Görüşler

Öldürücü umut, gelecek aynası ve yoksulluk sarmalında bugün

Öldürücü umut, gelecek  aynası ve yoksulluk  sarmalında bugün

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, 50 yıla yaklaşan süreyi Türkiye’de enflasyonun düşeceğine dair umutlanarak geçirdiklerini belirterek enflasyon rakamlarıyla daha da belirginleşen yoksulluğu irdeledi. Değer, açıklanan yüksek enflasyon rakamlarının bir istatistiki veriden ibaretmiş gibi ifade edilmesini de eleştirdi.

Giovanni Papini’nin“Kaçan Ayna” öyküsü bizi çarpıcı bir tartışmaya çekiyor. İnsanın yarın için bugünden hazırlanmasını öven bir adama (İnsan Bey) karşı, “şimdinin gelecek uğruna feda edildiğini, o geleceğin de şimdiki zamana dönüşeceğini, bir başka geleceğe feda edileceğini…” öne sürerek şimdinin savunuculuğunu üstlenen Beyefendi’nin tartışmasını içeriyor öykü. Hayat, zaman, şimdi, gelecek, ilerleme hakkında yapılan sorgulama iki kahraman üzerinden yapılıyor. Şimdinin sürekli şekilde geleceğe adanmasından yakınan Beyefendi’nin çözümlemesi, üzerinde durmayı hak ediyor: “Şimdiki zamanda olan her şey bize zor, zavallı, yetersiz, düşük kalitede görünür ve biz bu şimdinin sadece bir önsöz, gelecekteki bir romanın uzun ve sıkıcı bir önsözü olduğunu düşünerek kendimizi sadece avuturuz. (…) Şimdiki gerçeklik gelecek aynası olmadan rezil, pis, anlamsız olur, (…) yarın olmasaydı, insanlar daha fazla yaşamaya razı olmazlardı.”

Evet, yarın, yarına ilişkin umudumuz olmasaydı şüphesiz ki standartları son derece düşük bugüne razı gelmemiz hayli güçleşirdi. Papini meseleyle yüzleşmek zorunda bırakıyor bizi. Önümüze getirilen de spekülatif bir şey değil, bizim gerçekliğimiz. Elbette yarında, yarının öneminde, yarına ilişkin vaat, beklentide ve umutta dile gelenlerde bir hakikat payı var. Zaten bu hakikat payı için başımıza gelmeyen kalmıyor. Hakikatin payı hatırına uğradığımız felaketlerin haddi hesabı olmuyor. Hakikatin payı için, meşrulaştırımı yapılan ölümcül bir girdapta hayatımızı tüketerek ödediğimizden daha büyük bir bedel olabilir mi? Bedeli, hayat olan bir ödeme!

Enflasyon rakamları üzerinden yaşadıklarımız tam da Papini’nin anlatısının somut örnekleri hüviyetinde. Yarım asra yaklaşan hayatım, çok kısa bir ara haricinde, bu girdaptan çıkacağımızın müjdesine muhatap olmakla geçti maalesef. Şu anda da aynı şekilde güzel yarınlara uyanacağımızı muştulayan bir dile muhatap şekilde umudumuzu korumamız isteniyor. Başka çaremizin olup olmadığı mevzusu da ayrı bir bahis. Trajik olan ise nihayetinde bütün bu döngü içinde hayatın yitip gidiyor olmasıdır. Umutları yağmalanmış şekilde, Papini’nin ifadesiyle zor, zavallı, düşük kalitede olan anların istilasında saçmalaşmış bir hayat sürmüş olmanın acı tadı kalıyor.

Rakamlar açıklandı yine rezil, pis bir tabloyla karşı karşıyayız. İnsan Beyler tarafından yarınlarımızın güzel olacağı söyleniyor eşzamanlı olarak yine. Peki, bu gözyaşı vadisini geride bırakmak, bu kahredici döngüden çıkmak için ödememiz gereken bedel, katlanmamız gereken işkence daha ne kadar sürecek? Hayat dediğimiz şey zaten sınırlı anların birleşiminden mürekkep iken bunu da bir türlü gelmeyen gelecek uğruna talan edilmesi doğrudan istismar edilmek değil midir?

İstismara uğradığımız çok açık. Uygulamanın doğasından, ilişkinin niteliğinden kaynaklanan bir aşağılanma ile karşı karşıyayız. Nietzsche bir yerde “umut işkenceyi arttırır” demişti. Umut, fakirin ekmeği. İçinde bulunduğumuz netameli koşullara katlanabilmemiz için anlaşılabilir bir dayanak umut, bir tür savunma mekanizması. Diğer taraftan da sadece bir kandırmaca, kendi dayanılmaz koşullarını katlanılabilir kılmaya dönük tatlı bir yalan değil. Umut, aynı zamanda geleceğin farklı şekilde olabileceğine, bugünkünden çok daha insani, vicdani, ahlaki, adil olacağına ve bu yönde bir çaba ve kararlılık içinde olduğumuza, bu yüzden de kabulü mümkün olmayan koşullara katlandığımıza ilişkin iradi bir yön de taşır içinde. Zaten değeri, anlamı bu olan umudun sistemli ihmalidir, istismarıdır ve organize bir tahakküm döngüsü üzerinde seyreden bir ilişkiler şebekesinin sürekliliğine payanda yapılmasıdır kahredici olan.

