maddesi Biden’ın Avrupa ziyareti oldu.

Washington’da düzenlenen toplantıların bazılarına katıldım ve yayınları mümkün olduğunca okudum.

Şu noktaların altını çizelim:

Bir, Başkan Biden’ın Avrupa tercihi, kendisinden önceki başkanlardan hem Obama’nın iki döneminden hem de Trump’dan farklılaştı. Obama ve Trump’ın ilk uluslararası ziyaret tercihleri, Orta Doğu iken Biden’ınki Avrupa oldu. Biden dönemi Amerikan dış politikası, odak ve öncelik olarak Orta Doğu yerine Avrupa’yı tercih etti. Daha da önemlisi, Avrupa tercihi, G7, NATO, AB gibi kilit kurumların önemli toplantılarına katılımı da içerdi. Böylece, Amerika’nın geri gelişinin dış politika ve dünya ayağının, Avrupa ve kurumlarla iyi ilişkiler odaklı olacağını öğrenmiş olduk.

İki, bu ziyaretle, Amerika, küresel liderliğini tekrardan pekiştirme sürecini başlatmış oldu. Biden Başkanlığı, Amerika’nın küresel lider konumunun hem söylem, hem eylem temelinde güçlenmesini amaçlıyor. Bunu, Amerika-Avrupa-Küresel Kurumlar (NATO, AB başta olmak üzere) denkleminde yapacak. Diğer bir değişle, Atlantik’in iki yanının iyi ve stratejik ilişkileri dediğimiz Transatlantik İttifakının güçlenmesi yoluyla Amerika’nın küresel liderlik konumu güçlendirilmeye çalışılacak;

Üç, Amerika, bu ziyaretle, Batı (Avrupa ve Küresel Kurumlar) üzerindeki liderlik konumunu pekiştirmiş oldu. Biden Başkanlığı, Amerika’nın “Batı düşüncesi ve jeopolitik-stratejik çapası” üzerindeki konumunu da güçlendirmek istiyor. Bunun ilk hamlesi bu ziyaretle başarıldı diye düşünüyorum. Bu anlamda, bu ziyarette, Biden Başkanlığının “stratejik vizyon” olarak, özellikle Çin ve Batı-dışı dünyaya karşı Amerikan liderliğinde Batı’nın güçlenmesi ve Çin ve Asya’nın yükselişinin “dengelenmesi” tercihinde olduğunu gördük;

Dört, Biden Başkanlığı, başta Rusya, Türkiye ve diğer güvenlik risk alanlarına dış politikadaki “zorlayıcı çoktaraflılık ve zorlayıcı diplomasi” (assertive multiculturalism-assertive diplomacy) anlayışı ve uygulamasıyla yaklaşacak. Diplomasi önemli ama yaptırımlarla, caydırmalarla, yani “havuçtan ziyade sopa kullanımı” yoluyla etkili ve dönüştürücü olma anlayışı Biden Başkanlığının stratejik tercihi olacak; bunun ipuçlarını da bu ziyarette görmüş olduk. Rusya ile ilişkilerde, Soğuk Savaş yerine “Soğuk Barış” dönemi başlatılacak;

Beş, Biden Başkanlığı, gerek “Yeşil Mutabakat”, gerek “NATO 2030 Stratejik Belgesi”, gerekse de “Demokrasinin Otoriter Rejimlere Karşı Küresel Ölçekte Desteklenmesi” ölçütleri ve hedefleri doğrultusunda, “güvenlik-ekonomi (istihdam)-demokrasi-iklim dörtgeni”nde küresel ve bölgesel sorunlara ve risklere, Çin ve Rusya ile ilişkilere, ve Amerika’nın küresel liderliğinin güçlenmesi amacına yaklaşacak. G7 Toplantısı ve NATO Zirvesi sonuçları bu görüşü destekliyor.

Tüm bu noktalar ışığında iki genel sonucu söyleyebiliriz: Biden Başkanlığının ilk uluslararası ziyareti, “saha-masa-algı denklemi”nde başarılı olmuştur; Amerika’nın geri gelişinin uluslararası ilişkiler ve dış politika boyutunun nasıl hareket edeceği küresel ölçekte dünya ile paylaşılmıştır.

Bu temelde, Erdoğan-Biden görüşmesine yaklaşırsak da, şu gözlemlerimi paylaşmak isterim:

Birincisi, Biden’ın yukarıdaki noktalar ışığında dış politika stratejik vizyonunu ve tercihlerini Erdoğan’la paylaştığını gördük. Bu bağlamda, Amerika’nın, stratejik vizyon temelinde, Türkiye’nin önemli bir müttefik olarak Batı ve Küresel Kurumlarla birlikte hareket etmesini istediği; Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini düzeltmesi gerekliliği ve bunun uygulamaya sokulması talebi en genel ama önemli bir mesaj olarak bu görüşmede verildi;

İkincisi, Biden’ın Erdoğan ile ilişkisinde, Trump’dan farklı, lider-lider ilişkisini değil, aksine “kurumlar (Bakanlar, Bakanlıklar, sivil toplum)-arası ilişki”yi ön plana alacağı ortaya çıktı. S-400’lerden başlayarak kritik kararların kurumlar-arası ilişkiye bırakılması bunun bir göstergesiydi;

Üçüncüsü, Türkiye’nin son dönemde izlediği tek taraflı ve güvenlik eksenli dış politika anlayışının (ki, buna “stratejik otonomi” diyoruz), dünyayı okuyuşunun hatalı olduğu bir kere daha ortaya çıktı. Batı’nın ve Amerikan liderliğinin çok zayıfladığı “Batı-sonrası” bir dünya fikri üzerine inşa edilen bu anlayışın geçerliliği, Biden’ın bu ziyaretiyle, ve hem Batı’nın hem Amerika’nın küresel liderliğinin güçlendirilmesi mesajıyla bitmiş oldu. Doğru: Batı’dan Asya’ya güç kayması var; Amerikan liderliği Trump dönemimde zayıfladı; Dünya Beşten Büyüktür. Ancak şu gerçeği de gördük: Batı ve Amerika ve Beş Ülke de güçlü ve kendilerini yeniden güçlendirme kapasitesine sahipler. Erdoğan-Biden görüşmesiyle, stratejik otonomi döneminin bittiğini ve dış politikanın yeniden inşa edilmesi gerekliliğini gördük;

Dördüncüsü, S-400 tartışmasının, bu sistemin aktive edilmeyeceği temelinde dondurulduğu mesajı da verildi;

Beşincisi, gerek Suriye meselesinde, gerek 24 Nisan mesaj gerginliğinde, bu konuların merkezi bir gündem olmaması, hatta ikincisinin gündeme gelmemesi, Başkan Biden’nın istediğini alarak bu görüşmeyi bitirmesi anlamına geliyordu. Bu görüşmede istediğini alan tarafın Biden olduğunu söyleyebiliriz.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı ile ilişkilerini Trump dönemi gibi götüremeyeceğinin ortaya çıktığı; stratejik otonomi döneminin dış politikada bittiği; Batı ile ilişkilerin düzeltilmesinin söylem-eylem tutarlılığı taşıması gerektiği mesajlarıyla; ve, belki de en önemlisi, dış politika yapım ve tercihlerinde, lidere sadakat ve retorikle değil, aksine bilgi ve liyakatla çalışılmasının ne kadar önemli olduğunun bir kere daha ortaya çıkması gerçeğiyle Türkiye’ye dönüyor.

Peki, Türkiye’nin tercihi ne olacak? Göreceğiz ve tartışacağız.

fuat@sabanciuniv.edu

YORUMLAR (7)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
7 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir