Öğretim görevlisi, Prof. Dr. Turgut Bayramoğlu, Türkiye piyasalarında yaşanan fon krizini yazdı. Fonlar üzerinden yapılan işlemlere ‘dolandırıcılık’ diyen Bayramoğlu, denetim görevini tam olarak yerine getirmeyen veya ihmali olan kurumların da sorumluluğu olduğunu söylüyor. ‘Uzun zamandır artık bağcının kim olduğunu soran yok. Önemli olan üzümler. Buradaki hissi galiba hepimiz biliyoruz’ diyor.
Yeni bir finansal olayla karşı karşıyayız: Fon krizi. Daha düz bir ifadeyle söylersek yeni bir dolandırıcılık vakası ile tanıştık. 131 fon kuruluşu yapılan bir açıklamayla tasfiye sürecine alındı. Toplam büyüklüğün yaklaşık 900 milyar TL olduğu tahmin edilen bu fonlar şimdiye kadar bilerek ve kasten fon sahipleri tarafından yanlış yönetilerek fona para yatıranlar zarara uğratılmıştır. Eğer bu zararlar kamu tarafından karşılanacaksa elbette kamu da zarara uğratılacaktır. Yaşanmakta olan fon krizinin ayrıntıları ve tarafları çok fazladır. Fon sahipleri veya fonu yönetenler başta olmak üzere fona para yatıranlar, bu işleri denetlemekle sorumlu olan bir dizi kamu kurumu, dolaylı olarak işin tarafı olan kamu kurumları ve krizden etkilenmesi kaçınılmaz olan diğer fonlar, borsa, evim sistemleri bu konunun taraflarıdır. Olayın ayrıntıları netleşmemekle birlikte konu ekonomik, sosyal, kurumsal ve psikolojik olmak üzere oldukça kapsamlı bir değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Bu kriz nihayetinde ekonomik yapının daha da kırılgan olmasına, yurt içi ve yurt dışı piyasalarda Türkiye finans piyasasına olan güven kaybına, kim olduğu fark etmeksizin milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olmuştur. Bu olayda bana göre kazanan yoktur ancak metalaşan dünyada kazanmış gibi görünenler vardır: Milyonlarca insanın parasını hileli işlemler ve yollarla zimmetine geçiren şaibeli fon yöneticileri.
KARINCALAR VE AĞAÇ BİTLERİ
Fon krizini ilk duyduğumda tabiatta yaşanan bir olay aklıma geldi. Karıncalar başka bir canlı olan ağaç biti larvalarını sonbaharda kış soğuklarından korumak için önce yuvalarına taşırlar sonra erken bahar geldiğinde bu larvaları alıp fidanların en üstte bulunan körpe yapraklarına taşırlar ve burada kendilerine bildiğiniz bir çiftlik kurarlar. Ağaç bitleri ağacın yeni çıkan yapraklarıyla beslenirken başına geleceklerden habersizdir. Ağaç biti ilginç bir hayvandır ve her oluşan larva karnında kendi yavrusu ile dünyaya gelir. Ağaç bitleri kısa sürede büyük bir koloniye ulaşır. Tabii koloninin büyüklüğü nispetinde üzerinde yaşadığı ağaca zarara verir, büyümesini engeller ve müdahale edilmezse ağacı öldürebilir. Karıncalar için artık beslenme zamanı gelmiştir. Ağaç bitlerinin salgıladığı şekerli sıvı karıncaların ve daha birçok böceğin besin kaynağıdır. Bu örnekte karıncalar işini bilen fon yöneticileri, ağaç bitlerini de küçük tasarruf sahiplerine benzetebiliriz (Tasarruf sahipleri bu örnek için beni affetsin). Elbette çiftçiler ise kamu otoritesi oluyor. Karıncalar ağaç bitlerini ürün verme aşamasına kadar koruyup kollamışlardır lakin bunu babalarının hayrına yapmamışlardır, ağaç bitlerinin etinden ve sütünden faydalanmak için yapmışlardır. Sürecin kriz aşamasına gelmemesi için yapılacaklar ise aslında bellidir. En başından olaya müdahale etmek. Ağacı kurtarmanın tek yolu hiçbir zaman böyle bir ortamın oluşmasına müsaade etmemektir. Bu müdahale hiç yapılmaz ya da müdahalede geç kalınırsa ağaç ölebilir.
Bu olayda şimdiye kadar yapılan açıklamalardan Tera, Pusula, Hedef ve Atlas başta olmak üzere 131 fonun kötü niyetli olduğu muhtemelen süreç sonunda suçlu olacağı, milyonlarca yatırımcının mağdur olduğu ve denetleyici kuruluşların ise kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Fon sahipleri hileli işlemler yaptıklarından, fonların birikimleri ile yan kuruluşlar (Katılımevim, Birevim) kurdukları için, fonların SPK’nın onayıyla halka arz edildikten sonra değerlemeler zirvedeyken fondan çıkıp geriye kalanları kaderleriyle baş başa bıraktığı anlaşılmaktadır. Yine anlaşıldığı kadarıyla kamu otoritesi en başından bu tip olayların olmaması için fon piyasasını düzenlemediği için bir boşluk oluşmuş ve bu boşluktan faydalanan kötü niyetli kişiler kamuyu zarara uğratmışlardır. Ayrıca yine ilgili kuruluşların olayı fark ettikten sonra acil ve gerekli müdahaleyi yapması beklenir. Bu krizde maalesef bu işle doğrudan bağlantılı olan SPK, BDDK, Borsa İstanbul (BİST) ve MASAK gibi kuruluşlar problemli fonlar can çekişene kadar müdahale etmemiş fakat ölmek üzereyken müdahale etmiştir. Bitki yoğun bakımdadır ve bitkiden geriye ne kalacağı ise şimdilik belirsizdir. Fon piyasasında böylesi bir yıkım sürecine ulaşmamız fon piyasalarının bankacılık piyasası gibi yeterince düzenlemeye tabi tutulmamasının etkisi büyüktür. Halk arasında buna “Köpeksiz köy bulup değneksiz (çomaksız) gezmek” denir. Düzenlemelerin yeterince olmaması demek fon sahipleri ve yöneticilerin işgüzarca ve kötü niyetli olarak topladıkları fonları değerinin çok üzerinde değerlenmiş gibi göstererek daha fazla fon sahibini tuzağa çekmek olmuştur. Konunun ekonomi yönetimi açısından daha vahim tarafı ise ancak uluslararası bir uyarıyla olaya müdahale etmiş olmalarıdır.
Fon krizinin daha önce yaşadığımız finansal krizlerden (Charles Ponzi, Bernard Madoff ve Banker Kastelli gibi) farklı tarafları elbette vardır fakat sonuç değişmemekte, birkaç kişinin bazı patronaj ilişkilerini kullanarak büyük bir çoğunluğun (yaklaşık 455 bin) parasını iç etmeleri söz konusudur. Üstelik bazı fon sahipleri ekonomik olarak döviz sıkıntısı çektiğimiz bu günlerde bu paraların birazını daha kimse olaya uyanmadan veya görmezlikten gelindiği için yurt dışına aktarabilmişlerdir.
Bu aşamada ekonomi için kurumsal yapıların önemine bir kez daha vurgu yapalım. Daron Acemoğlu buna kapsayıcı kurumlar demişti. Finans piyasasında da yatırımcıları kötü niyetli kişilerden koruyacak sağlam düzenleyici kurumlara ihtiyaç vardır. Bu aşamadan sonra muhtemelen 2001 krizinden sonra bankacılık piyasası için yapılan düzenlemelere benzer düzenlemeler fon piyasaları için de yapılacaktır. Fakat şimdilik atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Geride 900 milyar liralık bir yolsuzluk ve dolandırıcılık hikâyesi kalmıştır. Bu fon sahipleri iktisat tarihine yeni bir dolandırıcılık türü ve hikâyesi armağan etmişlerdir!
Konunun bizim açımızdan bir de psikolojik tarafı vardır. Immanuel Wallerstein (1930-2019) Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık adlı kitabında daha fazla sermaye üretmek için sürekli sermaye üretmekten bahsederken, her şeyin metalaştığından yakınır. Düşünür kitabın bir yerinde, “Bizim kapitalist adını verdiğimiz şey, sermayeyi elinde tutanın dur durak bilmeyen ve ilginç bir biçimde kendine dönük olan bu gitgide daha çok sermaye biriktirme hedefi ve sermayeyi elinde tutanın bu nedenle, hedefine ulaşmak için başka kişilerle kurmak zorunda olduğu ilişkilerdir” demektedir. Yazar kapitalist sistemde sermaye biriktirenlerin bir de başkalarıyla ilişki kurarken kötü niyetli olduğunu kabul etseydi acaba ne derdi? Zaten bazı dini ve geleneksel gerekçelerle tasarruflarını yastık altında tutma eğiliminde olan insanlar için piyasaya girmek oldukça zorken bir de böylesi yolsuzlukların duyulması ile konu ne hale gelir bir düşünelim.
Ekonomik yapı tasarrufların ekonomiye dâhil olması için bir sürü finansal araç geliştiriyor. İslami bankacılık diyerek bankacılığın algısını değiştiriyor, evim sistemleri gibi kuruluşlarla faiz endişesi yüzünden sistemin dışında kalanları sisteme dâhil etmek istiyor, mortgage sistemi ile en azından inşaat sektörünü canlandırmaya çalışıyor. Cinsi ne olursa olsun yastık altında tutulan paranın ekonomiye bir faydasının olmadığını nerede ise herkes bilir. Ülke vatandaşlarının tasarruflarının bir şekilde sisteme dâhil olmasının yatırımları artıracağı; tasarruflar azaldığında kredi verilebilir para azalacağı için faizlerin artacağını; iç tasarruflarla karşılanamayan sermaye ihtiyacının ise yurt dışı finansal kuruluşlara başvurularak karşılanacağını bilmek gerekir. Kısaca bir şekilde sisteme dâhil edilmeye çalışılan faize hassas olan bireyler bu tip yolsuzluk olaylarında geri adım atacaklardır. Kaldı ki bu olayda faiz hassasiyeti olmayanlar da bir süre en azından olay sönümleninceye kadar piyasalarda uzak durmaya çalışacaktır.
FIRSATI KAÇIRMAYALIM
Kötü niyetli fon yöneticilerini bir kenara bırakırsak fonlara yatırdıkları paraların 500-600 kat değerlenmesinden şüphelenmeyen yatırımcılara ne demeli. Böylesi bir artışın normal olmadığını, herhangi piyasada herhangi bir finansal aracın böylesi bir artışa neden olmayacağını neden düşünmezler. Belli ki bu sadece fon piyasaları hakkında sade vatandaşın ve küçük yatırımcıların asimetrik bilgisi ile açıklanamaz. Konunun ekonomik ortamla, kısa zamanda köşeyi dönme hisleri ile bağlantıları var. Her şeyin metalaştığı dünyada toplum büyük oranda az olsun benim olsun, kazancım helal olsun, alın terimle kazandığımı yiyeyim hislerinden uzaklaşmış; nereden gelirse gelsin ve kimin kazancı olursa olsun çok para kazanma hislerine yaklaşmış görünüyor. Uzun zamandır artık bağcının kim olduğunu soran yok. Önemli olan üzümler. Bu fonlara girenler acaba halka arz edildikten sonra sadece birkaç yılda kurulmuş olan bir firmanın nasıl olup da yüz kat veya beş yüz kat artığını sorgulamaz. Buradaki hissi galiba hepimiz biliyoruz.
Şunu unutmamak gerekir yaptığı işleri hukuk dairesinde yapan hiçbir kurum zan altında tutulamaz. Layıkıyla çalışan bankalar, fonlar, evim sistemleri zan altında tutulmamalıdır. Bu kuruluşlar finans piyasalarının çeşitliliğini sağlayıp iş dünyasının ve bireysel yatırımcıların sermaye ihtiyacını karşılamaktadır. Ekonomik döngü bunu gerektirir. Bireysel yatırımcıların ise reel ekonomik faaliyetleri takip edip ya da başka bir ifadeyle finansal okur-yazar olup bir tasarrufu varsa bile katma değeri olan finansal kuruluşlara yönelmelidir. Hem hukuki hem de ahlaki olan ise üzümü yerken bağcının kim olduğunu merak etmeleridir.
Prof. Dr. Turgut Bayramoğlu, Bayburt Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim görevlisi.