Enflasyon rakamları birer istatistikî veri olarak paylaşılıyor. Rakamlar; açlık, yoksulluk, yoksunluk ile bağı yokmuş gibi hayatımızda. Paylaşmak, bölüşmek, insanca yaşamak, namerde muhtaç olmamak, kula kul olmamak vs. gibi bütün göndermelerinden sıyrılmış şekilde teknik bir veri aktarılıyor sanki. Oysa kıyametin koptuğu bir alandan, ilişkiden, işleyişten bahsediyoruz. Zenginlik vaatleri üzerine kurulu bir organizasyonun içinde her gün yakıcı bir fakirliği yaşıyoruz. Asgari ücretin, açlık sınırında bir hayatın gittikçe olağanlaştığı bir gerçeklik içindeyiz. Kardeşlik anlatılarımızın, inanç, değer, ilke vurgularımızın tümünü paçavraya çeviren bir tufana fırlatılmış gibiyiz.

Zenginliğin, adil paylaşımın, fırsat eşitliğinin bile insanca yaşamı tesis etmede gittikçe etkisizleştiği bir tarihsel toplumsal eşikte bunun fersah fersah gerisinde hiper bir alt üst oluşun dalga dalga büyüttüğü anomi, yabancılaşma, aidiyet krizi içinde yoksullukla yoksunlaştırılmış bir varoluşun ne anlama geldiğini kestirmekten bile aciz durumdayız. Zaten yoksulluk girdabında boğazlandığımızı, insandışılaştırıldığımızı, kısır koşullara mahkûm edildiğimizi, insani kapasitemizden-potansiyelimizden el etek çektirildiğimizi görmeyen halimiz bize dünya ile irtibatımızın sahih olmadığını apaçık gösteriyor esasında.

Konuşmanın bir anlam ifade etmediği, sözün gerçekle bağını yitirdiği post modern koşullarda ekonomi-politik, garip bir dil üzerinden ilerlemeye devam ediyor. Etkili ve yetkili olanlar ya açıklanan verilerin manipülasyonuyla ilgili şeyler anlatıyorlar veya durumun kontrolde olduğuna ve işlerin düzeleceğine ilişkin umut vermeye devam ediyorlar. Hayatları bir yağma ve talan alanına çevrilenler ise biraz hayret biraz şaşkınlık biraz hayal kırıklığı içinde niçin hâlâ vaat edilen umuda erişemediğimizi anlamlandırmaya çabalıyorlar. “İşler niye düzelmiyor?” sorusu eleştirel/analitik bir pozisyondan neşet etmiyor. Duygusal bir çöküşün belirlediği hayal kırıklığında dile gelen bir iç çekiş şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu şekilde devam ettiğimiz sürece işler niye/nasıl düzelsin? İşlerimiz niye düzelsin, işlerimizin düzelmesi için yapılması gerekenlerden neyi yapıyoruz da bir şeylerin düzelmesini bekliyoruz? Bu tarz soruları sormak gibi kritik bir düzleme varamıyoruz bir türlü. Zaten bu soruların sorulduğu bir düzleme erişebilmek bize başka bir standartta hayat sürmenin olanaklılığını da beraberinde getirecekti.

İşlerin düzelmesi gerektiğini söylemek ile bunun gereklerini yapmak arasında zorunlu bir bağ varmış gibi bir hayat yaşıyoruz. Söylemek ve yapmak, birbiriyle kopmaz bir ilişkiyi zorunlu kılıyor. Türkiye söylemeyi, güzel söylemeyi yapmaktan kaçmanın kamuflajına dönüştüren kamusal/kurumsal işleyişin hüküm sürdüğü sıra dışı bir ülke malesef. Elbette mesele ne bu kadar basit ne de bu kadar teknik. Ama yine de nihayetinde meselenin gelip dayandığı yer de bu anlamsız, kahredici yer.

Enflasyon rakamları açıklandı, tahminler, beklentiler revize edildi. Umudumuzu korumamız yönünde rasyonel bir analiz de yapılıydı. Yine Papini’nin ifadesiyle gelecek aynası önümüze konuldu. Elbette gelecek aynasının varlığı ve anlamı, rezil, pis bugüne bir anlam takviyesi yapmakla ilintilidir. Ancak diğer taraftan da gelecek aynası bugüne bir anlam takviyesi yaparken aynı zamanda bugünün anlamsız, rezil ve pis olduğunun altını çizer, onu teyit eder. Bizim sürekli şekilde gelecek aynasının bugünü görünmez kılma girişimine karşı bugünü ısrarla görünür kılma ve titizlikle üzerinde durma yönünde bir çaba içinde olmamız gerekiyor. Çünkü buraya gelmek, burayı konuşmak sürekli aleyhimize çalışan bir sistematiğin projeksiyonunda konumlanmaya çekince koymak demektir. Hayatımızı belirli bir standarda kavuşturmak bugünü gözden çıkarmakla olabilecek bir şey değil. Dolayısıyla süreklileşen “bugün” yoksulluğu sadece maddi kayıpların oluşturduğu kısır bir hayatı değil aynı zamanda bize kapatılan, görünmez kılınan hatta düşünülemez ve talep edilemez kılınan alternatif adil, özgür bir yaşamdan mahrumiyetin kendisidir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir